 |
|
 |
| |
Şiir Bilgi
14.07.2008 tarihinde eklendi.
113 çoğul gösterim yapıldı.
98 tekil gösterim yapıldı.
2 yorum yapıldı.
|
|
 |
|
 |
|
|
|
İÇİMDE, İÇİNDE SENİN OLDUĞUN UZAK BİR ANKARA
Ocak 89, Çağdaş Sokak Mektupları (yeniyıl hezeyanları...)
birtanem sen gideli tam bir hafta oldu biliyorum, son görüşümdü seni oysa şimdi kendimi kandırıyorum tatile gitti O, dönecek diyorum bir ay sonra; yani tam otuz gün… şu an mı?.. öyle yalnızım ki ah! .. derin bir nefes çektim ta yürekten, sigaramın dumanına yer açmak için. geçen hafta perşembe günüydü grip oldum, senin derdin yetmiyormuş gibi… görsen halimi yıkılırsın birtanem çöktüm bir haftada, rengim de soldu. ha… yılbaşında yalnız değildim; bir dostum,s ağolsun unutmamış aramış ya sen… mutlu muydun o akşam ? ailenin yanındaydın… sen uzaktaydın biz içtik dostumla çok susamış gibi inanmayacaksın ama, O da aşıkmış bana dert yanacakmış biraz, dedim: git kardeşim bunaltma beni ben kime dökeyim onmaz derdimi?.. sohbet ettik sanma o akşam, sustuk, hep sustuk biz birtanem… konuştuğumuzu sandığımız an bile susmuştuk birbirimize bakmadan sââtler geçti utandık bakamadık işte… çünkü ağlamıştık sorma niye ağladığımızı, utandırma. belki, sadece içimizden gelmişti ağlamak bu da benim yeni hastalığım gülüm seni andıkça içiyorum, içtikçe yanıyorum soğuk kış geceleri oturup ağlıyorum sanma ki dondurur beni bu soğuklar ne hale koydun beni, için için tütüyorum neyse… ne diyordum? .. ha, şu sigara… yine bir nefes çektim, gözlerim saplı duvara; yeni renk vermiş bir gonca gibi dudakların… -hey zindancıbaşı, imam gelsin okusun abdest aldım… şu defterimi unutmayın buranın havası vurdu, paslanmış tabakamı da bölüştürün ben gidince… ardımdan, dostlara. ha bir de yüreğimi sökün… onu da gömmeyin sevgilime gönderin, istemezse versin kurtlara dur… dur zindancıbaşı! son bir dileğim daha var: öpmek istiyorum o kızın dudaklarını, mümkün mü? .. tamam… tamam… ne saçma sorular… sen nereden bileceksin ki o kızı hayalini öpebilirim ancak, sezdirmeden urganla sarışacağız biz bu gece hava sızdırmadan götür… götür haydi! .. cezamı çekeyim son anımda, gözlerini soluyup gideyim… bak, yine dalmışım işte birtanem ben başkahraman, olmadık rüyalar görüyorum baktığım her yere, sanki resmini çiziyorum hayalini çaldığım için bana kızmadın ya… ama, öylesine yalnızım ki dayanamıyorum artık göz kırpıyorum yıldızlara, koşuyorum karanlığa şarkılar yazıyorum boşluğa, resim çiziyorum suya sen gittin ya birtanem… çok dertliyim hani bir kar yağsaydı da içime beyaza boyasaydı tüm korkularımı… acaba niye kar düşmedi bu yıl başkente? .. nasıl, sizin oralar güneşe doygun mudur?.. dün bir gömlek aldım, diğerleri eskidi; beyaz… bilmiyorum, siyaha uygun mudur?.. okullar… bizim fakülte ıssız, ürkütücü öğrencilerin hepsi tatile çıktılar, bu cuma günü dersler kesilecek herhalde bir görsen buraları, sen de tanıyamazsın, o dopdolu Ankara ufalmış kaç gündür, kaç kez beraber yürüdüğümüz Kızılay o sıkışık caddeler, meydanlar… hepsi bomboş, otobüsten hiç inmek istemiyorum, günlerim belediye otobüsünde geçiyor bütün yolculuklarım o bildik durakta hep sende canım... sende son buluyor… gülme bana… otobüslere iyice alıştım, hem biliyor musun, bu soğuklarda cama yaslanıp onlarda ne düşler kuruluyor… artık hep düşlerde geziyorum ah! bir kâbus olmuş benim için her sabah… öyle yalnızım ki hiç kimsem yok selâm alıp verecek bir dost, bir tanıdık… her biri bir yerde, çoğundan ayrıldık, sen birtanem, seni öyle arıyorum ki… hani, hatırlıyor musun? .. Beşevler’de bir akşam el ele yürümüştük, tatlı bir oyundu güldü bize karanlık, içimize girdi soyundu. birkaç gündür oralara uğruyorum, sanki sen karşıdan çıkıp gelecekmişsin gibi sana koşuyorum kollarımda az bir kuvvet sonra… sonra, sarıp sarmalıyorum yalnızlığı belki hiç içmemeliydim… ama… aah… evet ne diyordum… hâ… çok yalnızım çok… aslında sadece gözlerin dindirir bu susuzluğu; kana kana içmek istiyorum bakışlarını… zaten oldum olası sevmem şu Ankara kışlarını öyle sıkıcı ki şu kısacık, minicik günler sabahla akşam arası pek fark edilmiyor, sisli bir hava… ikisini birbirine çekiyor çok uzun geliyor bana, yemek yemediğim öğünler, bu cenderede sıkışmış ruhum, patlayacağım, bilmiyorum bu yalnızlığa nasıl dayanacağım?.. yer kaçıyor, gökyüzü geliyor üstüme, binalar el ele tutuşmuş bir halka etrafımda işte o an acizliğimi, ufalmışlığımı düşünüyorum inan, kaçmaya bile mecâli kalmıyor insanın beni terk ettiğin gün de böyle olmuştu hani o dostumuz… söyledi bana söylediklerini o an dizlerim bükülmüştü, yıkılacaktım… onlardan utanmasaydım ağlayacaktım düşüncelerim bir puslu camda kaybolmuştu, hepsi konuşuyorlardı sanki gürül gürül sonra, geçmişte kalan bir uğultu gibi geldi sesler, volkan gibi patladı acımaklı nefesler yaşardım ya belki daha kırk-elli yıl öldürdün… benim ölüm tarihim o gündür sen ağlama kahkahalarla ayıl bayıl dünyam kararmış benim o gün bu gündür. nerden geldik buraya, ölüm de nerden çıktı oda niye sıcak oldu ki? .. kapı da açıktı... affet çiçeğim, yine dalıp gitmişim bu son günlerde hep böyle oluyor, aklım sende… beni alıp götürmek için bir tek cümle hatta bazen bir hece, senden bir ses kulağımda… dinlediğim bir sevda şarkısı yetiyor. dalıyorum, çizgisi sende biten ufuklara götürüyor; sokakta oyun oynayan çocukların coşkusu. oda yine mi soğudu, ne oldu bilmem ki, bir titreme düştü içime, yoksa… sen, hasta mısın? .. çok yalnızım çok… bilemezsin çünkü mutlusun en azından uzak yerlerden umutlusun ne diyordum… şu vefalı dost… şu tükenen sigara …evin karşısında dilenci dururdu bir ara, onu bile göremiyorum bir haftadan beri şişti yine ciğerlerim, dolmak için dumanla. bilsen sultanım, şu aşk, fakirliğin tuzu biberi büyüdük işte… anlatırlar, kâh ağlamışım kâh gülmüşüm şimdi gülmeyi bilmez oldum ah! .. ah sevdanla… el açmışım… ver sadakanı… kapına gelmişim… istemem kalsın! açlıktan hani kim ölmüş? bundan böyle aç gezer gururla ölürüm kimmiş gurursuz olan ha? bir acayip dölmüş… bir silik acı var şu an parmaklarımda hay aksilik, sigaram… sigaram ölmek üzere yaşama kemend atmak istercesine sanki, parmaklarıma yapışmış, ölüm; öyle bir an ki… ölüme koşuyor yaşamak için her zerre yine dondu zaman ve içimdeki düşünceler, kaç paket? .. saymadım… izmaritler çoğalmış bir yenisini yaktım, öldürücü bir nefes… ah! .. sensiz yaşam varsın onların olsun, her biri bir yerinden kemiriyor gençliğimin, sana armağanın için teşekkür ediyorlar sebebimi sordular, seni tanıttım onlara: er gölgesi değmemiş körpecik bir dulsun. insanlar terk etmiş sanki bu kentin sokaklarını bir ben geziyorum avare, omuzlarını büzmüş içimde bir ihtiyar neş’e, kır bürümüş şakaklarını… öyle yalnızım, öyle dertliyim ki hiç sorma şimdi günler de dönmüyor gecelere inat pazarlar aynı pazar, cumartesiler aynı, bir salının diğer salıdan hiç farkı yok, aynı… aynı… herşey aynı… hayat öldü mü ne? .. bir sigara, ne iyi gidiyor bir yalnızlık üstüne… uyku… yorgun gözkapaklarımın çırptığı kanat unutamıyorum ah… seni anmayan şarkı yok! .. haftaya kısmetse memlekete gidiyorum, ne dersin… belki kendimi biraz toparlarım hem ne biçim özlemiştir beni güzel anam… kalbimi bu yıl bırakıp başkentte gidiyorum. ne buralar, ne memleket, ne de başka diyar birtanem, sen ol da benim olduğum yerde, dağbaşında oturayım, üç öğün taş yiyeyim ama hayır! sen var otur kendi dünyanda mutlu ol, terkedip gitmesin seni kutlu bahar, istersen gel bazen konuğum ol, gece rüyanda… ama bu kadar! .. gerçeği sen kendinle yaşa ben alıştım, otururuz yalnızlığımla başbaşa… ecelin türküsü söylenirse bir çevrelik boynumda hışırtısız gecelerde siz, benden öte sarılsanız da terime bulanacak o ince gül benim koynumda. ne diyordum birtanem… kör olası yalnızlık… ne olurdu, bir tutam gün serpiştirilseydi pencereme güneşi görseydi göğsümdeki tutmamış döl bir bedenim kalmış, ben bu alemden ayrılmışım ruhum; çorak iklimlerin döküldüğü göl şu bezgin aşığı taşıyan bir arzu var ki gül dudaklı kızın hayaline… doru, hırçın bir kısrak dayanamıyorum birtanem, kendimle cenk ediyorum, öyle yalnızım ki… ne yapacağımı şaşırmışım, bir kendime kızıyorum, bir sana kızıyorum üst üste vurup anıları, suçumuzu denk ediyorum sonra… yivli çelik sevdaya kızıyorum bağrıma saplanıp mutluluğumu içti diye ve gözlerini içiyorum, gözlerim kapanıyor, sızıyorum. bir gelsen buralara, beni arar bulur musun hani, dost bilip beni epeyce kalır mısın? .. yok dostum yok… bana sakın böyle gelme! geleceksen eğer, geçmişini öldür de gel, yeter ağlattığın, nazar et, bahtımı güldür de gel lütuf istemiyorum senden; beni gurursuz bilme eğer bana “Gönül’ süz” geleceksen, hiç gelme.
|
|
|
Acaba Nedir?:
acı
,
aç
,
ankara
,
arzu
,
ay
,
ben
,
benim
,
bir
,
böyle
,
cenk
,
çağdaş
,
çelik
,
daha
,
dilenci
,
dost
,
dur
,
fakülte
,
fark
,
gece
,
gibi
,
git
,
gonca
,
gökyüzü
,
gömlek
,
gül
,
gün
,
günler
,
güzel
,
hale
,
hasta
,
hayat
,
hep
,
hepsi
,
hırçın
,
hiç
,
imam
,
kâbus
,
kalan
,
kar
,
kır
,
kim
,
kör
,
nasıl
,
nazar
,
nefes
,
o
,
olası
,
ölmek
,
ölüm
,
perşembe
,
resim
,
saçma
,
sadece
,
sana
,
sevda
,
sıcak
,
sıkıcı
,
son
,
şarkı
,
şimdi
,
tam
,
tatlı
,
tüm
,
üç
,
ve
,
yalnız
,
yalnızlık
,
yani
,
yaşam
,
yaşamak
,
yorgun
,
zaman
|
|
|
14 Temmuz 2008 Pazartesi 13:08:01
Yüreğinize sağlık. Tebrik ederim.
|
|
|
|
14 Temmuz 2008 Pazartesi 11:59:18
İmgeler ile güzel süslenmiş bir duygu şiiri olmuş. Kutlarım dost kalem.
|
|
Şiire yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üye değilseniz üye olmak için tıklayın. |
|