Edebiyat Defteri

Yalnız seni sevenleri sevmek sevgi değil, değiş tokuştur. CENAP ŞAHABETTİN
E-mail adresiniz: 
Şifre:
Edebiyat Defteri
 Atölyeler 
   

Okunası Şiir
Özel Seçki

 
Şiir Bilgi
22.08.2008 tarihinde eklendi.
468 çoğul gösterim yapıldı.
317 tekil gösterim yapıldı.
27 yorum yapıldı.
 

   

 

AZRA’YA VEDA (1 )


her şiirim biraz kan ve çokça yara
annemin dayandığı gibi bastona
şiirlerime dayanıyorum
dayanıyorum da, bu çocuk ölüleri
bu kuş kanatları
bu salaş angarya
yıkar adamı azra

oysa öz diliyle ağlayamayan bir halkın
ve kekik kokan dağların ahı dinmedi
şimdi neye yaslansam
yalnızlığın muzaffer elleri

artık kimse delikanlı değil
ve her çocuk yetişkin doğuyor
yine gece artığı avuçlarımda
ve yine leylim bir yaz dışarda

yolları tutulmuş
otobüsleri çevrilmiş
cepleri didik didik aranmış bir kentin
ceset olmaya öykünen gözleri
ve fakat ölüm de kolay gelmiyor ki azra
tıpkı yaşamak gibi pis bir kokuyla

bir duvar gibi tekim şimdi
indiriyorum perdeleri
tüm düşlerimi bir öksürükle terk ediyorum
öyle mavi
öyle efkar
ve öyle yangın
öz dilimle ağlamayı beceremiyorum hâlâ

kentlerde durum farklı mı sanıyorsun azra!
her köşe başında et pazarlığı
ve çürüyen
ve silikleşen
ve ne olduğunu bilmeyen bir gençliğin
tutam tutam dökülen hezeyanı

ölen her çocuğa dudağımı değsem
dudaklarım onlar kadar mor
ve onlar kadar soğuk
şimdi kim yıkayacak bu cenazeyi
kim saracak beyaz çarşafa bu esmer teni
siyaha kesen nasır dolu bir gerçeği
kim var sayacak azra

bak ve gör, her şeye geç kalmış
ve her şeye erken bakan hükümdür gözlerin
nedir bu şaşkınlığın, bu deli eden sessizlik
susma desem kan dökülür dudaklarından
ki illa yara, ki illa irin, ki illa küfür
konuşsan, bir duvar var karşında


tutunduğum yerden bırakıyorum hayatın akarını
kanım kadar soğuk akmıyor bu caddeler
bu sokaklar ve bu köpek ölüleri
bana neden diye sorma azra
yalvarırım sorma!
en fazla,bir şair daha anılır intiharla
TEK NOKTA!

FİLİZ KILINÇ

   
Acaba Nedir?: beyaz , bir , çocuk , daha , deli , delikanlı , dolu , duvar , en , fakat , gece , geç , gibi , illa , kadar , kan , kim , kolay , köpek , köşe , kuş , nasır , ölüm , öz , soğuk , sokaklar , şair , tüm , ve , yaşamak , yaz , yetişkin
Seslendiren:FILIZ KILINÇ

Not:Sesli şiirin yüklenmesi biraz zaman alabilir.
http://seslisiirler.edebiyatdefteri.com
Sesli Şiiri Bilgisayarınıza Yüklemek İçin Tıklayın

1. Yukarıdaki linke mouse sağ tuşla tıklayın.
2. Save Target As / Hedefi Farklı Kaydet seçeneğini seçerek dosyayı bilgisayarınıza kaydedin.
3. Yüklediğiniz sesli şiiri bilgisayarınızda dinlemek için mouse ile çift tıklayıp çaldırabilirsiniz.


 Yorumlar
 
15 Kasım 2008 Cumartesi 04:22:37




Şairin TEK NOKTA ile biten tek şiirine

İntiharım kalsın!!...
Bu yoruma 1 cevap yazılmış.
 
28 Ekim 2008 Salı 13:50:44


...

"bir duvar gibi tekim şimdi
indiriyorum perdeleri
tüm düşlerimi bir öksürükle terk ediyorum
öyle mavi
öyle efkar
ve öyle yangın
öz dilimle ağlamayı beceremiyorum hâlâ"


..
tekrar okuduğum
ve dinlediğim az şiirlerdendi

yani bu çok şiirdi

Tebriklerimi bıraktım .
 
18 Ekim 2008 Cumartesi 16:47:03
ne güzel okudunuz ki ne gğzel yazdınız
tebrikler
 
16 Ekim 2008 Perşembe 18:16:25
Hayranim yazdigin siirlere ve kendine has siir diline ...
Muhtesem bir siir daha ..
fazla yorum yapmaya gerek yok sanirim ....
Siir benim diyor zaten...:)
Alkislarim.....
sevgilerle kal ...
 
07 Ekim 2008 Salı 17:28:21
bu şiirde yorumum olmayışı okumadığımdan değildi.inanın arkadaşımın söylediği gibi bende masaüstüme kopyaladım.siz şiirlerinizi silip gittiğinizde ben onları çokta çalıp gitmiştim.ben duyguyu hissettim. yüreğiniz okudu diliniz bir araçtı sadece.
yazmak
hissettiklerimi
izin istesem
onlar bana kalabilir mi şairem?

şiir kanburu:((

makyevel tarafından 10/7/2008 5:29:07 PM zamanında düzenlenmiştir.
 
21 Eylül 2008 Pazar 18:08:45

Gözleri hüzün bağımlısı, iç sesinde HAY diye haykırışlar, ve bir ARYA başlar sol yanından usulca.


İstedim yazamadım tutuldu ellerim, lâl oldu dilim, veda dese de ARYA, yeni bir merhabaya gebedir her elveda.
 
06 Eylül 2008 Cumartesi 15:13:46
Elemden çatırdayan gökyüzünün kendini buruşturup Boş bir lahite Yahut toprağa Bırakışı gibi Lakin Toprak yine yıldızlara iliştirir Yerin orasıdır diye.
öyle mavi
öyle efkar
ve öyle yangın
öz dilimle ağlamayı beceremiyorum hâlâ

ÖZ DİLİMLE AĞLAMAYI BECEREMİYORUM HALA.
Sayfaya alıntıladığım aşağıdaki makale Ertuğrlul Özkök tarafından bu şiirin yazılmasından sonra kaleme alınmıştır. Son Arya'nın öz dilimle ağlamayı beceremiyorum deyişiyle derin felsefi koşutluk sağladığını düşündüğüm için burada yer alsın istedim.
************************************



REFİK Halid Karay "Nilgün" romanında, gerçek sevişmenin ancak "anadilde" mümkün olabileceğini söylüyor.

Bu sözleri, daha önce başka kişilerden de dinlemiştim.

İtiraf edeyim, benim de kafamı zaman zaman kurcalar.

Dikkat ediniz, burada insan "anadilini konuşan biriyle sevişebilir" değil, "anadilinde sevişebilir" deniyor.

Demek ki kafa yorduğumuz şey, insandan çok, dille ilgili.

Öyleyse, insanın, sevişirken ancak anadiliyle ifade edebileceği şey veya şeyler nedir?

* * *

"Seni seviyorum" mu?..

"Sagapo" da en az onun kadar kuvvetli bir cümle.

"Je t'aime" de, "I love you" da...

O zaman anadilin gerçek hizmetini verdiği başka bir şey olmalı.

Mesela, Sezen Aksu'nun o şarkısında söylediği şu söz:

"Açık saçık konuş bana..."

Acaba anadilin aşkta kendini en güçlü hissettirdiği duygu bu mudur?

Her şeyi anadilde adıyla konuşmak...

Refik Halid'in şu cümlesi, sevişmenin büyük gerçeğini en kuvvetli şekilde ifade ediyor:

"Aşk son haddini bulursa, her şeyi uygun görür."

Kimdir o her şeyi uygun görecek áşık?

Onun cevabını da veriyor:

"Gerçek sevgili olduğu zaman."

Bir alt satırda da gerçek sevgili olabilmenin formülü yazılmış:

"O, ancak inadı kırıldıktan ve iradesi ezildikten sonra bir sevgiliye dönüşecek."

Çünkü aşk ne onur tanır, ne de irade.

Aşk bir tapınmadır.

Aşk iki kişilik bir tarikat, sevişme ise o tarikatın tek kutsal ayinidir.

* * *

Aşk bu kadar marazi, böylesine hastalıklı bir şey midir?

Yoksa böyle bir aşk, 19'uncu yüzyılda bitip tüketilmiş bir tutkunun ifadesi midir?

İnsan gerisinde epey yıl, epey bitip tükenmiş şeyler bıraktığı zaman ister istemez böyle derin muhasebelere dalıyor.

Geriye baktıkça da, Refik Halid'in yıllar önce söylediği o sözün çok doğru olduğuna olan inancı artıyor.

Sevişmenin tek dili vardır ve o da anadildir.

Sezen Aksu da avaz avaz "Açık saçık konuş benimle" diyorsa bilin ki bu hakikat, bir roman kahramanının sırf ilginçlik olsun diye söylediği sözün çok ötesine geçiyor.

İnsan üç dili anadili gibi konuşabilir.

Ama sevişmenin tek anadili vardır.

Eminim herkes o dilde sevişir.

Nilgün romanının kahramanı, aşkın geldiği bu noktayı şöyle anlatıyor:

"Aşkın kin şeklini almış, coşkunluğunu küfür ve hezeyanla belirten bir devresindeyim.

Külhanbeyini bıçak kullanmaya sürükleyen sevda faslı böyle başlar."

Tabii bütün bunlar da bizi şu soruya götürür:

Sevişmenin marazi olmayan, yani normal bir hali yok mudur?

Bu sorunun muhatabı toplum olamaz.

Eğer samimi olacaksak, herkese tek tek sorup cevabını almalıyız.

O da ancak anadilde mümkündür.

Bu yoruma 1 cevap yazılmış.
 
01 Eylül 2008 Pazartesi 23:49:45
...
Bu yoruma 1 cevap yazılmış.
 
23 Ağustos 2008 Cumartesi 02:23:01
oysa öz diliyle ağlayamayan bir halkın
ve kekik kokan dağların ahı dinmedi
şimdi neye yaslansam
yalnızlığın muzaffer elleri

Ömer Seyfettin'in Yeni Lisan Bildirisi'nin ön söz bölümüne asılacak kadar güzel, şiirde öze dönüş isteğiniz.

Saygılarımla

db
 
23 Ağustos 2008 Cumartesi 00:51:16
beli bükülmüş insanların bastona dayandığı gibi şiire dayanmak..

dayanaklar, hayatta sarsıldığımızda tutunduklarımız ve üzerine abandıklarımızdır.

şiirlere dayanmak; işte böyle.

Azra ile dertleşiyor şair.

anladığımız kadar çözmeye çalışalım ve sonra şiirin edebi anlamdaki irdelemesine girelim..

başta söyledim.. dertleşme..

bir insan şiirlerine dayanıyorsa ve başka dayanak noktası kalmamışsa bu çocuk ölüleri, bu kuş kanatları ve salaş angarya yıkar adamı. insan en çok beklediklerinden dayanağı görmüyorsa yıkılır. başka türlüsü olmaz ki..

öz diliyle ağlamayan halk ve kekik kokan dağlar. doğunun resmi bir kalemde çizilmiş. diğer mısralarda olduğu gibi.

bir halk kendi öz diliyle ağalayamıyor, kekik kokan dağlar ahlarını dindiremiyorsa, kendi diliyle bile ağlayamayanların olduğunu aşikardır. yani öyle ya da böyle, dayandığın ne varsa sana yalnızlığın galibiyetini veriyor. nerede yaşarsan yaşa. ama en çok, yalnızlık elleri orada galip geliyor. orada çok kişi yalnız. çok kişi ağlayamıyor. acı yüzlerinde nasırlaşmış. kan, irin hayatın bir parçası olmuş. "dışarıda leylim yaz akşamları"

delikanlı yok! evet, günümüz dünyasında her çocuk yetişkin doğuyor. her coğrafya da yaşam farklı sanıyoruz, halbu ki; öz diliyle ağlayamayan var ve kendi ülke diliyle anlaşılamayan da bir kadın..

öyle ya dışarıda leylim yaz günleri.. kimin umurunda kekik kokan dağlar ve orada yetişemeyen yetişkenler..

şehirler.. azra! yaşadığın yeri anlatsam desem ağzından kan dökülür. şehirler de durum farklı değil ki.. orada çocuklar 12- 13 yaşlarında evlendiriliyor, berdele kurban gidiyor.. şehirler de durum farklı mı azra? pazarlar kuruluyor. ne çok yanılıyoruz, kendi yaşadığımız şehirler de bile.. gözümüzü kapatmışız, kulaklarımız burnumuzda. makinaya mı bağlandık. çeper mi var gözlerimizde de göremiyoruz? ya da bize sunulan renklerin içinde resim mi arıyoruz?

gençler kendi dünyasında ve bir çıkmaz sokak yurdumun insanları.. hezeyan, hezeyan, hezeyan..

şair şiirin içerisinde kendisine de dönüyor. perdeler inmiş, bir öksürükle hayallerinden, düşlerinden sıyrılmış. yaşadıklarının terkedişleri var içinde. beklediklerinin beklentileri olmadığı gibi.

anlaşılamayan şair, ölüme gebe. esmer teni beyaz çarşafa kim saracak ve bu cenazenin sorumlusu kim olacak derken, acaba; bir tek cinayet yok, ortaklaşa öldürüyorsunuz mu diyor? anladığım bu!

ve şairin kendini bıraktığı nokta. tek nokta. artık tutunmaya çalıştığı hayatın anlamsızlığı doluyor bedenine ve vazgeçiyor tutunmaktan.

bunlar anladıklarımız.

ama anlayamadıklarımız yok mu? Filiz şiirleri hep kilit barındırmıştır içerisinde. anladığımız bir şeyin tam tersi çıkabiliyor.

hele ki; bu şiirde toplumsal yaşayışın, şairin yaşayışı ile harmanlanması ve çok ince çizgilerle birbirine bağlanmış olması yadsınamayacak gerçektir. ki; şairin şiir zekası dışında, toplumsal duyarlılığının ve özellikle doğudaki feodal yapı ve sorunların, şehirler arasındaki yaklaşımda görüleceği üzere, ince çizgilerle bağlanmış ve şair bunu gözümüze sokmuştur.

okuyanı boğan ses ritmi yok. aksine şiir yolunu bulmuş su misali akıp gidiyor ve ki okuyanı düşündürmekle kalmıyor, misyonunu açığa çıkartıyor. hem de kendi içsel dünyasıyla harmanlayarak. temanın barındıkları, şiirin armonik yapısıyla genişliyor. yalın dille yazılırken, okuyucunun yine de rahatça düşünmesi anlamında zorluklara girilmemiş. fakat, şiir örgüsü itibariyle yine de kilitler barındıryor. özellikle iç sesinde.

Filiz Kılınç sadece şiir yazmıyor. mesajları ile de toplumsal duyarlılığa dikkat çekiyor.

bunu yaparken, kendi iç dünyasını da, o belirttiğimiz ince çizgiyle, yaşadığı coğrafya ile bağdaştırıyor.

özetle şöyle demeli.. dayanaklarımız nedir? hem kişisel, hem toplumsal.

işte şiirin ve edebiyatın bir çok dalının verdiği mesajın özeti. şair misyonunu yerine getiriyor. bu konuda candan kutlamalı..

diğer bağlamda baktığımızda; şiirin giriş ve gelişme bölümleri itibariyle, içten, topluma yaygınlaşması ve sonra dönüp toplumdan içe yönelmesi büyük bir şiir bilgisiyle örtüşebilir.

bir konuya değinmeden geçemeyeceğim.. şairimizin "fareler vardı azra" isimli şiirini çok aylar önce yazdığını biliyoruz. bir azra şiiri daha ve anlaşılacağı üzere (1) yazılmışsa başlığa, seriye bağlanacaktır.

şiire dönelim tekrar. finalde tamamen içe dönülmüş ve dertleşme şimdilik kaydıyla sonlandırılıyor. gözünde intihar tutkusu yok şairin. getirildiği nokta var. tek nokta.. meyledildiği nokta.. tek..

şiir, şiirken çok güzel.

sevgilerimle..

Cumhur Karaca
 
22 Ağustos 2008 Cuma 22:26:56
masaüstüme kaydettim.dinlemeye doyamıyorum açıkçası.
tekrar teşekkür ederim.
ne güzel okumuşsunuz.
Bu yoruma 1 cevap yazılmış.
 
22 Ağustos 2008 Cuma 21:57:00
kardeşim derken dizelerinizde, kardeşiniz olarak yazdığınız tüm gerçeklere katılıyorum. ama en çok doğan çocukların yetişken olmaları ne kadar doğru tespit.
saygılarımı kabul edin şiirinize.
 
22 Ağustos 2008 Cuma 20:35:54
güzeldi can yüreğine sağlık.....hüzün yeli estirdi....
 
22 Ağustos 2008 Cuma 20:08:21
yüreğinize sağlık
 
22 Ağustos 2008 Cuma 19:02:34
AZRA’YA VEDA (1)

her şiirim biraz kan ve çokça yara
annemin dayandığı gibi bastona
şiirlerime dayanıyorum
dayanıyorum da, bu çocuk ölüleri
bu kuş kanatları
bu salaş angarya
yıkar adamı azra

oysa öz diliyle ağlayamayan bir halkın
ve kekik kokan dağların ahı dinmedi
şimdi neye yaslansam
yalnızlığın muzaffer elleri

artık kimse delikanlı değil
ve her çocuk yetişkin doğuyor
yine gece artığı avuçlarımda
ve yine leylim bir yaz dışarda

yolları tutulmuş
otobüsleri çevrilmiş
cepleri didik didik aranmış bir kentin
ceset olmaya öykünen gözleri
ve fakat ölüm de kolay gelmiyor ki azra
tıpkı yaşamak gibi pis bir kokuyla

bir duvar gibi tekim şimdi
indiriyorum perdeleri
tüm düşlerimi bir öksürükle terk ediyorum
öyle mavi
öyle efkar
ve öyle yangın
öz dilimle ağlamayı beceremiyorum hâlâ

kentlerde durum farklı mı sanıyorsun azra!
her köşe başında et pazarlığı
ve çürüyen
ve silikleşen
ve ne olduğunu bilmeyen bir gençliğin
tutam tutam dökülen hezeyanı

ölen her çocuğa dudağımı değsem
dudaklarım onlar kadar mor
ve onlar kadar soğuk
şimdi kim yıkayacak bu cenazeyi
kim saracak beyaz çarşafa bu esmer teni
siyaha kesen nasır dolu bir gerçeği
kim var sayacak azra

bak ve gör, her şeye geç kalmış
ve her şeye erken bakan hükümdür gözlerin
nedir bu şaşkınlığın, bu deli eden sessizlik
susma desem kan dökülür dudaklarından
ki illa yara, ki illa irin, ki illa küfür
konuşsan, bir duvar var karşında


tutunduğum yerden bırakıyorum hayatın akarını
kanım kadar soğuk akmıyor bu caddeler
bu sokaklar ve bu köpek ölüleri
bana neden diye sorma azra
yalvarırım sorma!
en fazla ,bir şair daha anılır intiharla
TEK NOKTA!
------------------------------------------
Başarılı çalışmalarınızın olduğunu
Biliyorum ve sizi
Kutluyorum..
Şiir tadında kalasınız..
 
22 Ağustos 2008 Cuma 18:55:34
tebrikler
 
22 Ağustos 2008 Cuma 18:38:15
azranın namında anlatılan bir şiir.Bir kenti ve orda ki çarpıklıkları elealmışsınız.Ben sizi yorumunuz için tebrik etmek isterim.Gerçekten duygu yüklü bir yürekten bu kadar güzel dökülür nameler.arkadaki fonda ayrıca hüzün katmış şiirinize.sizi tebrik ederim şaire hanım...
 
22 Ağustos 2008 Cuma 17:08:48
o güzeL yüreğe, o değerLi kaleme selam OLsun.. sevgiLerLe.. çk güzeLDi
 
22 Ağustos 2008 Cuma 17:04:52


"Cepleri didik didik aranmış bir kent"
Bu kenti biraz daha anlatın bana



Bu yoruma 1 cevap yazılmış.
 
22 Ağustos 2008 Cuma 17:03:22



Şiir oldum ben sizinle
 
22 Ağustos 2008 Cuma 15:33:54





Sesin deldi,bu soğuk bu ürkek İsnabulun duvarlarını
her yönümde çıkmaz sokaklar varken
şiirlerde duygulanmak nedir şimdi öğrendim "azra"

sustuttum kelimelerini ve bir kez daha dinliyorum..







Saygılarımla
 
22 Ağustos 2008 Cuma 15:33:52
kentlerde durum farklı mı sanıyorsun azra!
her köşe başında et pazarlığı
ve çürüyen
ve silikleşen
ve ne olduğunu bilmeyen bir gençliğin
tutam tutam dökülen hezeyanı

ölen her çocuğa dudağımı değsem
dudaklarım onlar kadar mor
ve onlar kadar soğuk
şimdi kim yıkayacak bu cenazeyi
kim saracak beyaz çarşafa bu esmer teni
siyaha kesen nasır dolu bir gerçeği
kim var sayacak azra

bak ve gör, her şeye geç kalmış
ve her şeye erken bakan hükümdür gözlerin
nedir bu şaşkınlığın, bu deli eden sessizlik
susma desem kan dökülür dudaklarından
ki illa yara, ki illa irin, ki illa küfür
konuşsan, bir duvar var karşında


tutunduğum yerden bırakıyorum hayatın akarını
kanım kadar soğuk akmıyor bu caddeler
bu sokaklar ve bu köpek ölüleri
bana neden diye sorma azra
yalvarırım sorma!
en fazla ,bir şair daha anılır intiharla
TEK NOKTA!


O kentler ki kararmaya meyilli olan yürekleri dahada kararttı ahlaksızlık moda oldu kim ne derse desin kim ayıplarsa ayıplasın bazan kırsal kesimde oluşum için seviniyorum gerçekten içler acısı durumlar ve her kelimenizde başka bir yara kanayan yara ilgisizlikten kangrene dönüşen umursanmayan yaralar dilinize yüreğinize sağlık kalemizi daim olsun
 
22 Ağustos 2008 Cuma 14:52:30
bir şiir ve bir ses bu kadar mı etkiler adamı?
belki anladığımdandır seni,
belki sevdiğimden şiir yüreğini,
ağlayamamak kendi dilimle
duyuramamak sesimi duvarlara...
ortak kaderimizin en büyük örneği.....

emeğine bin selam olsun
şiir,umut ve sevgiyle....
 
22 Ağustos 2008 Cuma 14:51:42
Hiçbir umut yokmu herhangi bir heceden?
Kara bulutlar dolandı tepemde geceden geceden...

Azra'nın yerinde olmak istemezdim doğrusu...

Sağlıcakla ve Şen kalın...