Zeynep Süberk
63 şiiri ve 23 yazısı kayıtlı Takip Et

Pencerede son bakışın



Pencerede Son Bakışın

Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 17.1.2013 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.



Yaşamımın yolunda gitmesini sağlamak için, yolumdaki taşları temizlemem gerektiği anladığım an nefessiz kalmadan, kalp ritmim bozulmadan koşmaya başladım. Öyle ki; bu taş, benim temel taşım olsa bile ondan uzaklaşmalı, uzaklaşamıyorsam da, tutup fırlatmalıydım. Unufak olsa da!
Yayları gıcırdayan yatağın üzerindeki ikizimden kurtulmanın yollarını arıyordum. Bir uyusa, derin bir uykuya dalsa, meyve bıçağı ile şah damarına ufak bir hamle yapabilirdim, ondan kurtulmalıydım. Gel gör ki, o hiç uyumuyordu. Bir insan uyumadan nasıl yaşardı? Korkularımın içinde, arada bir, kısa kısa, kan ter uykulara dalıyordum. Gözümü her açtığımda o; ya yatağımın kenarında, ya masamda, ya banyoda, yanımda duruyordu. Evet; ona hak etmediği şeyler yapmıştım ama ölümümü hak edecek kadar değil. Beni yavaş yavaş öldürüyordu. Üzerimde öyle ağır bir psikolojik baskı kurmuştu ki, artık benlikten çıkmış, bir caniye, kardeş katiline dönüşmek üzereydim.
’Tanrı’m, bana güç ver! Dayanamıyorum...’
O kana bulanmış eller içini ürpertiyordu. Sırf canımı yakmak, beni korkutmak için, parmak uçlarını jiletlemiş, ellerinden sızan kanı yüzüne, beyaz gömleğine bulamış, karşımda oturuyordu. Beni kan tuttuğunu bile bile yapmıştı bunu. O hâlini ilk gördüğüm an korkunç bir bulantı hissettim, başım döndü, kulaklarım uğuldadı, o ise karşımda gülüyordu. Şeytanca gülüyordu. Bir an içinde şeytan olduğunu düşündüm, sonra bayılmış olmalıyım. Uyandığımda yatağın kenarında oturmuş, kanlı elleriyle yüzümü okşuyordu. İrkildim ve çığlık çığlığa bağırmaya başladım. ’Korkma! ’ dedi... ’ Korkma sevgili ikizim, terini siliyordum. Sana zarar verebileceğimi nasıl düşünebilirsin? ’ Hissettiğim korku mu, nefret mi bilmiyordum. Tek bildiğim ikizimi artık hayatımda istemediğimdi.

Annem odaya girdiğinde, yardım ister bir ifade ile yüzüne baktım. O da çok korkuyordu, ağlamıştı. Önce ikizime baktı, sonra yüzüme doğru eğildi. Şevkâtli elleriyle yanaklarımı okşadı ve beni öper gibi yapıp kulağıma fısıldadı: ’ Üzülme meleğim. Geçecek, buna daha fazla izin vermeyeceğim. ’ Sonra hiçbir şey yokmuş gibi doğruldu, ikizime dönmeden önce gözlerinden süzülen yaşları sildi. Arkasını döndü ve kardeşimin yüzüne bakmadan, hırsla odadan çıktı. Annem çok endişeleniyordu ve ben ondaki korkuyu alacak tek bir şey yapamıyordum. Elim kolum bağlıydı. O benim kardeşimdi...

Bütün bunlar nasıl başlamıştı? Hafızamı zorluyordum. Çocukluğuma, çocukluğumuza dönmeye çalışıyordum. O zamanlar ufak tefek kavgalarımız vardı. Sanırım oldukça sessizdi, evin içinde bizi kimse duymazdı, bize kimse karışmazdı. Yanılmıyorsam hep aynı odayı paylaştık, hatta tek bir yatağı. Demek ki, o kadar da kötü değildi aramız. Hem ikizler birbirlerine çok düşkün olur derler. Kardeşim de bana çok düşkündü.

Aynı okula, aynı sınıfa gittik hep. İyi bir öğrenciydim ben. Ancak bir zaman sonra, kardeşimin haylazlıkları yüzünden sürekli azar işitmeye, ceza almaya başladım. Nedense her zaman suçlu ben oluyordum. Hem okulda, hem evde paylanan bendim. İşler o kadar ilerledi ki, lisede okuldan kovuldum. Yanyana oturuyorduk. Tarih dersinde, atalarımızın başarılarıyla övünürken, bir anda kardeşim öğretmene bağırmaya başladı. Hepimizin elleri kanlı katiller olduğunu ve bunu bize övünçle anlatan öğretmenin katledilmesi gerektiğini haykırıyordu. Öğretmen onu yatıştırmak için uğraştı, başarılı olamayınca sesini yükseltti. Sonra... Nasıl olduğunu bilmiyorum ama, kendime geldiğinde öğretmenimizi tokatlıyordum. İkimiz de okuldan atıldık. Bu yüzden hep beni suçladı...

Okuldan atılmamızın ardından, ilk kız arkadaşımla tanıştım. İlk ve son... Aynı kıza aşık olmamız sadece bir tesadüftü. Rüya... Rüya’yı ilk kez ben gördüm. Belki de ben öyle sanıyordum. Rüya, sürekli alışveriş yaptığımız markette kasiyer olarak işe başladığında, on yedi yaşıma yeni girmiştim. O zamana dek, hiçbir kız kalbimi çarptırmamıştı. Siyah, uzun, kıvırcık saçları, vişne çürüğü rengi boyanmış dudakları, balık eti bedeni ve benden bir kaç santim uzun boyuyla tarif edilemeyecek kadar alımlı bir kızdı. Saçlarını topladığı zamanlar, boynundaki koyu kahverengi ben, aklımı başımdan alırdı. İlk gençliğin en öldürücü yanı sanırım aşktı. Onunla tanışabilmek için günde kaç kez alışverişe gittiğimi, kaç ekmek aldığımı hatırlamıyorum. Ancak mahcubiyetimden olsa gerek konuşamazdım. Eğer aylar sonra, heyecanımdan kasada ödeme yaparken elimdeki vişne suyunu Rüya’nın üzerine dökmeseydim, belki hiç tanışamayacaktık. Rüya benden iki yaş büyüktü, ama bu aramızda hiç sorun olmadı. Üç ay süren harika bir aşk yaşadım. Sabahları o işe başlamadan yolunu bekler, simit ve çayla kahvaltı yapardık. Evin market ihtiyaçlarını karşılamak benim gönüllü görevimdi. Her akşam paydostan sonra, evin yakınlarındaki surlara gider, çıkabildiğimiz en yüksek yere çıkar, şehrin sesi susana kadar ayaklarımızı boşluğa bırakıp aşkın ve özgürlüğün tadını çıkartırdık. Aşk... Güzeldi...

Yine bir akşam, surların zirvesinde, ayaklarımız boşlukta, aşktan sarhoş... Rüya’nın boynundaki o koyu kahve bene değiyordu dudaklarım ve bir aşk şarkısı mırıldanıyordu sevdiğim.

’Ölümün ve aşkın karşısında insan
Ne kadar güçsüz, ne kadar çaresiz
Ne kadar yalnız, ne kadar cevapsız

Senelerin acısı yağmur olmuş yağarken
Pencerede son bakışın gitmiyor gözümden
Senelerin peşinden çaresiz ayrılırken
Pencerede son bakışın gitmiyor gözümden’

Birden arkamızdan onun sesini duydum. ’Çekil oradan!’ dedi bana, ’O benim Rüya’m. ’ Arkama baktığımda, yüzündeki öfkeyi gördüm. Ne demek istiyordu? Neden buradaydı? Rüya ile arasında ne vardı? Tüm bunları ardı ardına sordum. İkizim bunları Rüya’ya sormam gerektiğini söylediğinde ise, aynı hızla soruları sevdiğime tekrarladım. Rüya, o güzel gözlerini kocaman açmış, korkuyla ’ Delirdin mi sen? Senden başka bir sevdiğim olduğunu nasıl düşünebilirsin? Her anımı senle geçiriyorum. ’ diye cevapladı. Oturduğu yerde bacaklarının titrediğini görebiliyordum. İkizim acı acı gülümsedi. ’ Yanlış cevap!’ dedi ve Rüya’yı sırtından iterek boşluğa bıraktı. Ah o çığlıklar! Rüya’nın aşağıya düşerken attığı çığlıklar hâlâ kulaklarımda. Delirmiş gibiydim. İkizimi onun arkasından atmak için üzerine atladım. Bağırıyor, ağlıyordum. Beni kollarımdan tuttu ve ’ Kazaydı’ dedi. ’ Sadece korkutmak istedim, ölmesini değil. Oldu bir kere. Şimdi eve gideceğiz ve hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam edeceğiz. Ben senin yüzünden katil oldum. Sevdiğimi elimden almasaydın tüm bunlar olmayacaktı. Benim bedelim elimdeki kan, seninkisi ise susmak! ’

Eve döndük. Tüm yol boyunca ağladım. Hıçkıra hıçkıra ağladım. Annem kapıyı açtığında gözlerim kan içindeydi. Sabah 05:00 sularında kapımız yıkılırcasına çalıyordu. Annem panikle kapıyı açtı. Bir sürü polis, telsiz sesleri... Beni alıp götürdüler. Önce ifademi aldılar. Her şeyi olduğu gibi anlattım. Sonra nezarete, ardından hastaneye yolladılar. Neden ikizimi de almamışlardı merak ediyordum. Belki de bizi ayrı ayrı sorguluyor, ayrı yerlerde tutuyorlardı ki, birbirimizden etkilenmeyelim. Hastanedeki muayenenin ardından beni bir odaya aldılar. İkizime ne olduğunu soruyordum sürekli, o neredeydi? Bana cevap vermediler. Uyumuşum...

Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama, daha sonra ikizim de yanıma geldi. Rüya’yı kimin ittiğini bulamamışlardı. İkizim suçunu inkâr ediyordu. Benim ise durumum çok kötüydü. Tüm deliller aleyhime, tüm şahitler bana karşıydı. Market çalışanları, Rüya’nın her akşam benimle surlara gittiğini anlatmışlar. Her sabah birlikte olduğumuzu, Rüya’yı benden başka kimseyle görmediklerini.
Annem, kurtulacağımı söylüyordu. Elbette o da suçsuz olduğumu, ikizimin ardımdan geldiğini ve eve onunla birlikte döndüğümüzü biliyordu. Neden konuşmuyordu? Bunları niçin anlatmıyordu. İkizim ise, yalnız kaldığımız zamanlarda, sürekli benim yüzümden katil olduğunu tekrarlayıp duruyordu.

Bu bir kâbus olmalı...

Zaman akıp duruyordu, ben hâlâ hastanedeydim ve ben başıma gelecekleri bilmiyor, sürekli kardeşimin yaptığı manevi işkencelerle gün dolduruyordum. İşte o gün, son gün... Onu öldürmeye karar verdiğim gün. O gün geldi. Meyve bıçağını elime aldığımda buna karar vermiştim. Annemin odadan çıkmasını bekledim. Çok çekmişti kadın. Onun korku dolu yaşantısına biraz daha korku, biraz daha kan katmayacaktım. Kapının kapanmasını bekledim. Ne farkederse! Kapının dörtte biri camdan yapılmıştı. Kapı değil, sanki gerçek hayata bakan bir pencereydi.
’ Annem çıktı, artık ne olacaksa olsun, paylaşalım kozlarımızı. ’ dedim. Gülümsedi yalnızca. Başucumda duran su bardağını aldı, biraz su doldurdu. ’İçer misin? ’ diye sordu. Başımı iki yana sallayarak istemediğimi belirttim. O anda büyük bir hırsla, bardağı komidine vurdu ve kırılan bardakla üzerime atladı. O da beni öldürmek istiyordu. Deli kuvvetiyle boynuna sarıldım ve ikizimi sırt üstü yatağa attım. Tek şansım, o kör meyve bıçağını, şah damarına saplamaktı ki, bunu başardım. Gülümsedi ikizim. ’ Ölüyoruz, iyi mi! ’ diyerek gülümsedi. Çok hâlsizdim. Kırılan bardağın sesi, koridorda büyük bir telaşa sebep olmuştu sanırım. Doktorlar ve annem odaya daldılar. Boynumdan kan fışkırıyordu. Neden? Annem yine yüzümü okşadı. ’ Bitti oğlum, korkma! ’ dedi. ’ Ölüyor ikizin, ölüyorsunuz...’ Korkmadım...

Annem... Öldüm ama, ’Pencerede son bakışın gitmiyor gözümden’

Ölürken yalnız olurmuş insan,
Oysa ben hep çift yaşadım...

( Şarkı sözü: Grup Ayna )


Beğen

Zeynep Süberk
Kayıt Tarihi:16 Ocak 2013 Çarşamba 18:27:26

PENCEREDE SON BAKıŞıN YAZISI'NA YORUM YAP
"Pencerede Son Bakışın" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.




"Pencerede Son Bakışın" başlıklı yazıya
yapılan yorumları sadece site üyeleri görebilir.
(Bu seçenek yazı sahibi tarafından yapılmıştır.)
Bu yazıya yapılan yorumları görmek için üye girişi yapmalısınız...

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.



Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.