
ÖĞRETMEN
Dağlar uzar sıra sıra, Dağları uçsuz bucaksız yollar aşar. Tozlu yollar, Uzaklardaki bizim köylere gider. Köy yollarındaydı Bir başına. Belki yarım asır önce.
Gece gündüz demeden Karlı dağları aştı, Çakal sürüleri çıkardı yolarına Acımasız çığlıklar atarak, Hissettirmezdi korktuğunu Köyüne ulaşınca Unuturdu yorgunluğunu, Korkuyu.
Korku kol gezerdi, Unutulmuşluğun ötesinde. Adı ölümdü korkunun, Bu yüzden herkes suskundu, Beşikteki bebeler bile! Ağlayamazlardı korkudan.
Türkülerle paylaşmıştır Yalnızlığını, Bitmek bilmeyen gecelerde… Hastalandığında, Derdinin dermanı olmuştur Hasret türküleri… Sevdasının ezgilerini yüklemiştir, Dağların doruklarından esen Serin rüzgarların uğultusuna Yavuklusuna ulaştırması için.
Sen, Karanlığı aydınlatırken, Nice fırtınalı günler geçirdin! Kimileri, komünist dedi sana. Kimileri, solcu; Kimileri, sağcı dedi, Kimileri faşist! Kimileri de gerici… Oysa sen; Dağların doruklarında, Al bayrağın destanını yazıyordun Minicik yüreklere...
Kimileri seni kitaplarınla tehdit etti. Çünkü yasaktı okumak. Hatırlıyorum, Kitaplarını mağaralara sakladığını… Biliyorlardı Senin en güçlü silahının bilgi olduğunu…
Sürgün yediğin de oldu, Zindanlara atıldığında… Umursamadın, “ Bunlar da geçer” dedin, Zindanda da olsan, Memleketinin uzak köylerini, Uzak kaldığın köylerdeki Bebeleri düşledin hep.
Başöğretmeninden aldığın meşaleyi, Kuşaktan kuşağa taşıdın. Çağları aştın Bir ömür uzunluğundaki Kısacık zaman sürecinde…
Etrafını aydınlatan bir mum gibi Eridin belki, Ama yok olmadın, Sadece görünmez oldun. Biliyorum, Kimselerin bilmediği Bir yerde yaşıyorsun şimdi… Bir dağ köyünde, Veya bir dağın yamacında Bir demet çiçek süslüyor mezarını.
Sen, Bize vatanımızı sevmeyi öğrettin. “Suyun uyuduğunu, Düşmanın uyumadığını”, Öğrettin! Uyumuyor düşman, öğretmenim Uyumuyor… Sen, Bize, kim olduğumuzu öğrettin. Sen, Bize kim olduğumuzu öğrettin.
|
|