|
|
|
BİR ÖMRÜN TÜRKÜSÜ (*)
( Şiirin Hikayesini Görmek İçin Tıklayın )
Şiirin Hikayesi
Felç geçirip yatağa düşen annem'e en ulvi duygularımla...
- Canından can veren biricik anneme-
-I- Genceciktim servi boylu dal gibi Geçti ömrüm ince tozlu yol gibi Ecelin elinde boynum kıl gibi Bir vuruşta düşen dallara döndüm
Yedi köyde yedi çocuk kuşandım Yedi yetsin, gerisini üşendim Ha deyince yar ardına düşendim Şimdi kavuşulmaz ellere döndüm
Küllü suyla kaynattım da kazanı Besledim büyüttüm kızı kızanı Mimar hekim öğretmeni ozanı Dalda yediveren güllere döndüm
Her ömrün sonunda gelir bir hazan Böyle emreylemiş fermanı yazan Duyarım kalkamam okunur ezan Estikçe savrulan küllere döndüm
-II-
Dert inceden damar damar yürüdü Aklım sağlam beden erken çürüdü Benim de bir gonca demim var idi Yaprağı dökülmüş güllere döndüm
Sol yanım soluma devrildi kaldı Gözlerim yoluna çevrildi kaldı Kol boyna doladım derdim çoğaldı Şimdi geri gelmez yıllara döndüm
Hıçkırmak isterim akmaz gözümden Kurumuş pınarlar canım özünden Bir kere çıkmadım yarin sözünden Hak’ka doğru giden yollara döndüm
Hem çarığı hem de çizmeyi giyen Kahpeyi kurşuna dizmeyi bilen Bir Köroğlu- Ayvaz değilsem de ben Yelesinden esen tellere döndüm
-III- Döndüm harmanımı bitirdim yazı Eledim unumu yetirdim azı Hak’ka şük’reyledim ettim niyazı Seher vakti esen yellere döndüm
Sabahın köründe yufka pişirdim Sağdım sütü tülbentimden geçirdim Kış gününde sıcak çorba içirdim Yuvadaki yavru kuşlara döndüm
Al yazma bağlayıp mor fistan giyen Yavruya titreyip donmasın diyen Baltayla odunu bir vuruş dilen Gövdeden kırılmış dallara döndüm
İyi günde herkes dostum eşimdi El ayak tutarken can kardeşimdi Elden ayağa düş bak hale şimdi Kötünün dilinde ’Öl ’lere döndüm
-IV- Ayşe anayıdım geçtim dünyadan Bitti ömür gençliğime doymadan Ay ışırdı yüzüm güneş doğmadan Bir gecede göçen evlere döndüm
Altmış sekiz yıl gün görmüşüm güya Yalanı gerçeği hepsi düş rüya Gelene hoş gidene boş bu dünya Bir yanıp da sönen mumlara döndüm
Aşık Aktaş Ayşe ana kulusun Susmaz yüreğinle onun dilisin Türkü söylemeyi ner’den bilirsin Ninniler dinlerken bülbüle döndüm...
ŞABAN AKTAŞ-03.02.2002
(*)Kalp enfarktı geçirerek yatağa düşen annem o tarihten beri yatalaktır .
|
|
|
Acaba Nedir?:
ana
,
ayşe
,
ayvaz
,
bak
,
bir
,
biricik
,
boş
,
can
,
canım
,
çocuk
,
damar
,
doğru
,
düş
,
geri
,
gonca
,
gün
,
güneş
,
hale
,
hepsi
,
kıl
,
o
,
sıcak
|
|
|
06 Mart 2008 Perşembe 13:59:18
Şaban Bey'e : Gözüme çarpsaydı siz istemeseniz de bu şiiri zaten incelerdim. Sanırım neden incelememi istediğinizi anlıyorum.
Şiir, aşık şiiri tarzında yazılmış,destansı bir ağıt niteliği taşıyor,kafiyelenişi açısından halk şiirimizin standart kafiye kalıplarından bazı nüznsları mevcut Modern bir şair bunu olsa olsa bilinçli yapacağından hata olarak kabul edilemez. Şiir kimi mısralarında 6+5,kimi mısralarında 4+4+3 duraklarla yazılmış,bir şiirde iki farklı kalıp kullanılabileceğinden bunu da kusur olarak görmemeliyiz.
Konusu apaçık olduğu için izahata gerek duymuyorum.Şairanelik ve şiirsellik açısından usta işine benziyor." Altmış sekiz yıl gün görmüşüm güya" gibi bir iki tane şiirin hakim tınısını bozan üzerinde iyi çalışılmamış bazı mısralar görünüyor.Şiirin uzunluğu düşünüldüğünde gözden kaçmış olabilir.
Konu bana şöyle bir öykü düşündürttü : Ölümsüzlüğü ve iç huzurunu arayan bir seyyah tarif üzre gide gide bir bilgenin yanına gelir.Yedi çeşmeli pınarın başındaki bilgeye: "İhtiyar,sır sende diye ta uzaklardan sana geldim.Sırlı sularından kalkıp bana bir kaç tas su ver.Bilge kalkıp kalkıp defalarca suyu verirken sen niye almıyorsun bile demez.Seyyah suda hiç bir farklılık görmediği gibi daha lezzetli sulardan içtiğini düşünüp bu suyun bir özelliğinin olmadığını sorgulamakta dır.Bige: Biliyorum ki aradığın su bu değildir "der bilge bunca yolu geldin amma ne bul duğunu söyle bana.Seyyah, suda bir farklılık görmediği gibi bilgede de bir özellik göre memiştir. Onda hayalindeki bilgeye hiç yakıştıramadığı pek çok kusur görmektedir.
Bilge bunları anlamış gibi derki : Aradığın kişi ben değilim.Ben de senin aradığın hiç bir şey yok . Bak bende pek çok kusur göreceksin.Burnum yamuk,gözlerim bozuk,dilim her daim hatasız dönmez, senin bilip de benim bilmediğim pek çok şey var. Ama senin neyi aradığını, buraya neden geldiğini bana söylediler.SENİN ARADIĞIN BENGİSU DEĞİL SEN ASIL KENDİNİ NASIL BULACAĞINI ARIYORSUN.Üstelik buraya kadar boşuna geldin.İç huzurunun sıırını bulmak için bunca diyar gezmek,bunca dili bilmek gerekmezdi.Evrendeki her dilin kendi bilgeleri vardır.Her dilin bilgeleri bir başka dilden bir başka yöntemle farklı farklı şekillerde aynı manayı söylerler. Şimdi ülkene dön. Su mecazdı sen buraya bunun mecaz olduğunu öğrenmeye gelmiştin.Seni ancak kendi ülkenin dilinden anlatan bilgenin öğretileri huzura kavuşturabilir. Gittiğinde de öğreneceksin ki ölümsüzlük suyu iç huzurudur. Ona nsaıl ulaşacağını onlar anlatırlar. Çinliysen konfüçyus'u,Yunanlıysan Sokratesi,Türk'sen MEVLANAYI OKU onların dilleri farklı ama anlatıkları şey aynıdır.
Devamı sonraya kalsın. Başka yerde aramayın devamı bendedir. TEBRİK VE SAYGILARIMLA.
|
| Şaban Aktaş |
| Mesaj gönder | Arkadaş listeme ekle | Engelle | |
06.03.2008 16:32:54 |
| Dalgınlığıma geldi size yanıtımı aşağıdaki arkadaşın yorum hanesine yazmışım,bu arada o arkadaş beni bağışlasın lütfen.. |
|
|
|
05 Mart 2008 Çarşamba 11:18:41
İyi günde herkes dostum eşimdi El ayak tutarken can kardeşimdi Elden ayağa düş bak hale şimdi Kötünün dilinde ’Öl ’lere döndüm tebrikler, hissettiren dizelerdi. saygılarımla..
|
| Şaban Aktaş |
| Mesaj gönder | Arkadaş listeme ekle | Engelle | |
06.03.2008 16:29:32 |
Şahamettin bey Merhaba, Benim bu günkü yazılarım arasında Altı Mart 1930 Adlı bir yazı var vaktiniz olursa gözatmanızı önerim.Mevlanayı benim kadar araştırdığınızı,Yunus'u ve tasavvufu bilmediğim sanıyorsanız,yazdıklarım yeterlidir.'' İştir kişini ainesi lafa bakılmaz! derler ya hani.
Bu kadar zahmet ettiğiniz şçin saygılar sunuyorum. |
|
|
|
05 Mart 2008 Çarşamba 08:40:45
Çok güzeldi.Kutlarım.Selam ve saygılarımla.
|
|
|
|
05 Mart 2008 Çarşamba 00:21:49
Altmış sekiz yıl gün görmüşüm güya Yalanı gerçeği hepsi düş rüya Gelene hoş gidene boş bu dünya Bir yanıp da sönen mumlara döndüm
Şaban Bey...
Şiir öylesi derin anlatmış ki özün içinde ki sesi... Acılandım, sızılandım anadır bir şeye benzemez gözün nurudur evlatları... Mucize iyilikler versin yaradan ne diyeyim bilemiyorum ki. Sustum okuyorum.
Sevgi ve saygımla, şiirle kalın...
|
|
|
|
04 Mart 2008 Salı 23:20:37
uzunca ama bir solukta okunuveren şiirnize yürekler dolusu tebrikler...
|
|
|
|
04 Mart 2008 Salı 23:01:22
Ne diyeceğimi bilemiyorum Şaban Bey... Seçemiyorum sözcükleri... İçim fena buruldu... Allah şifasını versin tez zamanda... Ne denir ki başka...
SEVGİ VE SAYGILAR...
|
|
|
|
04 Mart 2008 Salı 21:55:13
üzücü.Allah iki iyilikten birini verir umarım. güzel başlayıp hüzünle bitti şiir. saygılar hocam.
|
|
|
|
04 Mart 2008 Salı 21:54:21
amcamoğlu;
bir dakika saygı duruşunda bulunduktan sonra, bu destansı eserini yürekten kutluyorum. çocukluğumda köyümüzün pazarına her salı günü destancı amca gelirdi. ve biz onun etrafında hayranlıkla toplanır ve dinlerdik. bana çocukluğumu tekrar yaşattığım için sana teşekkür ediyorum. selam olsun sana eyyy! şair. selam olsun sana eyyy! şiir.
sevgilerimle.
amcanoğlu. levent AKTAŞ
|
|
Şiire yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üye değilseniz üye olmak için tıklayın. |
|