|
|
|
BUNDAN SONRA
( Şiirin Hikayesini Görmek İçin Tıklayın )
Şiirin Hikayesi
Evrim teorisine katılmayanlar garipseyecekler bu düşünceyi, ancak bilime karşı gelen uluslar gelecekte varlıklarını koruyamıyacaklardır.Saygımla.
Bir gözüm fauna Bir gözüm flora Bu hayvan Şu bir ağaç Ben insanım Gel yaklaş Ne Adem oğluyum Ne annem olur Havva Toprak ateş su ve rüzgâr Hepimiz aynı mayadan Evrim geçirmiş maymun İnsanlığından memnun Gözünle gördün Kulağınla duydun Bir zamanlar buydun Daha büyüktü burnun Yere sürter dururdun Kalkınca ayağa Eller-gözler geçti öne Ateşi keşfettik Çiğ et devri bitti Pişkin yiyince yemeği Geriledi çene kemiği Düştü bazı dişlerin Küçüldü yüzün Büyüdü hacmi beyninin Ama evrim bitmedi Kim ne derse desin Her an değişmektesin Şunu unutma Azot bağlayan bakteriler Olmasaydılar eğer Topraktaki solucanlar Delip deşmeselerdi yeri Canlı organizmalar Soluk alabilirler miydi Eko sistem içinde Her canlı bir halka Taşıma gücü zincirde En zayıf halka kadar Bir gözün fauna Bir gözün flora Her canlıyı sev Koru doğayı Gözün gibi bundan sonra !
Şaban AKTAŞ 20.11.2001
|
|
|
|
26 Ağustos 2008 Salı 10:19:29
Eko sistem içinde Her canlı bir halka Taşıma gücü zincirde En zayıf halka kadar Bir gözün fauna Bir gözün flora Her canlıyı sev Koru doğayı Gözün gibi bundan sonra !
Yapılan yorumların hepsini tek teke okudum ve sevgili şair dostların söylemlerini tekrar etmek bir şarkıyı ikinci, üçüncü defa dinliyor gibi olmaması için aynı duygu ve açıklamaları yapmak istemiyorum.
İlim ile uğraşanlar dünyanın kuruluşundan bu güne hep dine aykırı kabul edilmiş ve İlimdeki her çalışma sanki dini yok etmek üstü gibi algılanıp, ilim adamları ya yok edilmiş ya da yer yüzünde deli damgası vurulmuştur.
Oysa insanoğllu doğduyu günden beri kendini diğer canlılardan ayıran en büyük özleliği düşünme, araştırmak ve öğrenme olan beynini hep kendini aşmak ve hep kendini yenilemek için kullanmıştır. Yoksa doğduğumuz gün gibi kalmış olsa idi diğer canlılardan ne farkımız kalır idi. İnsan olmanın özleliği de bu değil midir.
Muhteşem bir şiir ve muhteşem bir anlatım. Kişi ilk gününden bu güne gelişini tekrar sorgulayabiliyor dizelerinizde. Ve hem soru sorup, hem de soralara cevap verebiliyor kendinei dili döndüğünce.
Kutluyorum kaleminizi ve saygılar yüreğinize.
|
|
|
|
26 Ağustos 2008 Salı 00:26:20
harika şaban abi. "Ateşi çalmak" ne güzelde anlatıma gelmiş şiirinde düşlerine sağlık dostça selamlarımla
|
|
|
|
26 Ağustos 2008 Salı 00:04:43
Sevgili dostlar; Beni gerek olumlu gerekse olumsuz yönde eleştiren her arkadaşa çok teşekkür ederim.Tüm sorulara tek tek yanıt vermektense ANADOLU UYGARLIKLARI Atölye çalışmalarımda buna ilişkin konular işlendi.Kaynaklar bilimseldir.Okuyup ,sonra sorunuz olursa, tekrar bana mesaj ya da yorum olarak yöneltebilirsiniz. Şu anda ben çok yorgun bir gün geçirdim. Konuya ilgi duymanız beni çok mutlu kıldı. İnsanlar konuşa konuşa , hayvanlar da koklaşa koklaşa anlaşırlar.Biz insan olma aşamasına geçmiş canlılar olarak son derece esnek bir zeminde sabır bilgi ve delil ile , popülizme kaçmadan ve bilimi asla inanç ile karıştırmadan tartışmaya hazırsak ben burada olacağım hep inşallah.Evrensel bakış Türk insanına en yakışanıdır. Saygılarımla.
Şaban Aktaş tarafından 8/26/2008 8:05:01 AM zamanında düzenlenmiştir.
|
|
|
|
25 Ağustos 2008 Pazartesi 22:17:35
aslında elbette haklı olabilirsiniz adem babamız havvada annemiz olmayabilir. ama darwinin teoriside zaten fiyaskoyla sonuçlanmıştır. yaradılışa inanmayan yoktur adı farklı olabilir kimi tanrı der kimi doğa aslında bu da önemli değil çünki inanaçsız hiç bir canlı yoktur inanmamakta bir inanaç biçimidir. gelelim evrime bu bir defa yaratılışa aykırı kainatta bu kadar çeşitlilik varken yaratıcının malzemesimi bitmiştirde maymunu evrimle insana dönüştürmüştür. maymunları bilmeyenimiz yoktur ve hiç şahit oldunuzmu bir maymunun evrim geçirip insana dönüştüğüne milyonlarca yıldır insan insandır maymunda maymun tarihte bir örneği var mıdır. eğer yoksa neden yoktur yaratıcı yedek malzememi imal etmiştir ve evrimi durdurmuştur. elbette bilime karşı değilim ama birde mantık var hangi insan kendinin atasının maymun olduğuna inanabilirki vede şairin dediği gibi maya bellidir toprak su ve ateş elbetteki budur hiç bir canlı evrimle bir başka canlıya dönüşemez bu doğaya aykırı fakat kendi türü içinde yani insan insan olarak maymun maymun olarak evrim geçirebilir. bu tıbbende mümkündür ama bir canlını başka bir canlıya dönüşmesi tıbben mümkün değildir. sayın şair bu konu çok uzun sayfanızı daha fazla işgal etmek istemem şiirinize gelince bence harika hem düşünce açısından hemde kuralları içerisinde tartışma açısından böyle baktığımızda elbette ki şairi kutlamak gerektiğine inanıyorum teşekkürler sayın aktaş gerçekten harika bir konuydu kutlarım saygımla.
|
| Şaban Aktaş |
| Mesaj gönder | Arkadaş listeme ekle | Engelle | |
26.08.2008 07:33:25 |
ÖNSÖZ
...tarih yazı ile değil,insanın dünyada göründüğü andan itibaren başlar.İnsanlık tarihini temelini teşkil eden 'Diptarih' devirlerini ve eserlerini tanıtmak, bölgede onarılmakta olan anıtlar gibi buraları da korumak ödevlerimiz arasındadır...(Prof. Dr. İsmail Kılıç Kökten-1967 Karain Klavuzu'ndan.)
I-GİRİŞ=Taş Devirleri'nde İnsan- Çevre İlişkileri ve Kültürleşme: İnsanı hiç kuşkusuz ki diğer canlılardan ayıran özelliklerin başında beyin kıvrımlarındaki gelişme gelir.El ile beyin arasında ince işbirliği sayesinde 'HOMO FABER ' yani ''ALET YAPAN İNSAN ' dünya üzerinde varlık gösterebilmiştir. Bu milyonlarca yıl süren pek de kolay olmayan çetrefilli bir yoldur.İnsan bu yolda ilerlerken nice çetin doğa olayları ile karşılaşmıştır.
Primat takımının zekaca en üst üyesi olan insan, öteki canlı türlerinden farklı olarak,beyninin özelleşmesi sonucu gösterdiği biyolojik ve kültürel evrimiyle yerkürede görülmeye başladığı 4.Zaman'ın iklimine ve doğal çevresine,yaklaşık 2(iki) milyon yıldan beri uyum sağlayabilmiş,genlerinin evrimi ve doğal ayıklanma sonucu türünü bu güne dek yaşatabilmiştir.(Alpagut,1982...85). İnsanın gelişiminin özellikle biyo -kültürel evriminin gerçekleştiği 'Pleistosen' dönemine kısaca değinmekte yarar görüyoruz.Jeolojik Zaman'lardan IV.Zaman'ın (KUATERNER'İN) ilk bölümü olan bu periyotta dünyamızın iklimi bu günkünden çok farklıdır.Dönüşümlü olarak sıcak ve soğuk dönemlerin egemen olduğu çağa BUZUL ÇAĞI da denir.(Arsebük G. 1990...63)
Günz, Mindel,Riss, Würm adı verilen buzul ve buzularası dönemlerle bilinen Pleistosen Devirde-İnsan kültürlerinin evreleri PALEOLOTİK (Eski Taş Devri :Alt-Orta -Üst),MEZOLİTİK olarak ayrılır.Buzulların ilerleyip gerilemesi, o dönem fauna ve florasını önemli ölçüde etkilemiştir.Çevresine uyum sağlayamayan kimi türler azalırken, birçokları da yok olmuştur.Buzullar ilerlediğinde sıcak iklimin hayvan ve bitki türleri güneye doğru yer değiştirmişler, buzullar gerilediğinde ise soğuk iklimin hayvan ve bitki türleri kuzeye çekilmişlerdir.Buzulların bu hareketleri, IV.Zaman bitki örtüsünü sırasıyla,buz çölleri,tundralar, ormanlıklar, ve çöller biçiminde değişikliğe uğratmıştır.Öteki canlı türleriyle birlikte aynı iklim koşullarında ve aynı doğal çevrede yaşamış olan insanlar, çevrelerine uyum yapabildikleri sürece varlıklarını koruyabilmişlerdir.Bu sert iklim ve doğal çevre o devrin kültürlerini de etkilemiş, örneğin Alt Taş Devri'nde alet teknolojisinin evrimi oldukça yavaş olmuştur. (Alpagut, B. 1982...86).
İnsanlık tarihini başlangıç döneminde yaşamış olan bu günkü uygarlıkları kendilerine borçlu olduğumuz 'PALEOLİTİK'bir başka deyişle ' Yotma Taş Çağı ' insanları,yalnızca taş ve kemiklerden ürettiklerialetlerden oluşan, son derece sınırlı bir teknik donatımla gerçekleştirebildikleri avcılık ve toplayıcılık eylemleri ile hayatlarını sürdürebiliyorlardı.Bu durum ise onları büyük ölçüde doğaya bağımlı kılıyordu.O nedenle de doğanın kendilerine sunduğu besin kaynakları ile yetinmek zorunda kalıyorlar ve bu kaynaklarda meydana gelen değişmelere paralel olarak da yer değiştirmek zorunda kalıyorlardı.Özellikle de av hayvanlarını göçlerini izleyerek onların peşisıra gidiyorlardı. Yalçınkaya , I. 1988...40)
Paleolitik insanları sert ve soğuk iklimden korunmak için mağara ve kayaaltı sığınaklarında barınıyorlardı.Besinlerini avcılık ve toplayıcılıkla sağlayan bu insanlar, 20-30 kişilik küçük gruplar halinde ortak bir yaşam sürüyorlardı.Zamanla ateşi bulan ve yiyeceklerini pişirerek yemeyi öğrenen insanoğlu, soğuktan korunmak için hayvan postlarından yararlandı.(Alpagut, B.1982..86).Tabii ki ateşi kontrol etmeyi, yani bir anlamada taşımayı ve sürdürmeyi öğrendiğinden itibaren ısınmak için ateşten de faydalandı.
Buzul Çağları sonrası ısınan yerkürede iklimin yumuşamasıyla çayırlar bollaşmış,ormanlar düzlükleri kaplamış ve toplayıcılığa elverişli yörelerde nüfus birikimleri başlamıştı.MEZOLİTİK adı verilen bu kültür evresinde, avcılık yerini toplayıcılığa ve balıkçılığa bırakmıştır.Ormanların düzlükleri kaplamasıyla insanlar akarsu ve göl kenarlarında (Alpagut,B. 1982..88).ya da denize yakın yerlerde yaşamaya başladılar.Son Buzul (WÜRM) çağından itibaren yerküre ılıman iklime kavuşmuş ve bitki örtüsü zenginleşmiştir.Paleolitik, Mezolitik kültür evrelerinde besinlerini avcılık,toplayıcılık , balıkçılıkla elde eden insanlar Neolitik Dönem'de (YENİ TAŞ DEVRİ) yerleşik bir yaşam biçimi sürmeye başladılar.(Alpagut,B. 1982..88).Bu insanlığın ilk büyük devrimi bir başka deyişle ''TARIM DEVRİMİ '' de denen NEOLİTİK DÖNEM'dir
NEOLİTİK insanları, bitki ve hayvan türlerini biyolojik evrimini yönlendirmişlerdir.Akarsuların düzene girmesi ve deltaların oluşması tarıma elverişli topraklar hazırlamış,ancak tarım etkinliği yeryüzünün değişik yerlerinde değişik zamanlarda-doğal çevre ve iklim koşullarına bağlı olarak-ortaya çıkmıştır.Örneğin Anadolu'da Neolitik Kültürler Avrupa'dan çok daha önceleri başlamıştır.
Yerküre tabakaları arasında fosillerine rastlanan insan türlerini yaşadıkları çevrenin ve beslenme biçimlerinin onların anatomik ve morfolojik yapılarında birtakım değişikliklere yol açtığı görülmektedir.Örneğin Pleistosen devirden başlayarak insanın diş yapısında, diş sayısını azalması, oylumlarının küçülmesi biçiminde bir evrim görülmektedir.Dişlerin böyle küçülmeye başlamasında besinlerin pişirilerek yenmesi önemli önemli rol oynamıştır.Pişirmenin tarihi 'HOMO ERECTUS''(İlk dik yürüyen insan)'a kadar inmektedir,ki bunun dolaylı kanıtı yine dişlerdir.Yiyeceklerin pişirilip yumuşak olarak yenmesi, dişlerin koparma ve çiğneme işlemlerini kolaylaştırdığından, diş boyutlarında ve alt çene kemik yapısında küçülmelere neden olmuştur.Yumuşak besinler çene kaslarına daha az yük bindirdiğinden, çiğneme kaslarına olan ihtiyaç giderek azalmış ve bu kaslarda küçülmeler meydana getirmiştir.Bu da kafatasını ve yüzün genel çevresinin yeniden biçimlenmesine yol açmıştır.Çiğneme kasları küçüldükçe, bağlı oldukları kemik yapısının boyutlarında da küçülme meydana gelirken, insanın yüzü küçülmüş, buna karşılık beyin kutusu genişlemiş ve beyin hacmi artmıştır.
Kültürel evrim ile beyin hacmi ve diş ölçülerinin değişmeleri arasındaki ilişki Pleistosen Devir'den sonra yoğunlaşmaktadır.Dişlerin morfolojisi ile orjinal boyutları, doğrudan genetik kontrol altında bulunmaktadır.Demek oluyor ki onların değerlerindeki bu değişimler GERÇEK BİR BİYOLOJİK EVRİMDİR.
Ortadoğu'da M.Ö. 6000 yılları civarında çanak çömlek yapımını giderek yaygılaşması ve kullanılması yani besinlerin çeşitli biçimlerde islâh edilmesi ve besin hazırlama tekniklerinin geliştirilmesi, insanların diş morfolojisinde , diş boyutlarında ve bütün bunlara bağlı olarak altçene kemik yapısında önemli değişiklikler ortaya çıkarmıştır.Değişik beslenme yöntemleri ve besin hazırlama teknikleri, geçirilen hastalıklara, insanlarıninsanların yaşadıkları çevrenin kendi anatomik ve morfolojik yapılarına etkileri, genetik olarak benzer toplumlarda birbirinden farklı evrim basamakları gösterebilmektedir.(Alpagut, B. 1982..88-89).
İnsan ve doğal çevre arasındaki enerji ve madde alışverişi, canlılığın sürdürülebilmesi açısından çok önemlidir.(Alpagut,B. 1982..18).İnsanı tüm canlılarda olduğu gibi çevresinden ayrı düşünemeyiz.Taksonomik olarak PRİMATA takımına bağlanan insan III. ZAMAN'ın sonlarında bu takımın diğer üyelerinden ayrılmış ve kendi çizgisinde bu günlere dek gelmiştir.İnsanın geçmişine baktığımızda, belli bir noktadan sonra beyninin gelişimi sayesinde kültürü oluşturduğunu görüyoruz.Bunun için de önce iki ayağı üzerine kalkması gerekmiştir.O zamana kadar doğal çevreye bağlı olan insan bir anlamda doğaya kafa tutmaya başlamıştır.
Doğa Bilimleri temelde ''CANLI İLE CANLI '', ''MADDE İLE MADDE '', '' MADDE İLE CANLI '' arasındaki ilişkileri inceler.Bunun için de ''EKOLOJİ '' gibi çeşitli çalışma alanları doğmuştur.
İnsanın gereksediği enerji üretiminin miktarı, teknoloji, doğal çevre, nüfus artış hızı tarafından etkilenmektedir.Bu enerjinin çağımızda çok miktarda üretimi ve dağıtımı sırasında, toprak, su , hava gibi doğal çevreyi hızla kirleten sanayi artıkları,canlıların biyolojik yaşamına elverişli koşulları ortadan kaldırmaktadır.İnsan türünü geleceğini tehlikeye düşürecek, zararlı mutasyonlara yol açacak olan kötü birikimler yok olan diğer türler gibi insan türünün de tükenmesine neden olabilir.Bilinçsizce ekolojik koşulların değişmesine, çevre faktörlerinin canlılar üzerine olumsuz etkilerine izin verilirse EVRİM KURAMI 'na göre tüm canlı türlerinin gelecekte yok olması olasıdır.Bu nedenle ÇEVRE-İNSAN ilişkilerinde üretilen enerjinin planlı bir şekilde üretimi ve dağıtımı zorunludur.(Alpagut, B. 1982..18- 19).
Belki de söylendiği gibi '' TARİH AFFETMEZ ''.Ancak benim bildiğim insan isterse kendini, tüm diğer canlıları, gezegeni,hatta tüm evreni sevgiyle kucaklarsa daha yaşanılası dünyalarımız olur... Bunun yolu bilmekten geçiyor gibi geliyor bana ve de ' ' AŞK ''tan.Bu gün bildiklerimizi ve borçlu olduğumuz yol göstericilerimizin ve benim çabalarım boşa gitmez umuduyla '' Tarihin diplerine'' iyi yolculuklar.
13 Kasım 1995 HÜSEYİN ÇAĞLAYAN -ANTROPOLOG
AÇIKLAMA:Değerli arkadaşım antropolog Hüseyin Çağlayan ile müştereken 1995 yılında bir müşterek proje başlatarak Karain Mağarası hakkında ayrıntılı bir kitap yazmaya karar vermiştik.Ben kendisine o zaman sahibi olduğum Maki Tur Turizm Seyahat ve Otelcilik Şirketi'nin sahibi olarak fotoğraf çekimlerinde ve kitabın baskısında destek vaad ettim.Hayli birlikte çalıştık, kitap baskı aşamasına gelince, şirketim yurt dışında Körfez Krizinin etkisiyle gelen sarsıntıyı aşamadı ve çalışmalarımız yarım kaldı.İnşallah burada bu çalışmaların gerisini yayınlayarak, bilgileri toplumumuza kazandıracağız.
Gelecek yazımızın konusu; PALEOLİTİK'TE ENDÜSTRİ VE ALET |
|
|
|
25 Ağustos 2008 Pazartesi 22:09:00
Kutlarım yüreğine sağlık kalemin daim olsun.....mutlu kal
|
|
|
|
25 Ağustos 2008 Pazartesi 21:54:33
Ne mutlu maymunlar ülkesinin şairine. O zaman size tebrik yerine muz hediye edeyim. Ne de olsa maynunun en çok sevdiği yiyecektir. Tebrik= Muz. Bana bilimsel olarak şunu açıklar mısınız? Şimdi biz evrim geçirdik ismimize insan dedik. Ama hâlâ insan olmayı başaramayıp hayvan yani maymun olan atalarımız var. Şimdi biz kendimize hayvan mı diyeceğiz, yoksa maymun kalan atalarımıza hayvan değil de maymun bey falan mı diyeceğiz. Bilimsel olarak açıklanmasını bekliyorum sorumun.
çigdem tarafından 8/25/2008 10:04:40 PM zamanında düzenlenmiştir.
çigdem tarafından 8/25/2008 10:08:32 PM zamanında düzenlenmiştir.
|
| Şaban Aktaş |
| Mesaj gönder | Arkadaş listeme ekle | Engelle | |
26.08.2008 07:38:32 |
ANTALYA'NIN DİP TARİHİNE GİRİŞ (Anadolu Uygarlıkları Atölyesi
ÖNSÖZ
...tarih yazı ile değil,insanın dünyada göründüğü andan itibaren başlar.İnsanlık tarihini temelini teşkil eden 'Diptarih' devirlerini ve eserlerini tanıtmak, bölgede onarılmakta olan anıtlar gibi buraları da korumak ödevlerimiz arasındadır...(Prof. Dr. İsmail Kılıç Kökten-1967 Karain Klavuzu'ndan.)
I-GİRİŞ=Taş Devirleri'nde İnsan- Çevre İlişkileri ve Kültürleşme: İnsanı hiç kuşkusuz ki diğer canlılardan ayıran özelliklerin başında beyin kıvrımlarındaki gelişme gelir.El ile beyin arasında ince işbirliği sayesinde 'HOMO FABER ' yani ''ALET YAPAN İNSAN ' dünya üzerinde varlık gösterebilmiştir. Bu milyonlarca yıl süren pek de kolay olmayan çetrefilli bir yoldur.İnsan bu yolda ilerlerken nice çetin doğa olayları ile karşılaşmıştır.
Primat takımının zekaca en üst üyesi olan insan, öteki canlı türlerinden farklı olarak,beyninin özelleşmesi sonucu gösterdiği biyolojik ve kültürel evrimiyle yerkürede görülmeye başladığı 4.Zaman'ın iklimine ve doğal çevresine,yaklaşık 2(iki) milyon yıldan beri uyum sağlayabilmiş,genlerinin evrimi ve doğal ayıklanma sonucu türünü bu güne dek yaşatabilmiştir.(Alpagut,1982...85). İnsanın gelişiminin özellikle biyo -kültürel evriminin gerçekleştiği 'Pleistosen' dönemine kısaca değinmekte yarar görüyoruz.Jeolojik Zaman'lardan IV.Zaman'ın (KUATERNER'İN) ilk bölümü olan bu periyotta dünyamızın iklimi bu günkünden çok farklıdır.Dönüşümlü olarak sıcak ve soğuk dönemlerin egemen olduğu çağa BUZUL ÇAĞI da denir.(Arsebük G. 1990...63)
Günz, Mindel,Riss, Würm adı verilen buzul ve buzularası dönemlerle bilinen Pleistosen Devirde-İnsan kültürlerinin evreleri PALEOLOTİK (Eski Taş Devri :Alt-Orta -Üst),MEZOLİTİK olarak ayrılır.Buzulların ilerleyip gerilemesi, o dönem fauna ve florasını önemli ölçüde etkilemiştir.Çevresine uyum sağlayamayan kimi türler azalırken, birçokları da yok olmuştur.Buzullar ilerlediğinde sıcak iklimin hayvan ve bitki türleri güneye doğru yer değiştirmişler, buzullar gerilediğinde ise soğuk iklimin hayvan ve bitki türleri kuzeye çekilmişlerdir.Buzulların bu hareketleri, IV.Zaman bitki örtüsünü sırasıyla,buz çölleri,tundralar, ormanlıklar, ve çöller biçiminde değişikliğe uğratmıştır.Öteki canlı türleriyle birlikte aynı iklim koşullarında ve aynı doğal çevrede yaşamış olan insanlar, çevrelerine uyum yapabildikleri sürece varlıklarını koruyabilmişlerdir.Bu sert iklim ve doğal çevre o devrin kültürlerini de etkilemiş, örneğin Alt Taş Devri'nde alet teknolojisinin evrimi oldukça yavaş olmuştur. (Alpagut, B. 1982...86).
İnsanlık tarihini başlangıç döneminde yaşamış olan bu günkü uygarlıkları kendilerine borçlu olduğumuz 'PALEOLİTİK'bir başka deyişle ' Yotma Taş Çağı ' insanları,yalnızca taş ve kemiklerden ürettiklerialetlerden oluşan, son derece sınırlı bir teknik donatımla gerçekleştirebildikleri avcılık ve toplayıcılık eylemleri ile hayatlarını sürdürebiliyorlardı.Bu durum ise onları büyük ölçüde doğaya bağımlı kılıyordu.O nedenle de doğanın kendilerine sunduğu besin kaynakları ile yetinmek zorunda kalıyorlar ve bu kaynaklarda meydana gelen değişmelere paralel olarak da yer değiştirmek zorunda kalıyorlardı.Özellikle de av hayvanlarını göçlerini izleyerek onların peşisıra gidiyorlardı. Yalçınkaya , I. 1988...40)
Paleolitik insanları sert ve soğuk iklimden korunmak için mağara ve kayaaltı sığınaklarında barınıyorlardı.Besinlerini avcılık ve toplayıcılıkla sağlayan bu insanlar, 20-30 kişilik küçük gruplar halinde ortak bir yaşam sürüyorlardı.Zamanla ateşi bulan ve yiyeceklerini pişirerek yemeyi öğrenen insanoğlu, soğuktan korunmak için hayvan postlarından yararlandı.(Alpagut, B.1982..86).Tabii ki ateşi kontrol etmeyi, yani bir anlamada taşımayı ve sürdürmeyi öğrendiğinden itibaren ısınmak için ateşten de faydalandı.
Buzul Çağları sonrası ısınan yerkürede iklimin yumuşamasıyla çayırlar bollaşmış,ormanlar düzlükleri kaplamış ve toplayıcılığa elverişli yörelerde nüfus birikimleri başlamıştı.MEZOLİTİK adı verilen bu kültür evresinde, avcılık yerini toplayıcılığa ve balıkçılığa bırakmıştır.Ormanların düzlükleri kaplamasıyla insanlar akarsu ve göl kenarlarında (Alpagut,B. 1982..88).ya da denize yakın yerlerde yaşamaya başladılar.Son Buzul (WÜRM) çağından itibaren yerküre ılıman iklime kavuşmuş ve bitki örtüsü zenginleşmiştir.Paleolitik, Mezolitik kültür evrelerinde besinlerini avcılık,toplayıcılık , balıkçılıkla elde eden insanlar Neolitik Dönem'de (YENİ TAŞ DEVRİ) yerleşik bir yaşam biçimi sürmeye başladılar.(Alpagut,B. 1982..88).Bu insanlığın ilk büyük devrimi bir başka deyişle ''TARIM DEVRİMİ '' de denen NEOLİTİK DÖNEM'dir
NEOLİTİK insanları, bitki ve hayvan türlerini biyolojik evrimini yönlendirmişlerdir.Akarsuların düzene girmesi ve deltaların oluşması tarıma elverişli topraklar hazırlamış,ancak tarım etkinliği yeryüzünün değişik yerlerinde değişik zamanlarda-doğal çevre ve iklim koşullarına bağlı olarak-ortaya çıkmıştır.Örneğin Anadolu'da Neolitik Kültürler Avrupa'dan çok daha önceleri başlamıştır.
Yerküre tabakaları arasında fosillerine rastlanan insan türlerini yaşadıkları çevrenin ve beslenme biçimlerinin onların anatomik ve morfolojik yapılarında birtakım değişikliklere yol açtığı görülmektedir.Örneğin Pleistosen devirden başlayarak insanın diş yapısında, diş sayısını azalması, oylumlarının küçülmesi biçiminde bir evrim görülmektedir.Dişlerin böyle küçülmeye başlamasında besinlerin pişirilerek yenmesi önemli önemli rol oynamıştır.Pişirmenin tarihi 'HOMO ERECTUS''(İlk dik yürüyen insan)'a kadar inmektedir,ki bunun dolaylı kanıtı yine dişlerdir.Yiyeceklerin pişirilip yumuşak olarak yenmesi, dişlerin koparma ve çiğneme işlemlerini kolaylaştırdığından, diş boyutlarında ve alt çene kemik yapısında küçülmelere neden olmuştur.Yumuşak besinler çene kaslarına daha az yük bindirdiğinden, çiğneme kaslarına olan ihtiyaç giderek azalmış ve bu kaslarda küçülmeler meydana getirmiştir.Bu da kafatasını ve yüzün genel çevresinin yeniden biçimlenmesine yol açmıştır.Çiğneme kasları küçüldükçe, bağlı oldukları kemik yapısının boyutlarında da küçülme meydana gelirken, insanın yüzü küçülmüş, buna karşılık beyin kutusu genişlemiş ve beyin hacmi artmıştır.
Kültürel evrim ile beyin hacmi ve diş ölçülerinin değişmeleri arasındaki ilişki Pleistosen Devir'den sonra yoğunlaşmaktadır.Dişlerin morfolojisi ile orjinal boyutları, doğrudan genetik kontrol altında bulunmaktadır.Demek oluyor ki onların değerlerindeki bu değişimler GERÇEK BİR BİYOLOJİK EVRİMDİR.
Ortadoğu'da M.Ö. 6000 yılları civarında çanak çömlek yapımını giderek yaygılaşması ve kullanılması yani besinlerin çeşitli biçimlerde islâh edilmesi ve besin hazırlama tekniklerinin geliştirilmesi, insanların diş morfolojisinde , diş boyutlarında ve bütün bunlara bağlı olarak altçene kemik yapısında önemli değişiklikler ortaya çıkarmıştır.Değişik beslenme yöntemleri ve besin hazırlama teknikleri, geçirilen hastalıklara, insanlarıninsanların yaşadıkları çevrenin kendi anatomik ve morfolojik yapılarına etkileri, genetik olarak benzer toplumlarda birbirinden farklı evrim basamakları gösterebilmektedir.(Alpagut, B. 1982..88-89).
İnsan ve doğal çevre arasındaki enerji ve madde alışverişi, canlılığın sürdürülebilmesi açısından çok önemlidir.(Alpagut,B. 1982..18).İnsanı tüm canlılarda olduğu gibi çevresinden ayrı düşünemeyiz.Taksonomik olarak PRİMATA takımına bağlanan insan III. ZAMAN'ın sonlarında bu takımın diğer üyelerinden ayrılmış ve kendi çizgisinde bu günlere dek gelmiştir.İnsanın geçmişine baktığımızda, belli bir noktadan sonra beyninin gelişimi sayesinde kültürü oluşturduğunu görüyoruz.Bunun için de önce iki ayağı üzerine kalkması gerekmiştir.O zamana kadar doğal çevreye bağlı olan insan bir anlamda doğaya kafa tutmaya başlamıştır.
Doğa Bilimleri temelde ''CANLI İLE CANLI '', ''MADDE İLE MADDE '', '' MADDE İLE CANLI '' arasındaki ilişkileri inceler.Bunun için de ''EKOLOJİ '' gibi çeşitli çalışma alanları doğmuştur.
İnsanın gereksediği enerji üretiminin miktarı, teknoloji, doğal çevre, nüfus artış hızı tarafından etkilenmektedir.Bu enerjinin çağımızda çok miktarda üretimi ve dağıtımı sırasında, toprak, su , hava gibi doğal çevreyi hızla kirleten sanayi artıkları,canlıların biyolojik yaşamına elverişli koşulları ortadan kaldırmaktadır.İnsan türünü geleceğini tehlikeye düşürecek, zararlı mutasyonlara yol açacak olan kötü birikimler yok olan diğer türler gibi insan türünün de tükenmesine neden olabilir.Bilinçsizce ekolojik koşulların değişmesine, çevre faktörlerinin canlılar üzerine olumsuz etkilerine izin verilirse EVRİM KURAMI 'na göre tüm canlı türlerinin gelecekte yok olması olasıdır.Bu nedenle ÇEVRE-İNSAN ilişkilerinde üretilen enerjinin planlı bir şekilde üretimi ve dağıtımı zorunludur.(Alpagut, B. 1982..18- 19).
Belki de söylendiği gibi '' TARİH AFFETMEZ ''.Ancak benim bildiğim insan isterse kendini, tüm diğer canlıları, gezegeni,hatta tüm evreni sevgiyle kucaklarsa daha yaşanılası dünyalarımız olur... Bunun yolu bilmekten geçiyor gibi geliyor bana ve de ' ' AŞK ''tan.Bu gün bildiklerimizi ve borçlu olduğumuz yol göstericilerimizin ve benim çabalarım boşa gitmez umuduyla '' Tarihin diplerine'' iyi yolculuklar.
13 Kasım 1995 HÜSEYİN ÇAĞLAYAN -ANTROPOLOG
AÇIKLAMA:Değerli arkadaşım antropolog Hüseyin Çağlayan ile müştereken 1995 yılında bir müşterek proje başlatarak Karain Mağarası hakkında ayrıntılı bir kitap yazmaya karar vermiştik.Ben kendisine o zaman sahibi olduğum Maki Tur Turizm Seyahat ve Otelcilik Şirketi'nin sahibi olarak fotoğraf çekimlerinde ve kitabın baskısında destek vaad ettim.Hayli birlikte çalıştık, kitap baskı aşamasına gelince, şirketim yurt dışında Körfez Krizinin etkisiyle gelen sarsıntıyı aşamadı ve çalışmalarımız yarım kaldı.İnşallah burada bu çalışmaların gerisini yayınlayarak, bilgileri toplumumuza kazandıracağız.
Gelecek yazımızın konusu; PALEOLİTİK'TE ENDÜSTRİ VE ALET |
| çigdem |
| Mesaj gönder | Arkadaş listeme ekle | Engelle | |
26.08.2008 02:56:08 |
Aktaş Bey, sizin söylediklerinizi öğrenmek için Avrupa'ya gitmeye gerek yok. Bunu Erzurumlu İsmail Hakkı'da marifetnamesinde işler. Ve Bitkiden hayvana geçişin en son basamağı yosun, Hayvandan insana geçiş ise; maymundur. Ama bu sizin dediğin gibi ya da Darwin'in dediği gibi dönüşüm değildir. Geçiştir. Biraz da bu kaynaklara bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız.
|
| Şaban Aktaş |
| Mesaj gönder | Arkadaş listeme ekle | Engelle | |
25.08.2008 23:52:47 |
| Çiğdem hanım; insan düşünen bir hayvandır tanımı bizim biyolojik gerçeğimizdir.Eğer sizleri yormayacak ise Atölyeler bölümündeki tüm yazılarımı (Özellikle insanın ortaya çıkışı ile başlayan süreci sistemetik biçimde inceleyiniz.İnsan kanındaki Rh faktörünün (Rh)esus olarak bilinen maymunda mevcudiyeti; takım olarak Primatlar'a ait oluşumuz, biyolojik sınıflandırma açısından gerek bitki gerek hayvanların şematik olarak akrabalıklarına göre sınıflandırıldığını inceleyiniz.Son 30 milyon yıl içindeki (ne kadar uzun bir süre) içinde oluşan bir evrimi bir anda bu konu üzerine araştırma yapmamış beyinlerin ilk anda yadırgaması kadar bir doğal bir şey gelmiyor aklıma.Genetik değişikliğe uğrayan insanın evrim sürecini Anadolu Uygarlıkları atölyesinde yazılmış ve yazılacak olan yazılardan izleyiniz.İnkar ile hiç kimse bilimsel gerçeği saptıramaz.Muzu gerçekten almak isterim sözde değil! saygılarımla |
|
|
|
25 Ağustos 2008 Pazartesi 20:34:52
Ben çok sevdim....tebrik ederim sizi bir doğasever olarak..
Her canlıyı sev Koru doğayı Gözün gibi bundan sonra !
|
|
|
|
25 Ağustos 2008 Pazartesi 20:01:25
Şiirleri ve yorumları okudum bu konuda fazla bir fikir belirtmeme luzum yok yalnız konu edilen içerik ve düşünce tarzını sevdim beğeniyle karşıladım kutlarım sevgilerle
|
|
Okuduğunuz yorum şiirin sahibi tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
|
|
25 Ağustos 2008 Pazartesi 18:37:12
Sevgili Şaban öncelikle seni bu güzel, duygulu ve bir o kadar da bilimsel şiirinden dolayı kutluyorum .. İnsanların inancı başka bilimsel gerçeklikler çok daha başkadır ve birbirine asla karıştırılmaması gerekir ve bu anlamda da dini inançları olan arkadaşların gereksiz yere alınganlık gösteriyor olmaları oldukça garip çünkü burda anlatılmak istenen şey din değil insanın evrimidir ki inanç duygularla ilgili bir durumdur ve isteyen istediği gibi duygu durumları içerisinde olabilir ama bu bazı bilimsel gerçeklikleri değiştiremez örneğin tenimin rengini başkası istiyor diye değiştiremiyeceğim gibi .. Bilim de öyle bir şeydir ! Darwin'e gelince , o bir bilim adamıdır ve düşünceleri hala tartışılır ve bir çok çevrelerce de kabul edilir ve iyi okunması gerekir ki bir takım yanlış anlaşılmalar olmasın . Peki nedir Darwin'in Türlerinin Kökeni ;
Özellikle Galapagos adalarındaki gözlemlerine dayandırarak oluşturduğu biyolojik evrim fikri üzerinedir ve Darwin hakkındaki en önemli yanılgı ve önyargı, Darwin'in insan kökenini maymunlara dayandırdığına dair iddialardır. Tam aksine Darwin bu konuda uyarıda bulunmaktadır. İnsan, maymunlarla aynı türden gelmektedir ama maymunların evrimi sonucu ortaya çıkmamıştır. Ortak atadan bir ayrılma söz konusudur'' der ... Ve en acı olan şey de Darwin'in yapmış olduğu bu bilimsel çalışmaları anında yayınlıyamıyor olmasıdır çünkü o zamanda BİLİME DÜŞMAN bazı çevrelerin baskısı altındadır tıpkı hala günümüz toplumlarında yaşanılırlığı gibi ve Charles Darwin bu son adımı atmaktan ve teorisini dünyaya açmaktan düpedüz çekiniyordu. Notlarını üzerine "ölümümden sonra açılacak" diye yazarak paketlemişti. Bu paket ve eklediği yeni notları neredeyse yirmi yıl Charles Darwin’in evinin merdiven altındaki süpürgeliğinde, sandıkta durmuştur.Ve hala Darwin'in fikirleri üzerine inşa edilen modern evrim teorisi, bugün biyoloji biliminin temeli ve birleştirici öğesidir.
Aslında Darwin'in düşünceleri buraya sığacak türden değildir ama ben kısaca özetlemek istedim sadece ve ilginç bir diyaloğuda ekleyerek bitirmek istiyorum yorumumu ;
Samuel Wilberforce Darwin'in kitabını küçümseyen bir konuşma yapınca, karşısında Darwin'in arkadaşları Joseph Hooker ve Thomas Huxley'i buldu. Huxley Darwin'i o kadar katı bir biçimde savunuyordu ki, o günden sonra kendisine "Darwin'in buldogu" lakabı takıldı. Bu tartışmayla ilgili sıkça anlatılan bir hikayeye göre, Wilberforce Huxley'e "maymunluğunuz büyükanne tarafından mı geliyor büyükbaba tarafından mı?" diye sorunca Huxley, "birikimini önyargı ve yalanlara hizmet etmek için kullanan kültürlü bir insan olmaktansa maymundan gelmeyi tercih edeceğini" söyledi. Şiirin çok güzeldi Şaban , sayfana tekrar gelebilirim , sevgilerimle , kutluyorum arkadaşımı ........
Not: Bazı yerler alıtıdır ...
Guldane Dal tarafından 8/26/2008 12:38:27 AM zamanında düzenlenmiştir.
|
|
|
|
25 Ağustos 2008 Pazartesi 18:16:41
Bir gözüm fauna Bir gözüm flora Bu hayvan Şu bir ağaç Ben insanım Gel yaklaş Ne Adem oğluyum Ne annem olur Havva Toprak ateş su ve rüzgâr Hepimiz aynı mayadan Evrim geçirmiş maymun İnsanlığından memnun Gözünle gördün Kulağınla duydun Bir zamanlar buydun Daha büyüktü burnun Yere sürter dururdun Kalkınca ayağa Eller-gözler geçti öne Ateşi keşfettik Çiğ et devri bitti Pişkin yiyince yemeği Geriledi çene kemiği Ama evrim bitmedi Kim ne derse desin Her an değişmektesin Şunu unutma Azot bağlayan bakteriler Olmasaydılar eğer Topraktaki solucanlar Delip deşmeselerdi yeri Canlı organizmalar Soluk alabilirler miydi Eko sistem içinde Her canlı bir halka Taşıma gücü zincirde En zayıf halka kadar Bir gözün fauna Bir gözün flora Her canlıyı sev Koru doğayı Gözün gibi bundan sonra ! ................................................... bu sitenin yüreği kalemi bir salt şairlerinden biri olan usta kalemini bize esirgemeyen ve evrensel düşüncelerini ustaca işleyen yüregin emegini kutlarken seviler bıraktım sayfasına mükemmel olandı insana dogaya dair başarılar
|
|
|
|
25 Ağustos 2008 Pazartesi 18:09:10
ilim ve din iki ucu açık konu ilim ilerledikçe din de konulan kurallarla kalmamış gibi görünüyor.her geçen gün yeni tartışmalar iddialar ortaya atılıyor.bunu yazsam mı diye düşündüm ama şöyle bir iddia ve ya iftira bilemiycem kuran hz ömer tarafından değiştirildi diye.ilahiyatçıların uzun süre tartıştığı veya daha da tartışacağı kesin darwini uzaktan yakından tanımam gelmiş geçmiş atmış ortaya bir iddia doğru yanlış bu da inanca veya ispata kalmış hoş şiir bir halka gibidir döner dolaşır gelmek istediği yere gelir tabiiki bu başladığı yerdir.bu iki arada anlatılan tamamen şairin ruhunun ve hayal gücünün bazen yaşadıklarının değdiği bazen teğet geçtiği noktalardır.bu bağlamda şairi bilimsel ve doğa sever şiirinden dolayı kutluyorum.
|
|
|
|
25 Ağustos 2008 Pazartesi 13:05:14
Bir gözüm fauna Bir gözüm flora Bu hayvan Şu bir ağaç Ben insanım Gel yaklaş
Çok güzel bir girişti. özellikle bu bölümü hoşuma gitmekle birlikte şiirinizi tümüyle beğendiğimi belirtmek isterim. Kaleminize sağlık can dostum.
|
|
|
|
25 Ağustos 2008 Pazartesi 11:57:32
Şiire ifadeleniş olarak bakabilirim ama evrim teorisi öülü bebek gibidir ona kbul etmiyorum zaten polemiğe açık bir konu ilmen de sıfırlanmış bir nazariye evrim teorisi kendi kendine oluş ise akla mugayir.
Bu arada darvinin etnik kökenlerine bakmak nazariyenin ipuçlarını verecektir ,siyonizmin temelsiz akademik zaafiyetlerinden biri bana göre dileyen inanabilir bu benim düşüncemdir inancımdır Yaratan olmadan yaratılan olmaz Darvin her şeye kılıf buldum ama hücre işinde çuvalladım diye kendi kendini tekzip ederek itirafta bulunmuştur zaten ve bizdekinin aksine avrupada bu nazariye okullardan kalkmak üzeredir selamlarımla
|
|
|
|
25 Ağustos 2008 Pazartesi 10:40:44
harikaydı anlatılmak istenen konu çok güzeldi nediyelim tebrik ederim yüreğine sağlık abim...
|
|
|
|
25 Ağustos 2008 Pazartesi 09:34:14
Ben insanım Gel yaklaş Ne Adem oğluyum Ne annem olur Havva Toprak ateş su ve rüzgâr Hepimiz aynı mayadan Evrim geçirmiş maymun İnsanlığından memnun," ŞİİRDE POLEMİĞİ SEVMİYORUM..ÇÜNKÜ ŞİİR HERKESİN KENDİNDEN BİR PARÇA BULDUĞU YADA BULABİLECEĞİ ORTAK DUYUŞ VE YAŞAYIŞIN BİR ÜRÜNÜDÜR YADA OLMASI GEREKİR DİYE DÜŞÜNENLERDENİM..AMA KONU YABANCISI OLMADIĞÜIM VEDE SEVDİĞİM BİR KONU..İŞTE BU YÜZDEN,BUDA 'NIN " insanları tanıdıkça hayvanları daha çok seviyorum.." SÖZÜNÜ DUYDUĞUM LİSE YILLARINDAN BERİ KURAL OLARAK KABUL ETME SAPLANTISI VAR BENDE...SİZİ KUTLUYORUM.
|
|
|
|
25 Ağustos 2008 Pazartesi 04:58:16
kutlarım şairim...saygılarımla...
|
|
|
|
25 Ağustos 2008 Pazartesi 02:16:32
Bir gözüm fauna Bir gözüm flora Bu hayvan Şu bir ağaç Ben insanım Gel yaklaş Ne Adem oğluyum Ne annem olur Havva Toprak ateş su ve rüzgâr Hepimiz aynı mayadan Evrim geçirmiş maymun İnsanlığından memnun Gözünle gördün Kulağınla duydun Bir zamanlar buydun Daha büyüktü burnun Yere sürter dururdun Kalkınca ayağa Gözler geçti öne Ateşi keşfettik Çiğ et devri bitti Pişkin yiyince yemeği Geriledi çene kemiği Ama evrim bitmedi Kim ne derse desin Her an değişmektesin Şunu unutma Azot bağlayan bakteriler Olmasaydılar eğer Topraktaki solucanlar Delip deşmeselerdi yeri Canlı organizmalar Soluk alabilirler miydi Eko sistem içinde Her canlı bir halka Taşıma gücü zincirde En zayıf halka kadar Bir gözün fauna Bir gözün flora Her canlıyı sev Koru doğayı Gözün gibi bundan sonra !
darwin rezil oldu...!
saygımla efendim..
|
| Bermuda |
| Mesaj gönder | Arkadaş listeme ekle | Engelle | |
25.08.2008 03:36:23 |
kuranı kerimde insanlar maymun yaratıldı sonra insana döndü diye saçma sapan bir şey yoktur.. insan özü gereği varıdr.. insanı hayvana benzeten anlayışları hala kurgusu derin olan amerika filmleri gibi görüyorum. bunlar düşünce yanılmalarıdır..
insan yaratılmış en değerli varlıktır.
|
| Şaban Aktaş |
| Mesaj gönder | Arkadaş listeme ekle | Engelle | |
25.08.2008 02:33:55 |
| Evrimden sözeden tek bilim adamı Darvin değildir.Çağdaş bilim dünyası evrim ve mutasyon teorilerinden yararlanmaktadır.Eğer evrim gerçek olmasaydı, her şey bu günkü gibi geçmişte olsaydı, bu gün yaşayan tüm canlıların fosillerini örneklerinin birer örneği en azından jeolojik katmanlarda ele geçirilmesi gerekirdi.Oysa bu gün yeryüzünde geçmişte benzeri olmayan canlılar mevcuttur. Ve bazı canlı türleri de iklim ve doğa koşullarına uyum sağlayamadıkları için yok olmuşlardır.Bu da türlerin evrim geçirdiğini en açık kanıtıdır. |
|
|
|
25 Ağustos 2008 Pazartesi 01:46:32
saygıdeğer hocam kutlarım anlamlı bilimsel dizelerinizi...evrim konusu tartışmalı bir konu... fırsat bulursam daha sonra tekrar dönmek isterim bu konuya... kutlarım yürekten çok değerli çabalarınızı...doğayı koruma çalışmalarınızı... sevgi saygı selamlarımla...
|
|
|
|
25 Ağustos 2008 Pazartesi 01:42:25
saygıdeğer hocam kutlarım anlamlı bilimsel dizelerinizi...evrim konusu tartışmalı bir konu... fırsat bulursam daha sonra tekrar dönmek isterim bu konuya... kutlarım yürekten çok değerli çabalarınızı...doğayı koruma çalışmalarınızı... sevgi saygı selamlarımla...
|
|
|
| |