|
|
05 Temmuz 2008 Cumartesi 16:11:48
Bugün Erzurum da çok sıcak; havuz başında bekleyen faytonun atları ve faytoncusu da hayattan yılmış gibi duruyorlar. Faytoncuyu anladık, peki atlara ne oluyor; onlarda mı dinleniyor yoksa; yoksa atların dizginlerindeki süslemelerde bir şeyler mi var!
Hiçbir şey düşünmeden öylesine baktım vitrinlere. Vitrindeki adamın bir duruşu var; sol eli göğsünün hizasında, sağ eli beline dar bir açıyla arkasını gösteriyor. Başındaki siperli şapka benim başımdakinin aynısı, onun yüzünde bir tek kıl yok, bende saç sakal gani; kendi yüzü maske gibi duruyor yüzünde, ne kadar ruhsuz bakışları var! Öylece duruyor, gözlerini gözlerimden kaçırmadan bana bakıyor; ben ne kadar bakarsam o da o kadar bakıyor. Birden içimden vitrin mankeni olmak geçti; dekoratörü ne giydirirse giydirsin hiç ses çıkarmadan kabulleniyor. Düşünmüyor, sorgulamıyor, dinlenmiyor, sevmiyor, üzülmüyor…
Bugün buralar çok sıcak; eğer bu rakım böyleyse, sıfır rakım nasıldır kim bilir! Belki iki sevgili oturmuştur denizin yamacına, kızın elinde dondurma, erkeğin dudaklarında sona yaklaşmış bir sigara; dalmışlar denizin durgun yüzüne, hiç düşünmeden öylece bakıyorlar. Belli ki, epey yol yürümüşler, dinleniyorlar.
Bugün çok sıcak, canımı sıkarak suyunu çıkaracak bir sıcak… Sık dişini, diyorum kendime; dişlerini sık, canını sık, düşlerini sık, yüreğini sık… Yanımdaki çocuk ter kokuyor, biliyor ter koktuğunu, arada bir kaçamak bakışlarla beni süzüyor. Rahatsız oldum ama belli etmek ayıptır bizim töremizde, sahte bir göz gülmesiyle ben de karşılık veriyorum, sorun yok, dercesine… Yoksa beni mi dinliyor o da!.. Şimdi şu net kafeden çıkıp kendimi serin bir meyhaneye atmak var amma…
|