Edebiyat Defteri

Sevilmeden sevmekten daha feci bir şey yoktur. TURGENYEV
E-mail adresiniz: 
Şifre:
Edebiyat Defteri
 Atölyeler 
   

Okunası Şiir
Özel Seçki

 
Şiir Bilgi
20.09.2008 tarihinde eklendi.
377 çoğul gösterim yapıldı.
193 tekil gösterim yapıldı.
26 yorum yapıldı.
 

   

 

Gülece...





Akşam çekilirken eteklerinden yukarı doğru
gece açarken bağrını cesurca semaya
ay buluta saklanır
yıldızlar çatılara
Gülece kendine...



gözleri iri iri açılır güllü fistanı oynaşır dal dal
savrulur gün görmemiş beyaz bacaklarında rüzgar
kekik kokulu dudaklarında dağ çiçekli umutlar
yeni yetme göğüsleriyle tazeydi yaşı dünyaya
çizilmemiş ovalardı gözleri Salvador’dan
bağ arasına sıkışan türküsü Mozart senfonisi
bahar kraliçesi ve diğerleri
kıskanır Gülece’ nin
gülüşlerini
gözlerini...



Gülece’nin belikleri boncuklu alnı tomurcuk
pınarbaşı günlük yolu çarıkları tozlu
çitlerden atlar çocukluk düşleri
harman yeri hayat savruğu yüzü
bayram sandı giyince gelinliği
yeni urbayla yeni evi de evcilikti
nerden bilirdi başlık parasına ihtiyar bir tende çürüyeceğini!



bıyıkları terlememiş yavuklusunu özledi Gülece
hazanda hazırlanan büyüttüğü koyunun yünleriydi
yorganına döktüğü gece yaşları
duvar halısıyla dertleşti motifledi bahtını kök boyalarla
hiç çıkmadı çocuk gelinin ellerindeki elem renkleri
çıkıp gitse özlediğine kan rengi olurdu çemberi
Gülece bu hangi dava!
hayatın nerede?
nereye serildi kaderinin kilimi!



zamanı koynunda büyüttü
ve boy boy güllerini
saçları eğrildi gelin teli gümüşi
yüzünde kıvrılarak inen çizgilerdi köyün deresi
dağlardan pek yüreği
gözleri Dale’nin zümrüt yeşili
sesi yanık Mozart senfonisi...



...
(ne alaka köylü güzeli
ne Mozart’ı
ne Dale’si
ne şiiri
nereden bilsin Gülece
bunlar yazanın cehaleti)
...



görmeden gün yüzü
akşamla kapandı Gülece
koca bir ağıtta kaldı hayatın izleri
soldu gül ece...






Neslihan YAZICILAR



Fotoğraf Murat Özturan


   
Acaba Nedir?: alâka , ay , beyaz , bir , çocuk , dağ , elem , gece , gelin , gül , gün , günlük , hayat , kan , murat , ve
 Yorumlar
 
01 Kasım 2008 Cumartesi 12:42:02

çok güzel bir şiir okudum, teşekkür ederim.
güleceyi merak ettim doğrusu,bilmediği için bu şiiri hiç, ağladımı bilenler kadar.yüzünden tebessümü eksildimi ,ikinci doğumda kan uğuşmazlığını anladımı ,bilmenin acı verdiğini ve berdelsiz bir dünya olduğunu.

saygılarımla.
 
17 Ekim 2008 Cuma 12:34:02
O KADAR GÜZEL BİR KONU YAKALAMISSINIZKİ KUTLARIM... SİZİ BURDA DA GÖRMEK COK GÜZEL RADYO HASATTA ŞİİRLERİNİZİ OKUYORDUM AMA BUGUN BURDA TESADÜFEN BİR ŞAİRE YAPTIĞINIZ YORUMDA GÖRDÜM VE MUTLU OLDUM IŞIK OLUYOR ŞİİRLERİNİZ VE YORUMLARINIZ... ÇOK TŞK EDERİM SEVGİLER SAYGILAR..
 
08 Ekim 2008 Çarşamba 20:56:54
sustum

harikasın Neslihan
sevgimle
bunu tekrar okuyacağım
 
03 Ekim 2008 Cuma 19:22:58
tebrikler
 
25 Eylül 2008 Perşembe 20:43:51
görmeden gün yüzü
akşamla kapandı Gülece
koca bir ağıtta kaldı hayatın izleri
soldu gül ece...

İçli bir güneydoğu anadolu türküsünü dinler gibi oldum şiiri okurken. Maalesef kanayan yaralarımızdan biri, tebriklerimi sunuyorum dost.
 
25 Eylül 2008 Perşembe 13:02:11

"Gülece’nin belikleri boncuklu alnı tomurcuk
pınarbaşı günlük yolu çarıkları tozlu
çitlerden atlar çocukluk düşleri
harman yeri hayat savruğu yüzü
bayram sandı giyince gelinliği
yeni urbayla yeni evi de evcilikti
nerden bilirdi başlık parasına ihtiyar bir tende çürüyeceğini!"

Kilimsi hüznün, sükutumsu ağlamaklığına Anadolu'nun,
Dolu dolu olmuş, dokunuluverse ağlayacak duygusallıkta,
İnsanlığa asılmış perişanlığın dize getirilmesiydi...

selam ve tebrikle..


 
22 Eylül 2008 Pazartesi 00:05:46
zaten şiir üzerine çok hoş analiz ve sizin ardından yazdıklarınız yoruma yer bırakmamış.bize söz kalmamış..ben başka bir şey buldum burda.Hatta okurken gamzelerime gülücük oturmuştur.aynaya bakmadım..aynı göğün altında ayrı şairler aynı imgeleri eskitirler ayrı şeyleri anlatırken ya;

"gece açarken bağrını cesurca semaya "

Gömleğimden bir düğme daha açıp
Rüzgarlar öpsün diye böğrümden

"çizilmemiş ovalardı gözleri Salvador’dan"

Gözlerine kırlangıçlar tünemiş
Kaderi Salvador çizgisi sanıyor

"bağ arasına sıkışan türküsü Mozart senfonisi"

Bir kafeteryadan Mozart
Meydanlardan hayat
Sızmaktadır karanlığa kan gibi…

"ne alaka köylü güzeli
ne Mozart’ı
ne Dale’si
ne şiiri
nereden bilsin Gülece
bunlar yazanın cehaleti"


ben iyi şiir okudum..bazen ısrarla gösterme arzusu ve anlatılan öykü şiirselliğe zarar verir burada o da yok..ustaca kotarılmış bir çalışma..ve aklımda kalan Gülece'nin hikayesiyle ayrılıyorum sayfanızdan
saygılarımla





 
21 Eylül 2008 Pazar 20:07:29



gülEce
sus ve sakın ağlama
 
21 Eylül 2008 Pazar 13:26:33
Sevgili Neslihan...

Şiirin yanında ve haksızlıklara karşı duruşunu hep takdir ettim...
Hele ki;kadınları ve çocukları anlattığında dizelerin,saygım katlandı...

Gülece,sadece bir sembol;onca yürekten,onca yorgun ama kanaatkâr bedenden yalnızca biri...Kimbilir daha kaç Gülece var bîhaber olduğumuz...

Onların omzunda hayat,bizimkinde olduğundan kat be kat ağır...

Senin omzunda ise şiir...
Tıpkı özgürlüğe koşan bir güvercin gibi;gücünü kaleminden alarak kanat çırpıyor hızla...

Öpüyorum o güvercinin emekçi kanatlarından...

Sevgimle...
Saygımla Güneşin Kızı...

savaşçı tarafından 9/21/2008 1:27:05 PM zamanında düzenlenmiştir.
Bu yoruma 1 cevap yazılmış.
 
21 Eylül 2008 Pazar 10:31:55
Çok güzel bir şiir okudum,içimi sızlattı dizeler...Kalemine sağlık...
 
21 Eylül 2008 Pazar 08:24:58
Her zaman okumak keyifti
ve öyle de oluyor hep.

bugün yorumlamak istedim.

şiirdi. ( hem de fazlasıyla )
 
21 Eylül 2008 Pazar 05:07:52
bir yaşamdan ironi...şiirde ki anlatım harikulade tebrikler yazan kaleme ve yüreğine sağlık...
 
21 Eylül 2008 Pazar 02:12:03
"koca bir ağıtta kaldı hayatın izleri"

izlediğimiz hep aynı senaryo...

malesef...

Kutlarım, çok güzeldi şiir...
 
21 Eylül 2008 Pazar 00:44:10
güne yakışan bir şiir..

tebrikler,teşekkürler kaleme...!
 
21 Eylül 2008 Pazar 00:05:07

Kutlarım çok hoş dizeler yüreğine sağlık
sevgilerle.. mutlu kal
 
20 Eylül 2008 Cumartesi 23:04:43
"şaire puan kazandırmaz kanısındayım."

Hiç öyle bir beklentim olmadığı gibi, puan veren mercii kimdir?

Teşekkürler.


 
20 Eylül 2008 Cumartesi 22:52:01
İroni:(eski yunanca eironeía) Söylenenin tam tersinin kastedildiği ifadedir. Söylenen ya da yapılan eylem, ciddi görüntüsü altında, karşıt söylenceyi ya da eylemi, çelişki noktasına çekmeyi hedefler.Mizahdan farkı olarak, ironi daha eleştirel yaklaşır. İroni mimik, jest ve tonlama ile söylemek istenenin altını, dolaylı çizer.
Şiirde ironiyle verilen anlatım kullanılmıştır.

“Şiirin estetik malzemeleri sosyal gerçekçi şairlerin malzemelerini andırmasa da şairin kendi özgeliğiyle ortaya konulmuş, öznel bir stil yaklaşımı gösteriyor.”

Stil değil de şiirde üslup ya da tarz vardır. Ve her şair kendi tarzını oluşturur ki diğer sosyal gerçekçi şair açılımı nedir anlamakta zorlandım hayali şairler nasıl oluyor ya da?

Zaten diğer Edebiyat tarihine adını yazdıran şairlerle âşık atmak haddimize değil ve adlı sanlı şairlerin yazdıklarını yazmakta kopyacılık olur kanısıyla şiirimi kendi üslubumla işledim.


Her kadın şanslı değil yaşam koşullarında Gülece’ler hala var! Birimiz senfoniye, resim sergisine giderken diğerimiz ona sunulan hayatı yaşıyor ya da sunulanda ne kadar yaşam verilirse o var bahtında…

O yergi (…) içi, öz eleştiririydi…

Nasıl ki tanınmış bir müzisyen ya da ressam ve dünyaya, sanata mâl olmuşsa, hayranlık duyulan kişilerse, Gülece’nin köyündekilerde Gülece’nin sesinin güzelliğini yanık türkülerini bilir hayran olur…
İnsan bulunduğu ortamda ki iyiyi bilir çünkü…



“sözünü ettiği doğaya aykırı düşen bir tezat çağrıştırması” ben bu sözle istediğimi aldım zaten teşekkürler. Olumsuz eleştiri en iyi eleştirdir.

Şiir söze dayanan bir sanat olduğu gibi çağın ve sosyal biliminde çizgisinde yürür. Şiir hiçbir zaman gerilemez, gerileyen toplumlardır. Şiir dile egemen olurken şiir dilin gizini ve gücünü de simgeler.

Bu yüzden şiir usun ve ruhun yarattığı sözcükleri harmanlayarak sunan, dünyamızın vazgeçilmez edebi ürünleri olmuştur.

Şair Mallarme’nin ressam Degas’ya dediği gibi, şiir, sözcüklerle yazılmaktadır. Sedat Ümran’ın yorumuyla büyük şiirler okuyucuları sarsandır, eğlendiren ve uyutan değil

Sonuç olarak o vurguyu yapmasaydım sıradan bir şiirde köy kızının hayat hikâyesi olacaktı…

Ben inanıyorum ki şu an bu şiiri okuyan bayanlar, beyler ya da okuyabilen kesim dersek buna daha doğru olacak ve belli lüksü yaşayan biz kadınların Gülece’den daha şanslı olduğumuzu anlata bilmekti…

Çağlar boyunca bütün edebiyat tarihçileri şiirin ne olduğunu tanımlamaya çalışmışlar ve çalışmaktadırlar. Fakat şiir tam olarak tamamlanamayıp kuramlara da oturtulamaz.

Salah Birsel’in düşüncesiyle ifade edecek olursak; şiiri hiçbir poetika ve estetik belirleyemez; sadece bayağı ve adiden uzak tutar.


Şiir anlağa değil, duyguya seslenir, kavranmaz yaşanır, yorumu çok doğrudur.

Açıklamanın yeterli olduğunu düşünerek ayrıca yorum yazan tüm şiir dostlarına teşekkürlerimi sunuyorum.

Özellikle Sevgili Ömer Nazmi’ye, öylesi ince detaylar yakalamış ki bu sebeple Etkin yorumdur sayfamda…
Ve Sayglarımı her daim kazanan Hayrettin Yazıcı dostta şiirle bütünleşmiş ayrıca teşekkürler.

Teşekkürler

Şiirle…
 
20 Eylül 2008 Cumartesi 18:20:53
Toplumsal bir kaygıyı ve konuyu işleyen bir şiir. Metropol insanlarının uzak kaldığı ama sosoyal hayatımızın ve toplumsal yapımızın henüz reel gerçeklerinde yaşayan dramlardan bir kesiti fotoğraf karelerinde yansıtır gibi aktaran bir dökülüşü taşıyor.

Şiir, içeriğinin sorunlarına derinlemesine bir pd-rojektör tutmasa da hayatımızda hala bunnlar da var yaklaşımında bi,r serğileyiş sunuyor.

Şiirin estetik malzemeleri sosyal gerçekçi şairlerin malzemelerini andırmasa da şairin kendi özgeliğiyle ortaya kanulmuş, öznel bir stil yaklaşımı gösteriyor.

Şairin, mahalli sorunları anlatırken Salvador Dali- İspanyol ressam-, Mozart- Avusturyalı büyük müzisyen-, motifleri bu şiirin içinde kullanmasına açıkça bir anlam veremedim.

Sosyal konularımızı işleyen şiirlerde bu tip motiflerin montelenmesi aykırı bir süs olarak kalmaktadır.Ve şiirin sözünü ettiği doğaya aykırı düşen bir teztı çağrıştırması şaire puan kazandırmaz kanısındayım.

Şiir , içeriği, insancıllığı, sosyal yaralarımızın sancıyan ağrılarını teşhis etmesi bakımından duyarlı bir yüreğin sestellerinide tınılıyor, ama yukarıdaki sebeble şairi bu sosyal yaranın içinden alıp, İspanyol yapımı malikanenin cumbasından seyreden bir şaire dönüştürüveriyor.

Tebriklerimle.
 
20 Eylül 2008 Cumartesi 14:03:01


.........tatlı olmuş efendim
 
20 Eylül 2008 Cumartesi 10:59:11
Çok güzel bir şiirdi...

Okurken zevk aldım...

Yüreğinize, emeğinize sağlık...

Saygılar...
 
20 Eylül 2008 Cumartesi 09:20:50
tebrıkler neslıhan hanım şiir her turlu övgüyü hakedıyor..
Okuduğunuz yorum şiirin sahibi tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
 
20 Eylül 2008 Cumartesi 03:48:32
Şiiri kelime cambazlığı olarak görenlere ve şairi de güya övmek için cambaza benzetenlere ben kendi adıma hiç katılmadım.
Şairi sözcüklerden oyuncak yapan biri hiç sanmadım.

Yitivermedi hayat, kırdaki kardeşler.
Fakat yaban bir gül gibi
bir kırmızı damla düştü gümraha
ve sönüverdi toprak lamba.

Pablo Neruda’ya ait bu dizeler, işgalciler için yazılmış bir şiir. Ve bir dizesinde der ki,
“Tarihi anlatmak için buradayım ben,”

Şairin hiçbir misyonu olmayabilir; ama şiir o şaire ister istemez bir misyon yükler.
Belki de şair şiire bir misyon yükler.
Bu istediğiniz gibi düşünülecek bir konudur.
Ancak içinde yaşadığı koşulları ve gördüklerini de anlatmak bana kalırsa şairin -asıl olmasa da- görevlerinden biridir.

Her şair aynı konuya istediği yerden bakar. Aynı konuda yazılmış binlerce şiirin olması demek o konunun işlenmiş ve bitmiş olmasını göstermez.

Belki toplumsal şiirlerin önemsenerek değer bulduğu yıllar ülkemizde çok gerilerde kaldı; ama bu demek değildir ki o toplumsal yaralar kapandı.

Bu tür yazılan şiirlerin öne çıkmasını ve alkışlanmasını hazmedemeyenler tıpkı akçeli saray şairleri gibi salt erki ve aşkı anlatanlara benzer. Elbette hayatın içinde önemli bir yeri olan aşkı da aşkı kadar işleyecektir şair; amma toplumdan ve sorunlardan uzakta kalarak sırf dünyanın kendi kalbi etrafında döndüğünü sanan kalemlere de bir okur olarak söylenecek sözler vardır.

Kendi kazanmadan, bir asalak gibi başkasının cüzdanından geçinerek ve yaşamda olan gerçekleri silerek şiir yazanlar, sanmasın ki olmuş bir şairdir. Elbette bunlar benim düşüncelerimdir ve her zaman aksini düşündürecek destekler sunulursa buna da hazırım.

Ülkenin sadece metropollerden oluştuğunu düşünerek, yaşadığı topluma yabancılaşan ve hep orada kalan birilerinin bunu anlaması çok zordur. Batılılaşmak ve o ahlak anlayışıyla yaşamak isteyenler önce bulundukları topraklarda ne olup bittiğini görmeli ve bunu kendince anlatmalıdır.

İşte Neslihan Yazıcılar’ın böyle bir şiiri daha.

Gülece… Belki şiirde anlatılmak istene şey bazılarına gülmece gibi gelebilir; ama bu bir dramdır.

Akşam çekilirken eteklerinden yukarı doğru
gece açarken bağrını cesurca semaya
ay buluta saklanır
yıldızlar çatılara
Gülece kendine…

gece
ay
yıldız
bunlardan bahsederken bu bölümde, doğada yalnızca birinin eyleminden bahsediliyor.
Gülece…

Gece, ay ve yıldızların eylemi değiştirilemez, bu bir döngüdür; tıpkı Gülece’nin döngüsü gibi.
Yani anlatım başlangıcı o kadar belirleyici olmuş ki şiirde, bu bile başlı başına bir güzelliktir.

gözleri iri iri açılır güllü fistanı oynaşır dal dal
savrulur gün görmemiş beyaz bacaklarında rüzgar
kekik kokulu dudaklarında dağ çiçekli umutlar

Bu üç dizdeki imgelemeler kırsalda yaşayan bir kız çocuğunun fazlası olmayan bir tarifidir.
Güzellik,
saflık
ve bulunduğu coğrafyayla uyumu.
Ki bu kız çocuğunun sonraki dizelerde çocuk kadın olduğunu söyleyecektir şair.

yeni yetme yaşıyla tazeydi yaşı dünyaya/ Bu dizeyle şiirin öznesi hakkında pekiştirici bir bilgi var.
Çocuk işte!

çizilmemiş ovalardı gözleri Salvador’dan

Neden ünlü bir ressamı kullanmış olabilir ki kalem burada!
Sadece ressam da diyebilir di.
Çünkü, kendisini şair sananlar kadar kendisini ressam sananlar da vardır mutlaka.
Ama ‘Dale’ diyor şair. Çünkü, ünlü bir ressamı söyleyerek, gerçek bir ressamın eseriyle bütünleştiriyor.
Ve sesi de aynı gerekçelerle Mozart senfonisi olacaktır elbette.

“bayram sandı giyince gelinliği”

bu şiirde hiçbir dize bu dize kadar hüzünlü olamaz.

Gerçeği algılayamamak. Daha doğrusu olanları anlamayacak kadar çocuk olmak. Daha da doğrusu, gelinliğin anlamlı yükünü kendisine yüklememek için, başka bir neden arayarak ‘bayram’ sanmak.

nereden bilirdi başlık parasına ihtiyar bir tende
çürüyeceğini!

Bilemezdi çünkü, onun yerine bilenler vardı.
Bilemezdi çünkü, onun yüreği daha saftı.
Bilemezdi çünkü, ailesi onu satmazdı…

Gülece bu hangi dava!
hayatın nerede?
nereye serildi hayatının kilimi!
Bu bölümün üst dizelerini sırf bu soruları sormak için hazırlandığın düşündüğüm için almadım. Zaten, asıl önemli olan bu üç dizedir bence.
Şair burada Gülece’ye yönelttiği hayret dolu soruları aslında topluma çevirmektedir.
İşte bu dizelerle toplumsal örgüsü olan şiir amacına ulaşıyor bence.

zamanı koynunda büyüttü
ve boy boy güllerini

çocuklar burada neden gül olarak tanımlanmış?
Şunun için, Gülece de biliyor ki onun da gülleri erkenden koparılacaktır dalından, belki de daha gül olmadan…

(ne alaka köylü güzeli
ne Mozart’ı
ne Dale’si
ne şiiri
nereden bilsin Gülece
bunlar yazanın cehaleti)

Şair burada parantez kullanarak, üçüncü kişiyi konuşturuyor. Bu üçüncü kişinin adı da ‘gerçek’ olmalı.

Şiirin diğer dizelerinde geçen Salvador ve Mozart’ın belirtilmesi, bir cehaletin ironileştirilmesidir. Bu parantez içiyle de bunu belirtiyor kalem.

Son dizeler,

görmeden gün yüzü
akşamla kapandı Gülece
koca bir ağıtta kaldı hayatın izleri
soldu gül ecesi…

Ve öldü gül ecesi ağıtla…
Belki çocuk bedeni bilmem kaçıncı çocuğunu doğurmaya dayanamadı…
Kim bilir!
Ama bilinen bir şey var ki, paranın kral olduğu yerde daha çok gül kraliçeleri solacaktır.

Sevgili Neslihan,
şiirinin temasını ne kadar yeriyorsam, anlatımını da o kadar övüyorum.
Şiirdi…
Hem de başarılı bir şiirdi bana göre..

Sevgilerimle ve şiirle.
(Elbette bir de fotoğraf sevdasıyla)

 
20 Eylül 2008 Cumartesi 02:09:19
bu gözlerin bırde bakmasını bilen bakışların sahıbıne,
onun bu doğal halni fotoğraflayan ustaya
ve de sen sevgili Neslihan bu kadar güzel anlattıgın ıcın Gülece yi tesekkür ediyorum

çok içten ve sıcacık bir şiirdi...

sevgi ve dostlukla...
 
20 Eylül 2008 Cumartesi 00:52:02
Malesefki yaşanılmasını istemedigimz bi olay tabi bu tür cahiliyetlikler ama işte sizler gibi bunu dizelerde anlatan eserlerinde yoguran insanlarla aşılacak bu tür davalar çok etkileyici kutlarım sevgiler(SELİN)
 
20 Eylül 2008 Cumartesi 00:46:38
Gülece'ye baktım;dünyanın bütün renklerini omuzlamış yük diye..Gülece bayramlık gibi paketlenecek kadar güzel ne dersin? Bu şiirle bir şey daha farkettim;siz de sözcüklerle omuzlamışsınız ne çok şeyi..Bu çok zenginlik..Sustum ve şiire,dahası ben bu sayfaya vuruldum...Yürekten kutladım.Selam,saygı...
 
20 Eylül 2008 Cumartesi 00:36:17
Sevgili Neslihan Yazcılar,

Feodalizmin hüküm sürdüğü bölgelerimizde ne yazık ki yine bundan en çok zarar gören kadınlarımız oluyor.
Başlık, berdel gibi uygulamalar devam etmekte ve bitecek gibi de görünmüyor.

Fikrin gibi güzel şiirine yorum için tekrar döneceğim.

Tebrikler,
şiirle ve sevgilerimle kal..
Şiire yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.
En Son Eklenen 50 Şiir   En Son Eklenen 50 Şiir
Haberler Fıkra Dünyası
Bölümler
• Şiirler
• Yazılar
• Öyküler

• Forum
• Arama
• Etkinlikler
• Ne Nedir?
• Kampüs
• Bugün
Edebiyat Defteri
• Reklam ve Sponsorluk
• Site Haritası
• İstatistikler

• Kurallar
• Yardım
• İletişim
Sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Türkü -  Prefabrik -  Estetik -  Reklam verin