İnsanın çocuğu ile övünmesi kendisiyle övünmesi demektir. SOMERSET MAUGHAM
E-mail: Şifre: Üye ol | Şifremi Unuttum
Şiir ve Edebiyat Platformu
Anasayfa Şiirler Yazılar Forum Etkinlikler Nedir? Kitap Kitap  Tv TiVi  Müzik Blog Atölyeler Atölye  Bicümle Arama İletişim

DÜĞÜNÜME DAVETLİSİNİZ


Düğünler genellikle rutin hadiselerdir. Nikah memuru, diğer binlerce memurun söylediklerini harfiyen tekrarladıktan sonra imzalar atılır. Alkışlar eşliğinde damat gelini öper ve kırmızı pelerinli memurumuz salonu terk eder. Hemen sonra, ‘org’ denen emektar müzik aletini çalan güler yüzlü adamın performansı dinlenir. Çekingen tavırlı insanlar (birbirlerine gaz vermek suretiyle) yavaşça dans pistine doğru yönelir. Kısa bir süre sonra gelinin ve damadın akrabaları, kendilerini geniş ve çılgın bir halayın içinde bulur. Geline veya damada yakın olan akrabalar “daha sonra da yüz yüze bakacağız” diye düşünerek eğlencenin dozunu kaçırmazlar. Ancak düğüne niye geldikleri belli olmayan uzaktan akrabalar ve bazı alakasız komşular, endorfin ve adrenalin patlaması yaşayarak kendilerinden geçerler ve tüm pist alanını aşırı kıvrak hareketleriyle sabote ederler. İşin en ilginç yani, hiç kimse bu çılgın dansçıları yadırgamaz veya espri malzemesi yapmaz. Çünkü düğünlerde yapılan her türlü dans mübahtır. Dans faslı devam ederken (zaten bu fasıl hiç bitmez) masalara ufak dilim pastalar dağıtılır. Hiç kimsenin ekstra bir tabak daha pasta isteme şansı yoktur. Bu tolerans ufak çocuklara dahi tanınmaz, çünkü muhtemelen pasta davetlilere anca yetecek kadar mevcuttur. Pastalar yenir, saatler ilerler, pistteki herkes bitap düşer. Ardından gelin ve damada yakınlık derecesi az olanlar, düğünü terk etmeye başlar. Gece yarısı olduğunda, sadece çekirdek aileler düğün salonunda kalmışlardır. Onlarda vedalaşır, helalleşir ve ‘düğün’ adı verilen tadına doyum olmaz şölen nihayet noktalanır. Klişe danslar, klişe şarkılar, klişe org, klişe kıyafetler, klişe saç modelleri… Kısacası düğünlerdeki her şey klişedir.

Düğünlerden nefret ederim. Doğduğumdan beri sadece birkaç düğüne gittim, onlar da tamamen ailemin baskısından dolayı gerçekleşti. “Ama onlar senin sünnetine gelmişti oğlum, çok ayıp olur”, “Yarın bir gün senin de düğünün olur, onlar da sana gelmezler bak, kimseciklerin olmaz düğününde ismailcim” tarzı söylemlerle kandırılmış, duygularımla oynanmış ve ‘düğün’ denen şölene bizzat dahil edilmiştim.

Maalesef, geçenlerde elimize bir düğün davetiyesi daha ulaştı. Her ne kadar ailemin yoğun baskılarına “Sünnetime gelmiş olabilirler, ama sünnetim 15 yıl önceydi. Hem ben gelmesem bu düğün gerçekleşmeyecek mi sanki? Akrabalar, konu komşu yine kendinden geçene kadar oynamayacak mı? Benim varlığım bir şey ifade etmiyorsa, yokluğum nasıl bir anlam teşkil edebilir?” diye isyan etsem de, kumaş pantolon ve sivri burunlu kunduradan kaçış yolunu bir türlü bulamadım.

Son katıldığım bu düğünü size anlatacak değilim, anlatmaya değer bir durum olduğunu da düşünmüyorum. Ancak illa anlatmamı isterseniz, ilk paragrafı baştan okuyabilirsiniz. Çünkü bu düğünde de bunlardan farklı hiçbir şey olmadı.

Ancak bu son katıldığım ve son olarak kalmasını umut ettiğim düğünde, ilk paragrafa ek olarak çok ilginç bir enstantane daha yaşadım arkadaşlar. Neredeyse her düğünde gerçekleşen, ancak bizim hiç farkına varamadığımız bir rezaleti idrak etmiş bulunmaktayım. Evet sevgili okur, bu kepazeliği size nasıl anlatacağımı da bilemiyorum açıkçası.

Orta yaşlı müzisyen amca, güler yüzlü bir ifadeyle orgunu çalıyordu. Gelin, damat, akrabalar ve komşular ellerini iki yana açıp parmaklarını şıklatarak bir klişeyi daha yerine getirmenin verdiği mutluluğu yaşıyordu. Herkes gülümsüyordu. Ben ise pistin epey uzağında bir sandalyede oturmuş, “bu ortamda ne işim var” diye iç geçiriyordum. Ufak dilim pastamı çoktan bitirmiştim, dans edenleri izlemek beni bunaltmıştı. Çevredeki birkaç güzel kızı kestim, ancak o da sıktı bir süre sonra. Zaman geçmek bilmiyordu. Her üç dakikada bir cep telefonumun saatine bakıyordum. İşte o an, her düğünde mutlaka çalan, enerji verici ve şenlendirici bir şarkı kulağımın çekiç, örs ve üzengisini titretti. Evet, Ankaralı Namık’tı bu güzide şarkıyı seslendiren sanatçımız. Namık abi ‘arabada beş evde on beş’ diyordu. Gözlerimi piste odakladım, herkes daha da bir coşmuştu. Şaşırdım. “Arabada beş olup da evde on beş olan şey nedir?” diye sordum kendime. Saf ve çocuksu beynim “acaba nardan mı bahsediyor?” diye düşünüyordu. Yoksa bu da “çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane” tarzında bir bilmece miydi? Kulaklarımı kabarttım ve şarkının geri kalanını dinledim. Size de aynen aktarıyorum.


“yakacaksın sobayı
ısıtacan odayı
saat beşe gelince de
göreceksin pompayı

arabada 5, evde 15,
hoşuma da giderse, bedave!
arabada 5, evde 15,
hoşuma da giderse, bendensin!
arabada 5, evde 15,
hoşuma da giderse ağaya beleş!

oy kalçalar, kalçalar
domatestir salçalar
Ayten kafayı çekince
herkesten iyi çalkalar

arabada 5, evde 15,
hoşuma da giderse, bendensin!
arabada 5, evde 15,
hoşuma da giderse, bedave!
arabada 5, evde 15,
hoşuma da giderse ağaya beleş!

tren gelir düttürür.
düdüğünü öttürür.
şu zamanın kızları
bir sakıza öptürür
kutusuylan alayım yavruuuuumm!”



Utancımdan kıpkırmızı olmuştum. Emin olduğum tek şey, birazdan öfkelenen bir grup davetlinin “böyle terbiyesiz bir şarkıyı nasıl çalarsınız?” diye kavga çıkaracağıydı. Ankaralı Namık yüzünden düğün mahvolacaktı. Bu şarkı, ne Türk örf ve adetlerine ne de ahlak kurallarına yakışıyordu. Evet, birazdan büyük bir tatsızlık yaşanacaktı. Muhtemelen gelinin ve damadın da bu şarkının çalınacağından haberi yoktu. Onlar da çok şaşıracaklardı bu duruma. Peki kimdi bu şarkıyı teybe yerleştiren densiz? Bir an önce, bu düğün düşmanı adam bulunmalı ve öfkeli kalabalık tarafından linç edilmeliydi.

Bu üzücü düşünceleri bırakıp, kafamı tedirgin bir geyik misali kaldırdım ve hipermetrop gözlerimi kalabalığa güçbela odakladım. Aman tanrım!... Tahmin ettiğim gibi kargaşa falan çıkmamıştı, aksine her şey normal akışında devam ediyordu. Pistteki kalabalık artmıştı ve tüm davetliler gönlünden geldiği gibi eğlenmeye, çılgınlar gibi dans etmeye devam ediyordu. Ankaralı Namık “saat beşe gelince, göreceksin pompayı” derken, yaşından başından utanmayan teyzeler hala kurtlarını döküyorlardı. Ankaralı Namık “arabada beş, evde on beş” derken, terbiyesiz damat geline eliyle “5” işareti yapıyordu. Hiç samimi olmayan insanlar, birbirlerine “kutusuylan alayım yavrummmm” diyor ve gülümsüyordu. Evet, bu kadar erotik sözler barındıran bir şarkı, kalabalığın sinirini bozmaktan ziyade, daha çok eğlenmelerini sağlıyordu.

Kısa süreli bir şaşkınlığın ardından, ben de kendimi durumun anormal olmadığına inandırdım arkadaşlar. Hatta sahneye çıkıp şarkının son nakaratına ben de eşlik ettim. Ancak düğünden sonra tekrar düşününce, bu şarkının düğünlerin vazgeçilmezi olmasına bir türlü anlam veremedim. Hele ki sözde muhafazakar görünmeye çalışan ve ampüllerini yakan toplumumuzda, bu davranış beni gerçekten şaşırttı. Evime dönünce, şarkıyı Limewire’dan indirip tekrar dinledim. Sonuç olarak, Ankaralı Namık “arabada beş, evde on beş, hoşuma da giderse ağaya beleş” dedikçe, ben şarkıdan biraz daha tiksindim. Ayıptır, günahtır. Tamam, besteciler tarafından böyle şarkılar da yapılabilir, gayet normaldir. Ancak bu tarz şarkıların yeri masum insanların düğünleri olmamalıdır!

Sonuç olarak düğünleri sevmiyorum arkadaşlar. Eğer ki beni düğününüze çağırırsanız ve ben gelmezsem lütfen bu durumu kişisel algılamayın. Benim yokluğumu hissetmeyeceğinize zaten eminim. “Peki sen hiç evlenmeyecek misin?” diye sorabilirsiniz. Evet, evleneceğim, yarın bir gün söz konusu benim düğünüm olduğu zaman, “Bu hayvan bizim düğünümüze gelmemişti, salla gitsin” demeyin lütfen dostlarım. Hepinizi gelecekteki düğünüme beklerim. Ekstra pasta bile vereceğim size, söz veriyorum.

Unutmadan, gelecekte yapacağım düğünümde size bir sürprizim olacak. Hep birlikte dans pistine çıkıp, Akon’un müthiş şaheseri “I wanna fuck you” şarkısı eşliğinde kendimizden geçeceğiz. Gücenmece, darılmaca olmasın lütfen.

İSMAİL PİŞER
comatose.blogcu.com






Etiketler:


leylak & ortanca  | gönül aydemir
21 Ağustos 2009 Cuma 13:07:56


bunlar çok doğru tespitlerler...ama nedense çok eskilerde bile bu tarz türküler yazılabiliyormuş....neden acaba diye soruyorum kendime ama cevap yok tabiki saygılar.


    [ Cevap yaz ]    

muhibbe  | muhibbe yaren
20 Ağustos 2009 Perşembe 21:07:06


çok doğru ..çok doğru...ama düğüne gitmeyenin düğününe gidilmezmiş....saygılar..


    [ Cevap yaz ]    

20 Ağustos 2009 Perşembe 18:28:53


güzeldiiii sıkılmadan okudum çok önemli bi konuya deyinmişsiniz.... haaaa düğününüzede geleriz;)))) saygılar asi kızdan...


    [ Cevap yaz ]    

20 Ağustos 2009 Perşembe 18:27:50


Çok yerinde bir konuya değinmişsiniz öncelikle bunun için teşekkür ederim ...

Bu toplum içinde bende kendimi bu konuda tek ben itici buluyorum sanırdım ...

Bu örnekler o kadar çok ki adıda ne yazkı ki türkü başlığında....



Örnekleri daha da iğrenç ...


dam ustunde un eler
tombul tombul memeler
memeler bas kaldirmis
dayanmiyor dugmeler

halimeyi samanlikta basmislar oy oy basmislar. salvarini gul dalina asmislar hey hey asmillar.
dün gece yarin bağına girdim
tomurcuk güllere de ellerim sürdüm

çektiler kolumdan beni tenhaya


emcik emcik memelerin gerdanin gerdirir
sendeki isve anamda olsa babam geri dirilir
ar gelir osman aga ar geliiir
safiyeye karyola dar gelir..

odam kireç tutmuyor/kumunu katmayınca/sevda baştan gitmiyor/soyunup yatmayınca


portakal dilim dilim ,
gel otur benim gülüm.
ne dedim ne söyledim,
lal olsun benim dilim.

dola kolların boynuma,
sok ellerin koynuma,
bir gece eğle beni,
her zaman eğle beni.

portakalın irisi,
geçti kızlar sürüsü,
sürüsünden fayda yok,
yaktı beni birisi.

dola kolların boynuma,
sok ellerin koynuma,
bir gece eğle beni,
her zaman eğle beni.

hatçam çıkmış da(aman da) gül dalına,
(amanın hatçam çıkmış da gül dalına,
güller sokunmuş hatçam da gerdanına.

gitme dedim hatçam da odun dağına,
(amanın)gitme dedim hatçam da odun dağına,
çıkan çogolur hatçam da senin yoluna.

uyma dedim hatçam da eller sözüne,
(amanın) uyma dedim hatçam da eller sözüne,
oynadırlar seni hatçam da curayinan sazinan.


samanlikta kaldiramadin malafati zühtü,
ben sana yandim zühtü..
amanini yandim zühtü..

hani yada benim 50 gram partırmam pastırmam
konyalıdan başkasına bastııırmam ooy oyy


''gıdı gıdı hatçe hıck dedi hatçe gıdıklandı hatçe
üzerine verince vıckladı hatçe'' gibin
halkali $eker, canim seni ceker.

koynundaki memeler turunç olmuş kopuyor
oy zalım nenni neniii

armut dalda beşimiş
tan yerleri ışımış
annesi yorgan vermemiş oy
kar memeler üşümüş
o yana da dönder sar beni
bu yana da dönder sar beni
sağ yanımda yaram var
sol yana dönder beni
kiz gogsune taktigin ampullerin volti kac...
bi karadeniz turkusu
çamdan sakız akıyor
kız nişanlın bakıyor
koynundaki memeler
turunç olmuş kokuyor

o yana da dönder sar beni
bu yana da dönder sar beni
sağ yanımda yarem var
sol yana dönder beni

bağlamamın düğümü
isterler güldüğümü
sağ yanım yastık ister
sol yanım sevdiğimi

amanın amanın bağlamamın telleri
açıldı mı has bahçenin gülleri
türkmen kızı kınalar yakmış eline
sarılaydım o incecik beline



armut dalda sallanir
sallandikça ballanir
genç kizlarin koynunda
ölmüs esek canlanir

masa üstünde biçak
sapindan kim tutacak
bu güzel baldir bacak
kime nasip olacak

suya düştü gülümüz
ötmüyor bülbülümüz
sen orada ben burda
geçti cahil ömrümüz


fındık fıstıkolur mu
ateş yastık olur mu
selam söylen yarime
böyle dostluk olur mu *


kestirdim keklikleri*
yana değiyor yana *
yarimin bakışları**
cana değiyor cana


yatırdım yatırdım dan sesine
tiskindim düstüm can sesine

havar havar can hatice
gözleri ceylan hatice
ben sana kurban hatice

ayağına başmak yaraşır
basina yasmak yaraşır

havar havar can hatice
gözleri ceylan hatice
ben satıa kurban hatice

yavas geldim çay eledi
tafta köyneğin lay eyledi

havar havar can hatice
gözleri ceylan hatice
ben sana kurban Hatice


yatırdım yatırdım çam dibine
batırdım batırdım tam köküne
muah muah can hatice
gözleri boncuk hatice

soktum soktum kan geliyor
gözlerinden yaş geliyor
muah muah can hatice
bu karı bana az geliyor

minareden at beni at beni
asagi in tut beni tut beni
safakta horoz sesi
opup opup uyandir beni"

tepsi de tepsi fındıklar, ayşe de veli aga'yı gıdıklar
tepsi de tepsi fındıklar, ayşe de veli aga'yı gıdıklar
aman aman ayşem şanına, nasıl çıkcen veli agamın yanına, hey
aman aman ayşem nar diye, nasıl gelcen veli agama yar diye

denizli acıpayam arası, veli agam harcayamaz başlık parası
denizli acıpayam arası, veli agam gazanamaz başlık parası
aman aman ayşem şanına, nasıl çıkcen veli agamın yanına, hey
aman aman ayşem nar diye, nasıl gelcen veli agama yar diye

tepsi de tepsi pırasa, ufecicik yaprağına gar yağsa
ayşe gız da gocasız galsa, gece gündüz veli agama yalvarsa, hey
aman aman ayşem şanına, nasıl çıkcen veli agamın yanına, hey
aman aman ayşem nar diye, nasıl gelcen veli agama yar diye

aman aman ayşem şanına, nasıl çıkcen veli agamın yanına, hey
aman aman ayşem nar diye, nasıl gelcen veli agama yar diye



    [ Cevap yaz ]    




DÜĞÜNÜME DAVETLİSİNİZ başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.



Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
20.08.2009 16:50:17
Toplam 4 yorum yapıldı
1245 çoğul gösterim
1185 tekil gösterim