Edebiyat Defteri

Hiçbir suçlu kendi öz mahkemesinde (vicdanında) beraat edemez. JUVENAL
E-mail adresiniz: 
Şifre:
Edebiyat Defteri
 Atölyeler 
   

Okunası Şiir
Özel Seçki

 
Şiir Bilgi
16.04.2008 tarihinde eklendi.
435 çoğul gösterim yapıldı.
331 tekil gösterim yapıldı.
18 yorum yapıldı.
 

   
 

..........


...........
   
Acaba Nedir?:
Seslendiren:CUMHUR KARACA

Not:Sesli şiirin yüklenmesi biraz zaman alabilir.
http://seslisiirler.edebiyatdefteri.com
Sesli Şiiri Bilgisayarınıza Yüklemek İçin Tıklayın

1. Yukarıdaki linke mouse sağ tuşla tıklayın.
2. Save Target As / Hedefi Farklı Kaydet seçeneğini seçerek dosyayı bilgisayarınıza kaydedin.
3. Yüklediğiniz sesli şiiri bilgisayarınızda dinlemek için mouse ile çift tıklayıp çaldırabilirsiniz.


 Yorumlar
 
27 Mayıs 2008 Salı 01:17:29
şair ne yaptın böyle gece gece..dağıldım..
filiz filiz harelenmişsin:)
neyse
selametle..
GBa
 
09 Mayıs 2008 Cuma 15:06:17
Bu şiir mutlaka ve mutlaka literatürde yerini almalı
 
09 Mayıs 2008 Cuma 12:38:49

Bilmem kaçıncı okumam ve güzel yorumundan dinlememdir bu özel şiirini sevgili Filiz..
Bu kez burada yeniden Cumhur Karaca yorumu ile bir kez daha merhabalaştım Taha ile..Binlerce defa etkinliklerde alkışladım bu güzelliği, bir kez daha merhaba demek ve alkışlamak yormadı keyif verdi..sevgiler yolluyorum kardeşime.
 
29 Nisan 2008 Salı 12:49:40
kırıldı uzaklık
bittim
suskunluğum kusar mı
 
21 Nisan 2008 Pazartesi 00:01:27
harika bir anlatım yine güzel bir sesten.. en önemlisi dolu dolu duygu sellerine gark olmuş dizeler. içime işledi her mısrası. yürekten kutlarım.
 
18 Nisan 2008 Cuma 18:56:07
Şiir....
 
18 Nisan 2008 Cuma 12:00:08
Ve yırttım tüm boğumları faranjitiyle sekiz
Ağıtlıyorum seni
Çığlıklıyorum
Gidişinin çanları
Yakıyor tüm hücrelerimi

Zangoç
Öldü…
Taha günaha büyüdü
Ağzımı kapatsam suskunluğu boğumlayacağım

Ölmeye doğuyorum demiştim Taha
Ellerimin morluğuna bakma
Göğsümdeki lekeyi ben bilirim
Sen sormasan da
Şimdi iki çukur kazılmalı yamaca
Biri kustuğun suskunluğa
Diğeri inanan yanlarıma

Zangoç kendini çanlara astığında.
Uzaklığı yaktım
Ve ÖLDÜ TAHA

Kutsal bir askin cigliklari,kutlarim kalemini,mükkemmel bir siir muhtesem bir yorum,tebrik ederim,sevgilerimle...
 
17 Nisan 2008 Perşembe 15:41:35
Taha ete kemiğe bürünmüş Sezai Karakoç'un kaleminde bir dünya görüşünü tebliğ eden eser haline gelmişken aynı konuda eser yazma cesaretini gösteren üstadımız bunun hakkından gelebilmiş. Ne diyeyim üstadım yazmaya devam.
Saygılar...
 
17 Nisan 2008 Perşembe 15:14:31
Taha'nın Dirilişi

Dört melek ve Kur'anla
Dirildi Taha
Onulmaz bir ölümle
Kavuran bir felçle
Öldüğü halde
Dört melek ve Kur'anla
Dirildi Taha
Cebraille Mikâille
Üç Sûr ve İsrafille
Azraille bile
Dirildi Taha
Yatağında bozulmuş bir bağ gibi
Kavrulmuş yapraklar gibi

Dağılmış ve kendi kıyametini
Ve kendi onulmaz mahşerini yaşamışken
Nemrudun ateşinde yanmışken
Firavun suyunda boğulmuşken
Dört melek ve Kur'anla
Peygamber soluğuyla
Dirildi Taha
Açtı sofrasını Mikâil
Nimetler sofrasını
Bal zeytin ve nardan
Su getirdi dağlardan pınarlardan
İlkin dudağını ıslattı bengisuyla Tahanın
Geçti bir eleğimsağma omuzlardan
Taşıyan o gülümsemesini Hızırın
Hızır güldü
Kur'anı Cebrail açtı
Sofrayı Mikâil açtı
Ölümü öldürdü Azrail
Sûrunu üfledi İsrafil
Dirildi Taha
İşte böyle dirildi Taha

Durun anlatayım size melekler
Tahayı nasıl dirilttiler
Anarak İsanın doğumunu
Anarak Muhammed Mustafanın doğumunu
Melekler
Tahayı dirilttiler

Hızırın gülüşünü
Ölmüşken bile işitti Taha

Bitmiş olanın gülüşüydü bu
Uzun uzun uğraşıp da derdin özünü bulamayan
Doktorların üstüne gelir gelmez
Yaraya parmak basanın gülüşü
Tahanın dökülmüş özünü pul pul toplayarak
Silkerek saçlarının içindeki ölü toprağını
Üstüne yüreğindeki fosfordan serperek
Ayrılmış kemiklerini
Birinci yaratılış dizisine getirerek
Ve durmadan gülerek durmadan gülerek
- Melekler de bir mevlit korosu
Bir ilahi çağlayanı-
Hızır diriltti tahayı
Sonra et bağlama dönemi geldi
Vücut bahardaymışçasına çiçeklendi
Kalbdeki eller ellere doğru yürüdü
Ciğerdeki ayaklar ayaklara doğru
Bir akşam deniz nasıl yarılır da
İçinden bir ay çıkar eksiksiz
Tahanın kalıntılarının içinden
Öyle bir Taha doğuyordu derinden

Bir Taha doğuyordu yeniden yeniye
Leylak kimyon sis ve şafaktan kinaye
Yas içinde bir çubuk göğeriyor

Açtı sofrasını Mikail
Açtı nimet sofrasını
Bal zeytin ve nardan
Su getirdi dağlardan dağ pınarlarından

Hızır gülüşünü kesti
Şimdi yüzünde huzur
Başka dirilişlere doğru
Bir hazırlanış soluğu

Bir Taha geliyordu camilerden
Denizli kubbeden türbe yelkeninden
Minarelerden minarelere giden yankılar
O konuşuluyordu şadırvanlarda

İnerek kur’anın kelimelerinden
Pervaz pervaz ayetlerden
Duvar duvar sûrelerden
Bir Taha geliyordu camilerden
Bir daha geliyordu

Açtı sofrasını Mikail
Açtı nimet sofrasını
Bal zeytin ve nardan
Su getirdi dağlardan dağ pınarlarından

Sonra sıra Azraile geldi
Çekti ölümü damarlardan
Siniri çeker gibi öz etten
Çekti kendine ait ölümü

Ölüm bir sütun dikildi batıya
Doğum bir sütun dikildi doğuya
Açtı sofrasını Mikail
Açtı nimet sofrasını

“oku rabbinin adıyla”
Dedi Cebrail Kur’andan
Üfledi sur’unu üç kez
İsrafil dürülmüş yapraklardan

Bir üfleyişte kemikler dirildi dizildi
İkinci üfleyişte etler yerine geldi
Üçüncü üfleyişte ruh indi
Bir Taha geliyordu pınarlardan
Bir daha geliyordu
Su ve peri
Keçilerin gecesi
Havada bir çiçek
Kavis mimarı
Ateşböceği
Bir daha geliyordu
Kan ve deri
Hızırın gülüşünde dağlanan
Tabaklanan
Bir sonbahar mermeri

Katırların sırtında taşıdı
Heybe heybe ölümünü
Kendi ölümünü Azrail
Tahaya bağışlandı zaman

Tahanın açılınca gözleri
Bir yeşil kanat çırpınışında
Bir deniz çarpışında
Bildi gittiğini Hızırın

Hala meleklerin
Kur’an yankısı vardı kulaklarında
Hala ölümün çıkış acısı şahdamarında
Gök boğum boğumdu eleğimsağma
Kavissiz bir ufukta
Bir gün doğmada
Bir gün batmada

Elini uzattı sofraya
Elini uzattı zeytine ve nara
Elini uzattı yeni aya
Hamd olsun dedi hamd olsun
Yeniden oldum hamd olsun
Bu dağdır hamd olsun
Bu yaz bu insan hamd olsun
Bizi yaratana
Sonra öldürüp
Yeniden yaratana
Sonra tekrar öldürecek olana
Şu dünyanın çiftçisi yapana
Yeri göğü donatana
Cehenneme ve cennete
Belli bir işaret koyana
Hamd olsun

Şair : Sezai Karakoç

Taha'nın Ölümü

Ölen şehirlerdir Taha değil
Kuruyan nehirlerdir
Lambadır sönen kış dökülmüş içine
Sonbahar yaprağı ırmağı emmiş
Asfalttır çekilen sıva bereket toprağının
Bu Tahanın ölümü değiş yürüyüşü mezarların
Kabirlerin şamarıdır çağın yüzüne
Geceye batışıdır taş bakışlarının
Tarihle öpüşme bitmiş demektir
Güneşten aya
Aydan geceye inmiş demektir masal
Fal
Kadın ellerine ısmarlanmış olan
Fincanlardan fincanlara armağan
Sabahların bakırı zehir özleminde
Ekmek rafların en gerisinde
Ev eskimiş yıpranmış depreme gebe
Taşlar birer birer mineralerden düşmede
Kubbenin kurşununu kesmiş bir elmas
Cam kesmeye mahsus olan
Her gece kalbimize musallat olan
Cami kubbelerini eriten şimşek
Kalbimizin özünü kemiren akşam
Ağaç yutmuş kabrin taşını yazısını
Ölüler kalmamış haykırdı Taha ne de babalardan bir anı
Sur yıkıntıları ölüme açılmış
Ölü kalmamış ama ölüm tutuyor güneşi toprağı
Ölü kalmamış ama ölüm hayat halini almış
İçine girdiğimiz yılan turşulu ölümle
Değişe değişe bozulmuş ölüm bile
Nerde ölümün o ak o yeşil
O siyah kırmızı keskin rengi
Artık ölüm ne gri ne kahverengi
Ne gök rengi ne yer rengi
Ölüm bir grev gibi kaplamış ülkemizi
Ta can evimize kast eden bir grev gibi
Batı bu karanlık grevin gözcüleri
Doğu sonsuz bir grevin
Çocuk düşüren bir anne gibi
Güneşi düşürmüş son seheri
Taşlar birer birer minarelerden düşmede
Geceler bir inme gibi inmede
Bir felç geldi gökten ve topraktan
Doğudan ve batıdan
Kollara bir zincir gibi yapışan
Ayakları ateşin gıcırtısıyla yakan
Kalb Yakup ve Yusuf öyküsünden boş
Kafa bütün karıncalarla sarhoş
Dudağı kessen bir şarap gibi
Felç inmiş ağzımıza yakan bir kireç gibi
Ağız mermerle örülmüş
Kapatılmış yedi uyuyanlar maparası
Develer çöle dağılmış
Ateş sönmüş kervan batmış
Kervana yol gösteren yıldız yanmış
Saksılarda kömürü soluya soluya can vermiş çiçek
Sevgiliye uzatılmış ama sevgili ölmüş
Baba demiş hasta çocuk ama baba gitmiş
Kapı çalınmış ama kimse yok önünde
Belki bir yabancılık belki bir rüzgar çalmış
Dağ çingenelerine ısmarlanan fallardan
Bir daha bir haber alınamamış
Bu yıl baharda menekşeler biile açmamış
Anneler kirazları beklerken
Bir bardak suda ölüm kaynamış
Ölen şehirlerdir Taha değil
Taşlarını fırlatan minareler
Veriyor son felç hıncından bir haber
Felç öfkesinden bir sayfadır önümüze açılan
Oku okuyabildiğin kadar ölüm dersinden
Taha birkaç kelime kaldı söylenmedik
Felçten önce birkaç kelime söyle
Son birkaç kelimeyi de söyle
Öleceksen bari öyle öl öyle
Uğursuzluk akşamı çökmeden
Kısa süren
Kutsal bir öğle gibi
Son birkaç kelimeyi söyle

Arkadaş aynalar kırılmış
Gerdeklerin şiddetinden değil
Savaştan dönen yiğitin
Sevinç mızrağından değil
Aynalar farelerin tıkırtısından bezmiş
Kırılmış kırılmış aynalar bezmiş
Kırılmış kırılmış aynalar kırılmış
Kırılmış yarasaların soluğundan
Baharı kalmamış ondan kırılmış
Ortasından çatlayan bir zamandan kırılmış
Aynalar kırılmış Tahanın yatağına bir adım ırakta
Taha ırakta aynalar ırakta
Yatak bir karantina kazanı gibi kaynamakta
Felç bir kar şehri gibi şehri gömmekte beyaza
Dağların beyazına değil ölümlerin beyazına
Köpük ölünün sarasının tükrüğü
Duvar yanmış bir Kur'an sağlam kalmış duvarda
Fırlayacak kuvvet yok kol yastığa dayandığında
Ayakları şimşek yakmış
Ezmiş bir gök gürültüsü kaburgaları
Yatak yapışmış vücuda nasıl koşacaksın Taha
Nasıl koşacaksın taş araya girmiş Kur'ana

Şair : Sezai Karakoç


Taha deyince aklıma geldi üstad..
 
16 Nisan 2008 Çarşamba 19:36:46
geniş boyut oluşturmuş
hayal gücün, ve kalemin
ve bunun sonucunda güzel bir şiir
tebrikler
 
16 Nisan 2008 Çarşamba 18:05:39
Şimdi ayaklı bardağıma üzüm suyu düşüyor
Suya gözlerin
Kırmızı kadeh yokluğunu kusuyor
Masam darmadağın
Ben darmadağın
Sen darmadağın
Şarap şarap kokuyor her satır.

Uzun bir şiirdi ama nefessiz okudum o kadar güzeldi üstadem tebrikler.
 
16 Nisan 2008 Çarşamba 17:20:38
Kurgusu,vurgusu ve çok özel imgeleriyle muhteşemdi...

kutluyorum...

sevgiyle...
 
16 Nisan 2008 Çarşamba 13:20:51
değişik bir anlatım harika benzetmeler muhteşem şiir...
 
16 Nisan 2008 Çarşamba 11:54:09
Çok güzel. Tebrikler.
 
16 Nisan 2008 Çarşamba 11:49:27
Sancılı yaşamların felsefik doğuşu ve imgelenmiş anlatımı.
Tebrikler.
 
16 Nisan 2008 Çarşamba 11:02:17
baştan sona, duygu yoğunluğunun sözcüklere yansıması olmuş, şiiriniz.

kutlarım.
 
16 Nisan 2008 Çarşamba 03:05:11
çok beğendim

tebriklerimle
 
16 Nisan 2008 Çarşamba 02:00:43
harika bir eser tebrik ederim.
Şiire yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.
En Son Eklenen 50 Şiir   En Son Eklenen 50 Şiir
Haberler Fıkra Dünyası
Bölümler
• Şiirler
• Yazılar
• Öyküler

• Forum
• Arama
• Etkinlikler
• Ne Nedir?
• Kampüs
• Bugün
Edebiyat Defteri
• Reklam ve Sponsorluk
• Site Haritası
• İstatistikler

• Kurallar
• Yardım
• İletişim
Sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Prefabrik -  Estetik -  Reklam verin