İnsan yaşamak için doğar, yaşama hazırlanmak için değil. Boris Pasternak [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

Münzevi Mektuplar 1

Münzevi Mektuplar  1



Kalbimin münzevisi selam!

Mektubunu aldığım gün ’işte dedim asırlarca beklediğim mektup geldi.’
Kafka’nın Milena Jenenska’sına ya da Romeo’nun Juliete yazdiği bir mektup değildi .Asırlardır beklediğim bir ayna,düğümleri çözen bir nefes, yalnızlığıma inen bir ayet, taşlanmış yüzüme örtü, açık yaraya merhemdi.

Beni yalnız hatta yapayalnız bu mektupla baş başa bıraksınlar istedim.Böyle istedim.

Mektubu okudukca harf harf ,kelime kelime cümle cümle inşa ettiğin alemde tarif edilemez bir yaratılışı yaşadım.Yeniden seyrettim külünden dirilişini bir ankanın ...Terleyen alnımda açan gülün goncasını kimse görmesin,esirgesin ve bağışlasın Rabbim. Avucumdaki mührü sakladım.

Sarındım sükutun sessizliğine öyle okudum, ağır ağır okudum alın yazını.
Mim ve nun ve kef...
Bağladığın lam-elifleri de ...
Büküldüğün dalları sırtında ,keskin uçurumları kaflarda ...
Tarifsiz bir var oluş sevinci yaşattın. Hz. Hatice gibi elinle yüzümü nikabında ayırıyordu mektubun.
Deli değildim mecnun değildim. Eşigime yürüyüp gelen bir nehir gibiydin.
Beni bana mı getirdin , gelen sen miydin bilemedim.


Susuyoruz münzevi ve ne güzel susuyoruz birlikte biz sustukça Nil akıp geliyor kıtamıza.
Oysa diyoruz konuşacak ne çok hikayemiz okunacak ne çok şiirimiz olsa da... .
Sükutun bilgeliğine ulaşan insan kelimelerin yükünü omzundan atmıştır.
Kelimelerim hatta harflerim sana yük olur diye tedirginlik duyuyorum.
Bu tedirginliğim demirin üzerindeki pas lekesi gibi.
Sana su gibi saf ve duru sessizlikle seslenebilmeyi öğrenene kadar bu mektubu bağışlayacağını umarım.

Kara gecede, kara dağdan, kaya kırmaya gitmekti bizim münzeviliğimiz.Biz menkıbeleri masal diye okumadık.Tur dağına giderken Musa peygamberin bastığı bir taşın uyanışı gibi çatlayıp çıktık kabuğumuzdan, biz seninle Hira ’da binlerce yıl son nebiyi bekleyen iki ihtiyar duvardık .Cebrailin kanadı sığmadığında göklere, geceyi yırta yırta koşan son nebinin ardından Muhammedün Resullah diyen kumları bile sevdik kıssalardan geçerken.

İman eden işiten itaat eden hem görendir hem mutmain olandır.Kim iddia edebilir görmediğimizi?Gördük ki sığmadı kanadı göklere Cebral in...Gördük ki ay ikiye bölündü. Bedir’i Uhud’u şehadet sevdasıyla okuduk.Okurken sadece okumadık, yaşadık.Ve bu aşk böyle beslendi büyüdü şahdamarımızda.Örtünen nebinin haşyetini dindiren Hatice anamızın müşfik sesini dinleyen kuru testiydik bu aşk böyle doldu sadrımıza.


Öyle kopyasız bir kağıt gibi duruyor yüzün karşımda. Mana dolu bakışın,her şeyi herkesi kuşatabilir bir duruşla ırmağa eğilmiş suyu dinliyorsun.Ah, o kayıtlı, kayıtsız (mış) gibi duran yüreğinde kaynayan cehennemi bir de Filistindeki çocuklar anlar. Ocakta ateşi eşeleyip ışığımı yakıyorsun..
Ah Münzevi...! Dilinde yarası taze acılarla:
’recm edilmiş kelimelerle konuşalım ki
ağzımız taş görsün sevgilim
mürekkebi dağılır ağzımızdaki son surenin
gözlerimiz uçuklar
bileğini kıra kıra dağa koşan
bir çocuk kadar dayanırız acıya
şehrin dişine dokunuruz belki ihtiyar evler gibi’ diyordun.


Biliyorum ’Ahrep’ olmuş yüreğine ancak kırlangıç sürüleri heyecan verebilir.Mektubu yazarken dinlediğim müziği de eklemek istiyorum ,evet evet sevdiğini biliyorum :تشكيلة من أروع أغاني فيروز Fairuz...

Zırhsız ve kalkansız bilge!
Şehir münzevisi,yaralı dilinle kurduğun her cümleyi anlamak için yaşadığın depremlerde sarsılmak ,büyüdüğün uçurumlarda uyanmak gerek.Bu yüzyılda dostluğuna mazhar olmak nimettendir.

Kabildir ki ’aşk ağusu içtiğin aynalarda ben de yüzümü sildim.’ Yunmuş yıkanmış gِözlerimde , boylu boyunca yatan çِöle Nil gibi sürdün geldin. Meryem’in mihrabında üst üste kilit vurulmuş yedi kapıyım.Seninse mabedin sunaklarında kurban diye yakıldı ellerin.Benim ahşap gِövdemde yeşeren dualı elleri vardır Zekeriyya nebinin.Kendi içime doğru açılır kapısı kalbimin.Ruhun Mesih’ine and olsun Firavun’un denizde boğulduğunu gِöreceğiz o asanın bedeninde.Seninle ateşe de atıldık,aşka boynumuzu da uzattık İsmailce...
Bu metruk şehirlerde iki zindan arkadaşı gibiydik, tevilini ِöğrendik rüyanın Yusuf nebiden.

Yakub gِönüldü ey münzevi, Yusuf ise ruhumuz.Güneş ile ay kaç kere semah etti mabedimizin duvarlarında,kaç kere o kuyunun dibine düştü ışığı. O zindanın dış duvarında yüzdük birlikte.Şimdi çölün koynunda iki nehir gibi buluşmamız bundandır.

Zaman, seher vaktine doğru uçuyor siyah yeleli atlarla. Kimbilir şimdi ne yapıyorsun ?
Ya o nar dikmesinin gِölgesinde ya hurma ağacının eğri dalının altında bir soluk uyuyuverdin kim bilir!Belki de yine o eşikte uyuttun bekleyişini.Belki bu sabah acıya ve ayrılığa değil aşka ve kurtuluşa uynacak gözlerin.

Dağa ve ağaçlara koştuğun ,kendini bağıra bağıra sorduğun tanrına secde ettiğin o Tur dağına varınca çıkarıp ayağındaki prangayı tecelli nedir öğredin.Ali İmrandan ve Tur dağından ayetler insin yüreğine.Böyle dua ediyorum taş yemiş ağzımla.

Ihlamur toplamaya gitmedin o dağa biliyorum.Sen anlatırken yürüyüşünü kendine bir insanın seyrediyordum buradan, Ferhad dağa kazmasını vururken sen aşkın hançeriyle kalbini ustaca oyan bir dülger gibiydin dağlarda.Hangi mürebbi aşktan daha mahirdir ki?Hayır hayır..Yine hayır? Kıymetin ölçülmez senin çünkü , Hafız’a yaptığın vaazını duydum.Artık fariğ olamam.Ettiğin yeminleri de duydum: bedelini gِözlerinle ِödeyebileceğin.


Hiç bir manayı hakkıyla anlatamayan hikmetten yoksun acemi mektubumu bağışlamanı diliyorum Münzevi.Yine de benim katı cümlelerime, dilinin bağı çözülmemiş kekeme kalbime gülümseyeceğini biliyorum.Belki de yağmurda ıslatmalıydı beyaz bir kağıdı,belki de üç gece kırağıda bekletmeliydi mayalamalıydı üşüye üşüye.Yanmalıydı kağıt soğuktan.Öyle zarfa katlayıp koymalıydı.

Ve fakat...
Olabilmedi...
Yazdım mektubu cüretimi de bağışla...

10 zemheri .



















Etiketler: sayfam ,




"Münzevi Mektuplar 1" başlıklı yazıya
yapılan yorumları sadece site üyeleri görebilir.
(Bu seçenek yazı sahibi tarafından yapılmıştır.)

Bu yazıya yapılan yorumları görmek için üye girişi yapmalısınız...

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.






Münzevi Mektuplar 1 başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
10.1.2018 23:48:09
Toplam 4 yorum yapıldı
433 çoğul gösterim
299 tekil gösterim

Diğer Mektupları