Yalnız seni sevenleri sevmek sevgi değil, değiş tokuştur. CENAP ŞAHABETTİN [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM
Tek Bir Güne Sığmayan Tüm Öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü Kutlu Olsun...
Şiir Puan
1 2 3 4 5
 

4 10 1
Toplam: 0.0 puan
0 kişi puan vermiş.


Şiir Bilgi
30.10.2006 tarihinde eklendi.
894 çoğul gösterim
943 tekil gösterim
12 yorum
1 kişi beğendi.
Portfolyo: Genel
Şiiri Beğenenler
En son eklediği şiirler

KİŞİSEL TARİHİM


duvarlara mahkum kapım
yanmasını bilmeyen kör kandil
benim kişisel tarihimdir
yüzümdeki çizgiler
yıldızlar bile üşür soluğumda

az mı iç çektim
özendim kuşların özgürlüklerine
kimsesiz denizlerin sahipsiz sularında
gökten ateşi çaldım
tutup bir güneş çizdim üstüne

bin bir düğümle birbirine bağladığım
kırılmakla bitmedi içimin fayları
soruların yanıtları gibi bir köşede unutulmuş
yosundan evler aldım/suyun masalından umutlu

çınlayan bir ıslık gibiyim dağ başında
kestim yer altı ırmağının çağıltısını
yağmur topluyorum sen de benim gibi ağla
sarıl/beni iyice anlayacaksın/sarıl hasrete

korku mudur daha güçlü / sevinçten

küskün eylül güneşinde
öfkesini sensizlikten alır
katsayılara tutunan öyküm
ateşler içinde yanarken buzullar
direnen dağ zirvesidir göğsüm

varoluştur / yok olup giden
gerçek yalana kırgın
suskundur gecenin hüznü
umudun giysilerinde
.............duvarın dili çözüldü


kanadı kırık bir yaşamın pusulasızlığında
ayvanın derdine düştüm gülen narla ağlayan
bölük bölük böldü turnanın kanadı
hüzünlü içimdeki şarkılar/ah öylesine hüzün



Nail Yavuz, İzmir
Yeniden düzenleme
Nail Yavuz (Nail Yavuz)
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.
Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.


 Yorumlar
 H Hikmet Esen
 
31 Aralık 2006 Pazar 14:56:33
Güzel şiirdi dostum. Kutlarım..

Kağıttan gemilerimizi
Gömerken mavilere;
Duygular nedense,
Güneş''e asılı kaldı.
Ürkek korkularımızı da
Kaybettik karanlık gecelerde.
Dağarcığımızda,
Umutlar kaldı..
 Nail Yavuz
 
14 Kasım 2006 Salı 22:30:00

çınlayan bir ıslık gibiyim dağ başında
kestim yer altı ırmağının çağıltısını
yağmur topluyorum sen de benim gibi ağla
sarıl/beni iyice anlayacaksın/sarıl hasrete

_____yalnızlık bir paradigmadır ve yalnızlığı herkes kendi kurguladığı paradigmal düşünde yaşar…nail bir dağın kesitinde kendi yalnızlığının sesine sinmiş, “sen” bir pergel gibi kendi diresini çizerken bir yanıyla gerçekçi ama hedonist olmayan diğer yandan yaşamın bizzat içinde “sarılarak “hem de kendi aynasına küsmeyecek kadar ayakta tuttuğu aşk belki de başka şeyler…hiçbir önemi yok aslında nesnenin bu duruşla…
”hasrete sarıl” muhteşem bir içkin hal…

bin bir düğümle birbirine bağladığım
kırılmakla bitmedi içimin fayları
soruların yanıtları gibi bir köşede unutulmuş
yosundan evler aldım/suyun masalından umutlu

____eyvallah nail, işte şiirin kendinden çıkıp kendi sorularına soru aradığı ve bilince çıkardığı diyalektik süreç…anlamak için insandan çıkıp “suyun masalı” olmak hatta, “yosunlar” hasat etmek gerek…dönüşümün çürüyüp yenilenmenin, doğmanın, maddenin dün halinin! yarın halinin! geldiği duyu eşiği…
sevinçle karşıladığım bu üstün düş gücü içinde gerçekten “insan olma bilinci” adına hiçte düalist kaypaklığa sarmadan aklı “suyun masalından umutlu” çıkarak…enfes bir eğretileme…

ve şiir, aşağıda turnanın kanadına tutuşturulan sesleri…tıpkı havaya yazılan şarkılar gibi söylenip bir kere ve unutulup giden… şiirin subjeden, objeye dönüşü…

”bölük bölük böldü turnanın kanadı
hüzünlü içimdeki şarkılar/ah öylesine hüzünlü”


”allı turnam ne gezersin havada
kanadım kırıldı kaldım sılada
gülüm gülüm…tutmuyor elim…kırıldı kolum…turnalar heeey!..”

ben ahirden zahire bulaştım galiba, neşet ertaş’a gittim beklemeyin…

sevgiyle
bin şiirle kalasın sevgili nail dost…

hamiş; çıta yükseldikçe şiirler değil, şiir beklenir senden şair, işin artık zor!..
hamiş iki; “sınırsızlığın(sonsuzluğun) yansısı” başlığı bir kez daha düşün





bürran -> Merhaba
başlık ve son dörtlüğün ilk iki dizesi dışında son yıllarda okuduğum en ciddi felsefesi olan şiirlerden... tebrik ediyorum dostum seni bana tanıştıran sürece katkı koyan bütün düzeylere de.. sevgim ve bin şiirle kalasın dostum...

Bürran
 Nail Yavuz
 
05 Kasım 2006 Pazar 13:47:45
¤ tuz [01 -11-2006 19:47:02]

"duvarlara mahkum kapım
yanmasını bilmeyen kör kandil
benim kişisel tarihimdir
yüzümdeki çizgiler
yıldızlar bile üşür soluğumda"

Şairin "duvar" benzetmesi bedenidir aslında, "kapı"sı da gözleri... Uzun zamandır içre sığınan ruh, aydınlık adına ancak "kör kandil"lerle avunmaktadır. Soluğu öylesine uzaklara düşmektedir ki, belki de bir eğretileme yapılarak yakına düşüremediği soluğundan mahzundur, yakınına düşüreceği sevgiliden uzak olma hali kastedilebilir yıldızların uzaklığına olan atıfla...

"az mı iç çektim
özendim kuşların özgürlüklerine
kimsesiz denizlerin sahipsiz sularında
gökten ateşi çaldım
tutup bir güneş çizdim üstün"

"Kuşların özgürlüğüne" imrenen şair, belli ki özgürlüğü kısıt altındadır, kimseye ait olmama arzusu sahipsizlik gibi kavramlar mülkiyet altında olmaktan uzaklaşma ve bu olduğu takdirde en olmayacak işi bile yapabilcek kadar cesaret bulmayı da getirir beraberinde; "tutup bir güneş çizdim üstüne" tutsak olduğunu hissettiğindeki gökteki "ateş" daha sevinçli bir kavrama dönüşüyor; "güneş"e...

"bin bir düğümle birbirine bağladığım
kırılmakla bitmedi içimin fayları
soruların yanıtları gibi bir köşede unutulmuş
yosundan evler aldım/suyun masalından umutlu"

Yine de içinin "faylarını" birbirine bağlayan şair, yaşadığına alışmayı, sorular sormaktan ve en önemlisi de yanıtlarını kurcalamaktan uzak kalmaya çalışır.

"çınlayan bir ıslık gibiyim dağ başında
kestim yer altı ırmağının çağıltısını
yağmur topluyorum sen de benim gibi ağla
sarıl/beni iyice anlayacaksın/sarıl hasrete

korku mudur daha güçlü / sevinçten "


Bu dizelerde artık şair, uzaktaki sevgiliye seslenir, beklentisiz bir bekleyişle sevgiliye özlemeyi salık verir, çünkü artık yapılacak başka bir şey kalmamıştır.


"küskün eylül güneşinde
öfkesini sensizlikten alır
katsayılara tutunan öyküm
ateşler içinde yanarken buzullar
direnen dağ zirvesidir göğsüm

varoluştur / yok olup giden
gerçek yalana kırgın
suskundur gecenin hüznü
umudun giysilerinde
.............duvarın dili çözüldü "

Şairin sevgilisiyle zaman dilimi olarak eylul ayının bir özelliği vardır kuşkusuz, öfkenin ve uzaklaşmanın ayıdır; eylul. Artık direnmesinden ve ateşler içinde yanan buzlu öykülerden bahseder bilinçaltı.
"Gerçek yalana kırgın" bu öfkenin belki de saikidir; sevgiliyle bir yalan üzerine kurulu olan ilinti, gerçeği şairinin bilmesi ama susması, içine gömmesiyle belirginleşir.


"kanadı kırık bir yaşamın pusulasızlığında
ayvanın derdine düştüm gülen narla ağlayan
bölük bölük böldü turnanın kanadı
hüzünlü içimdeki şarkılar/ah öylesine hüzünlü "

Nihayet final; Bedri Rahmi'nin dizelerine atıfta bulunan şair, orjinal şiirdeki "kadınım, kısrağım, karımsın" mısrasındaki neyin "derdine düştüğünü" şifreli bir şekilde verir!



Gayet rahat akan bir şiir bence. Şiirdeki dizeleri tek tek ele alıp incelemek benim için adeta şiir jimnastiği niteliğinde olduğu için keyif alıyorum. Doğru bir çözümlemenin yalnızca metni ele alarak yapılamacağını da aslında alasıyla biliyorum; şairin diğer şiirleriyle olan metinsel bağı, bulunduğu toplumsal koşulları, şiiri okuyanın önyargıları ve dahası çözümleme için gerekli olanlardan birkaçı...

Kapalı şiirleri, bilgi aktarmaya yönelik kısa metinsel dizeleri şiir dilinin potasında erimedikçe çok sevdiğimi söyleyemem; bir bulmacaya dönüşen şiirlerde imgelem ve düşlemin, işçilik ve atolye faslının ayırdına varamıyorum. Duygusuz yazılan şiir benin nazarımda şiir olmatan hayli uzak, sadece duyguyla şiir yazılmayacağıysa aşikar...

Modern insan gündelik yaşamda çarptığı bentleri, aşk-sevda gibi olguları işlerken özellikle "özgürlüklerinden" şikayetçidir, lakin aşk ve sevdadan bahsederken şiir ahlakının içerisine "cinselliği" asla katmaz, bu doğu toplumlarına has bir mahremdir.Seçilen temanın erkek egemenliğini de hortlattığı düşünülebilir.

Elbette ki şiirsel bir metin çok anlamlı ve katmanlıdır, her okuyanca farklı tabakaları görülebilcek belki de şairinin bile bir nevroz halinde yazdığı dizeler yazılıp bittikten sonra anlaşılmayacaktır.

Bir küçük eleştiride de bulunmadan yapamayacağım; ".............duvarın dili çözüldü " biçem olarak "............" göze hitap etmiyor, hatta sırıtıyor.

Cesaret, öfke, beklentisizlik, coşku, karamsarlık ve imkansız aşkı dizelerde yoğunluklu olarak hissettiren şaire teşşekür ediyorum...

İyi çalışmalar...
 ahmetturan
 
30 Ekim 2006 Pazartesi 20:02:28
sözüm yok.. şiir burda...
kutladım efendim yürekten.
 Çınar GÖLE
 
30 Ekim 2006 Pazartesi 13:24:47
Ellerinize yüreğinize sağlık sevgili dostum,faylar kırıldıkça hayli etkili depremler yaratmış,hüzünlerden uzak sevgiyle ve sevdiklerinizle dolu günlerin sizi kucaklamasını diliyorum sevgilerimle..

Çınar GÖLE
 Şahika
 
30 Ekim 2006 Pazartesi 12:22:19
Yine güzel bir şiir okudum senden sevgili hemşehrim....
Akıcılığıyla ve sesiyle çok güzel

Kutluyorum

 zeki çelik
 
30 Ekim 2006 Pazartesi 11:53:24




şiirin dili açısından çok iyi bir örnek gösterilebilecek bir eser ...

şair budur işte

gökten ateşi çalar
tutup bir de güneş çizer üstüne

yanmasını bilmezse kör kan-dil olur dize dize


sevgimle





 direniş
 
30 Ekim 2006 Pazartesi 11:36:55
sayin usadat,

yuregin ve kalemin eksik olmasin siir sayfalarindan

cok guzeldi yine

saygilar usta yurege
 sessiz71
 
30 Ekim 2006 Pazartesi 01:44:54
umutların tükendiği yerde bir direniş öyküsü sanki bu şiir.
yüzünüzde ki çizgiler yaşınızı içinizdeki kırgınlıklarsa hayal kırıklıklarını anlatır olmuş. ama böyle hüzün doluyken hayat buzullar erimeye başlar yürek sıcaklığında. ve dağ zirvesi gibi sağlam olur yürek.gecenin hüznü sustuysa bitmiş demektir hüzün.umuda bürünüldü şair tarafından ve duvarlar yıkıldı. içinde ki şarkılar hüzünlü ama eskide kaldı bu şarkılar.şair mutluluğu yakalamış galiba yeni bir aşkla. ona anlatıyor sanki kişisel tarihini. bak böyle mutsuzdum ama şimdi senle mutluyum der gibi... çok sevdim ben bu şiiri. masal gibi. mutlu sonla biter ya hep masallar bu yüzden masal gibi dedim...çok güzeldi şiiriniz. saygı ve sevgiyle kalın...
 FATOŞ
 
30 Ekim 2006 Pazartesi 01:43:55
az mı iç çektim
özendim kuşların özgürlüklerine
kimsesiz denizlerin sahipsiz sularında
gökten ateşi çaldım
tutup bir güneş çizdim üstüne ...
saygılarımla
 baharca57
 
30 Ekim 2006 Pazartesi 00:20:35
küskün eylül güneşinde
öfkesini sensizlikten alır
katsayılara tutunan öyküm
ateşler içinde yanarken buzullar
direnen dağ zirvesidir göğsüm

Zorluklara direnen yüreğiniz hiç bir zaman yılmasın,hep böyle dirençli hep böylesi güçlü kalınız.Yüreğinize sağlık.

Saygılarımla

Bahar
 ümrantokmak
 
30 Ekim 2006 Pazartesi 00:19:41

Bazılarımızın payına hüzün düşebiliyor
şiirinizde olduğu gibi.
Kadere itiraz gibi bir lüksümüz olabilseydi...

Güzel bir şiirdi.
Selam saygıyla


KİŞİSEL TARİHİM şiirine yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


Üye ol Şifremi Unuttum