Bir peşin hükmü söküp atmak, atomu parçalamaktan daha zordur. - Einstein [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

Allah canımızı neden yakıyor?

Allah canımızı neden yakıyor?

İnsanın kanında içini dökmek de var. Sanki birisi dinleyecekmiş gibi. Hiçkimsenin duymayacağına inandığı yerlerde bile kendisini tutamaz. Bir yanı duyulmayacağına inansa da başka yanları inanamaz. Evet. Şaka değil. Böyle bir yer var içimizde. (Daha ziyaret etmediğimiz ne çok kent var içimizde.) Ne söylese duyulacağına inanıyor. Hatta söylemese, yalnız içinden geçirse, duasının işitileceğine iman ediyor. Böyle yerlerimizin varlığından anlıyoruz en çok ’bu dünyadan ibaret’ olmadığımızı. Bu dünyadan ibaret yaratılan bu dünyadan ibaret kalır. İbaretlik ibaretliği doğurur. Elinizdeki malzeme neyse ancak onun yemeği yapılır. Mantıklı olan budur. Yakından biliyoruz. Yakinen biliyoruz. Biz bu dünyadan ibaret değiliz. Çünkü salt onunla mutlu olucu değiliz. Göğsümüz nefes aldığımız yerlerden geniş. Gözümüz yıldızlarla dahi yetinemiyor. Dilimiz sofrasından aşkın. Zaten en çok da bu yüzden boşluklara düşüyoruz. Ellerini yeterince tutmadığımız yerlerimiz ellerimizden kayıyor. Onların düşüşünü, her ne kadar varlıklarını inkâr etsek de, hissediyoruz. Çünkü onlar biziz. İnsan inanmamakla yaralarını yokedebilir miymiş hiç?

İnkâr varolan hiçbirşeyi yoketmez. Yokedemediğini de en çok etkilerinin sürmesinden anlarız. Sevgisini inkâr ettiğiniz kişinin hayali hatırınızdan gidebilemez. Nefretinizi inkâr ettiğiniz kişinin adı dişlerinizi gıcırdatır. Anımsadığınızı inkâr ettiğiniz en çok hatırladığınızdır. Yani böyle bir düzen vardır insanın içinde. Reddettikçe büyütür yaralarını. İnkâr ettikçe derinleşir çukurları. Bu yüzden ateizm giderek büyüyen bir mutsuzluktur. Allah’la giderek büyüyen bir kavgadır. Bir insan Allah’la kavga etmekle Ona ne zarar verebilir? Hiç. Hiçbirşey. Kırık eller demiri yumruklasa kimin canı acır? İşte, ateistin, Allah’a ve dindarlara karşı duyduğu öfke de böyle birşeydir. Büyüttüğü sancıları onu daha da saldırgan kılar. En çok da kendisine acısını hatırlatanlara saldırır. Tıpkı kem huylu bir hastanın yaralarını saran doktora en büyük hakaretleri yağdırması gibi. Canı yanar da yapar. Canını yakan düşmanıdır, zararlıdır, acı arttırıcıdır sanır da yapar. Ama arkadaşım, sen de biliyorsun, her acı zarardan değildir. Bazen şifaların öncesi de can yakar.

Allah canımızı neden yakıyor? Şimdi bu sorunun cevabına bir nebze yaklaştık. Allah, canımızı yakıyor, çünkü iyileşeceğiz. Şunu da kabul edelim arkadaşım: Biz bu dünyaya yarasız gelmedik. Güçsüzlüğün ve yoksunluğun yaralarıyla sancılı olarak dünyaya gönül verdik. Aczimiz ve fakrımız cebimizdeydi daha dünya farkındalığımızda yokken. Geldik. Baktık. Ve gördük: Hayallerimize ellerimiz yetişemiyor. Arzuladığımız erişebildiğimizden aşkın. Güzellikler gözümüze sığmıyor. Unutulmayacakların karşısında hafızamız şaşkın. Kabımızın küçüklüğü dolacakların ululuğu karşısında hayrete düşürdü bizi. Birçok yoksunluğa (ve hem de yaraya) sahip kıldı bizi. Bunlar, yaratılmış olmaktan gelen, aslında bize hediye edilmiş yaralardı. Her yara bir sınırdı. Her sınır kimliğimizin bir parçasıydı. Yaratılmış olan yaralarının farkında olmasa kendisini olduğundan başka birşey sanırdı. Kim kendisinden başka birşey olmakla mutlu olur? Biz de olamazdık. Herşey kendisiyken rahattır. İşte yaralarımızın sancısıyla yüzümüzü Mevla’ya döndük.

Bazen kaşırken sancıyı hatırlamamak gibi yaraların hikmetini unuttuğumuz oluyor. Niye varolduklarını anımsayamıyoruz. Gaflet basıyor. Koşarken az sonrasının çatlamak olduğunu düşünmeyen atlar gibiyiz. Koşuyoruz. Doludizgin koşuyoruz. Sanki dünyaya yetecekmişiz gibi koşuyoruz. Sanki dünya bize yetecekmiş gibi koşuyoruz. Ayaklarımız basmaya yeter gibi koşuyoruz. Kalbimiz herşeyi tutar gibi koşuyoruz. Ömrümüz bu uzun yolu sarar gibi koşuyoruz. Tam da böyle zamanlarda, işte, atın sahibi dizginleri çekiyor. Bir hastalık geliyor. Bir ayrılık çöküyor. Bir karanlık bulut üstümüzden geçiyor. At, gemlenmekten biraz rahatsız, yavaşlıyor. Yavaşlamak onun iyiliğinedir. Çatlamasını engeller. Ağzının acısı şifasıdır. Onu kontrolde tutar. Bizim de canımız acıtılıyor bazen böylesi gemlemelerle. Başımıza hiç ummadığımız işler geliyor. Bunda kötülük yok. Bu yaraların sancılarını onları unutmaktan iyi. Çünkü onları unutmak ne olduğunu unutmaktır. Ne olduğunu unutmakta kimseye mutluluk yok. Fani olan kendisini sonsuz saymakla nefsini nereye kadar aldatabilir? Yaralarınla barışmadan kimseden şifa umma arkadaşım. Sen "Bu yaramdır!" deyip, sahiplenip, yüzleşip, itiraf ile göstermesen, doktor orayı sarabilir mi?





Etiketler: sayfam ,




Allah canımızı neden yakıyor? başlıklı yazıya henüz eleştiri yazılmamış.





Allah canımızı neden yakıyor? başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
13.3.2018 14:25:53
Toplam 0 yorum yapıldı
93 çoğul gösterim
78 tekil gösterim