ÜYELİK GİRİŞİ ÜYE OL
Anasayfa Şiirler Forum Etkinlikler Kitap Nedir? Bicümle Tv Müzik Atölye Arama Blog İletişim Yazılar
Giriş Yap Üye Ol
Biz böyle eğilmezdik çocuklar olmasaydı... B.Necatigil Paylaş
ANASAYFA
ETKİNLİKLER
NEDİR?
TİVİ
BLOG
BİCÜMLE
ATÖLYE
ARAMA
48.044 terim terim kayıtlı.

İnsan

İnsan sizce ne anlama geliyor yada size neyi çağrıştırıyor?
İnsan terimi E-Robot tarafından 06.10.2007 tarihinde ekledi.
İnsan şiirleri İnsan kitabı

Yorumlar

zulabula 11 Aralık 2010 Cumartesi  21:06:30

ARANIYOR...
Dünyanın düzelmesinin ancak İnsanın düzelmesiyle
mümkün olabileceği anlaşıldığından
İnsanı düzeltecek "Son Ütücü" aranıyor.
(halihazırdaki "ütücü-lerin müracaatları kabul edilmeyecektir)
Sevilay Yücedağ 11 Aralık 2010 Cumartesi  01:55:08

İNSAN

Eğer
Bütün etrafındakiler panik içine düştüğü
Ve bunun sebebini senden bildikleri zaman
Eğer sen başını dik tutabilir
Ve sağduyunu kaybetmezsen
Eğer sana kimse güvenmezken
Sen kendine güvenir
Ve onların güvenmemesini de haklı görürsen
Eğer beklemisini bilir
Beklemektende yorulmazsan
Veya hakkında yalan söylenir de
Sen yalanla iş görmezsen
Yada senden nefret edilir de
Kendini nefrete kaptırmazsan
Bütün bunlarla beraber ne çok iyi
Nede çok akıllı görünmezsen
Eğer hayal edebilir de
Hayallerine esir olmazsan
Eğer düşünebilip te
Düşüncelerini amaç edinebilirsen
Eğer zafer ve yenilgiyle karşılaşır
Ve bu iki hokkabaza
Aynı şekilde davranabilirsen
Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin
Bazı alçaklar tarafından
Ahmaklara tuzak kurmak için
Eğilip bükülmesine katlanabilrsen
Yada ömrünü verdiğin şeylerin
Bir gün başına yıkıldığını görür
Ve eğilip yıpranmış aletlerle
Onları yeniden yapabilirsen
Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir
Ve bir yazı tura oyununda
Hepsini tehlikeye atabilirsen
Ve kaybedip yeniden başlayabilir
Ve kaybın hakkında bir kelimecik
Olsun birşey söylemezsen
Eğer kalp,sinir ve kaslarını
Eskidikten çok sonra bile
İşine yaramaya zorlayabilirsen
Ve kendinde ''DAYAN'' diyen bir iradeden
Başka güç kalmadığı zaman
Dayanabilirsen,
Eğer kalabalılklarda konuşup
Onurunu koruyabilirsen
Yada krallarla gezip
Karakterini kaybetmezsen
Eğer ne düşmanların
Nede sevgili dostların seni incitmezse
Eğer aşırıya kaçmadan
Tüm insanları sevebilirsen
Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı
Altmış saniyede koşarak doldurabilirsen
YERYÜZÜ VE ÜSTÜNDEKİLER SENİNDİR
VE DAHASI SEN BİR ''İNSAN'' OLURSUN..

zulabula 10 Aralık 2010 Cuma  23:16:45

Tanrı'nın tek derdi
bütüün yarattıkları yolunda gidiyor da
bir tek insan efendi/hanımefendi
allem gullem ediyor
bencileyin
selin yıldız 10 Aralık 2010 Cuma  15:43:47


her türlü kötülüğü yapabilecek varlık.


Mehtap ALTAN 10 Aralık 2010 Cuma  07:55:43

Bugün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü...

Günümüz kutlu olsun...

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi

1. Bütün insanlar hür ve eşit doğarlar. Akıl ve vicdan sahibidirler; birbirlerine karşı kardeşçe davranmalıdırlar.
2. Herkes ırk, renk, cins, din, siyasal ya da başka herhangi bir ayrılık gözetmeksizin, bildiride yazılı bütün haklardan ve özgürlüklerden yararlanma hakkına sahiptir.
3. Yaşamak, özgürlük ve can güvenliği herkesin hakkıdır.
4. Hiç kimseye işkence, zulüm, onur kırıcı ceza ya da işlem uygulanamaz.
5. Yasalar önünde herkes eşittir.
6. Hiç kimse yasalara aykırı olarak tutuklanamaz, alıkonulamaz, sürülemez.
7. Herkes davasının bağımsız bir mahkemede görülmesi hakkına sahiptir.
8. Herkesin özel hayatı, ailesi, konutu ve haberleşmesi yasayla korunmalıdır.
9. Evlilik çağına gelen her erkek ve kadın, hiçbir ırk, renk, din şartına bağlı olmaksızın evlenme ve aile kurma hakkına sahiptir; aile, toplumun temel öğesidir. Toplum ve devlet tarafından korunma hakkına sahiptir.
10. Herkes mal ve mülk edinme hakkına sahiptir.
11. Herkesin düşünce, vicdan ve inanç özgürlüğü vardır.
12. Herkesin çalışma, işini özgürce seçme ve işsizlikten kurtulma hakkı vardır.
13. Herkesin eğitim hakkı vardır, ilk eğitim parasızdır.
14. Kölelik ve kulluk yasaktır.
15. Herkes nerede olursa olsun yasalar çerçevesinde korunur.
16. Bütün insanlar Anayasaya uygun olarak yargı organına başvurma hakkına sahiptir.
17. Bir suç işlemekten sanık olan herkese, savunması için gerekli bütün haklar sağlanmaktadır.
18. Herkes dilediği devletin ülkesinde gezebilir, dilediği an terk edebilir veya ülkesine geri dönebilir.
19. Herkes işkence karşısında yabancı bir ülkeye kaçabilir. Kaçtığı ülkede kendisine “Sığınmış İnsan” muamelesi yapılmalıdır.
20. Her insan bir vatandaşlığa sahiptir.
21. Her insanın düşünce, inanç ve din özgürlüğü vardır.
22. Hiç kimse düşünce ve sözlerinden dolayı sorumlu tutulamaz.
23. Herkes toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Hiç kimse bir derneğe girmek için zorlanamaz.
24. Herkes doğrudan doğruya veya özgürce seçtiği temsilcilerle ülke yönetimine katılır.
25. Kişinin sosyal güvenliğe kavuşturulması, uluslar arası işbirliği ya da devletin kaynaklarına uygun olarak gerçekleştirilir.
26. Herkes dinleme, eğlenme, çalıştıktan sonra ücretli tatil yapma hakkına sahiptir.
27. Herkes güzel sanatların her dalında çalışmak ve bu çalışmalara katılmak hakkına sahiptir.
28. Bütün insanlar bu bildiride yazılı hak ve özgürlüklerin uygulanmasını sağlayacak bir sosyal düzeni hak etmiştir.
29. Herkes bu bildirideki maddelere uyulmasının gerekli olduğunu kabul eder.
30. Bu bildirinin hiç bir maddesinin, devlet, toplum ya da kişiler tarafından yok edilmesi için çalışma yapılamaz.
Her yıl 10 Aralık gününü de içine alan hafta “İnsan Hakları Haftası” olarak kutlanır. Hafta süresince kişi hakları belirtilir, insanca yaşamanın önemi anlatılır. İnsan sevgisinin herkese aşılanması sağlanır. İnsan haklarına saygı göstermeyen kişi ve milletler asla barışı sağlayamazlar...
SİBEL BİLGE 01 Eylül 2010 Çarşamba  01:30:01

nankör
Sema Enci 01 Eylül 2010 Çarşamba  01:11:42

İsyan.
alope 05 Ocak 2009 Pazartesi  16:09:05



insan adı altında pek çok başka "şey" de mevcut...
mesela ehud olmert, insandan başka her şeye benzeyen yaratık...
Şaban Aktaş 05 Ocak 2009 Pazartesi  02:15:43


ANTALYA'NIN DİP TARİHİNE GİRİŞ
Yönetici Menü: [ Konuyu ve yorumları sil ]
Yorum Yaz
Şaban Aktaş (23.08.2008 15:08:32) [ Mesaj Gönder ] [ Arkadaş Listeme Ekle ]

ÖNSÖZ

...tarih yazı ile değil,insanın dünyada göründüğü andan itibaren başlar.İnsanlık tarihini temelini teşkil eden 'Diptarih' devirlerini ve eserlerini tanıtmak, bölgede onarılmakta olan anıtlar gibi buraları da korumak ödevlerimiz arasındadır...(Prof. Dr. İsmail Kılıç Kökten-1967 Karain Klavuzu'ndan.)

I-GİRİŞ=Taş Devirleri'nde İnsan- Çevre İlişkileri ve Kültürleşme:
İnsanı hiç kuşkusuz ki diğer canlılardan ayıran özelliklerin başında beyin kıvrımlarındaki gelişme gelir.El ile beyin arasında ince işbirliği sayesinde 'HOMO FABER ' yani ''ALET YAPAN İNSAN ' dünya üzerinde varlık gösterebilmiştir.
Bu milyonlarca yıl süren pek de kolay olmayan çetrefilli bir yoldur.İnsan bu yolda ilerlerken nice çetin doğa olayları ile karşılaşmıştır.

Primat takımının zekaca en üst üyesi olan insan, öteki canlı türlerinden farklı olarak,beyninin özelleşmesi sonucu gösterdiği biyolojik ve kültürel evrimiyle yerkürede görülmeye başladığı 4.Zaman'ın iklimine ve doğal çevresine,yaklaşık 2(iki) milyon yıldan beri uyum sağlayabilmiş,genlerinin evrimi ve doğal ayıklanma sonucu türünü bu güne dek yaşatabilmiştir.(Alpagut,1982...85).
İnsanın gelişiminin
özellikle biyo -kültürel evriminin gerçekleştiği 'Pleistosen' dönemine kısaca değinmekte yarar görüyoruz.Jeolojik Zaman'lardan IV.Zaman'ın (KUATERNER'İN) ilk bölümü olan bu periyotta dünyamızın iklimi bu günkünden çok farklıdır.Dönüşümlü olarak sıcak ve soğuk dönemlerin egemen olduğu çağa BUZUL ÇAĞI da denir.(Arsebük G. 1990...63)

Günz, Mindel,Riss, Würm adı verilen buzul ve buzularası dönemlerle bilinen Pleistosen Devirde-İnsan kültürlerinin evreleri PALEOLOTİK (Eski Taş Devri :Alt-Orta -Üst),MEZOLİTİK olarak ayrılır.Buzulların ilerleyip gerilemesi, o dönem fauna ve florasını önemli ölçüde etkilemiştir.Çevresine uyum sağlayamayan kimi türler azalırken, birçokları da yok olmuştur.Buzullar ilerlediğinde sıcak iklimin hayvan ve bitki türleri güneye doğru yer değiştirmişler, buzullar gerilediğinde ise soğuk iklimin hayvan ve bitki türleri kuzeye çekilmişlerdir.Buzulların bu hareketleri, IV.Zaman bitki örtüsünü sırasıyla,buz çölleri,tundralar, ormanlıklar, ve çöller biçiminde değişikliğe uğratmıştır.Öteki canlı türleriyle birlikte aynı iklim koşullarında ve aynı doğal çevrede yaşamış olan insanlar, çevrelerine uyum yapabildikleri sürece varlıklarını koruyabilmişlerdir.Bu sert iklim ve doğal çevre o devrin kültürlerini de etkilemiş, örneğin Alt Taş Devri'nde alet teknolojisinin evrimi oldukça yavaş olmuştur. (Alpagut, B. 1982...86).

İnsanlık tarihini başlangıç döneminde yaşamış olan bu günkü uygarlıkları kendilerine borçlu olduğumuz 'PALEOLİTİK'bir başka deyişle ' Yotma Taş Çağı ' insanları,yalnızca taş ve kemiklerden ürettiklerialetlerden oluşan, son derece sınırlı bir teknik donatımla gerçekleştirebildikleri avcılık ve toplayıcılık eylemleri ile hayatlarını sürdürebiliyorlardı.Bu durum ise onları büyük ölçüde doğaya bağımlı kılıyordu.O nedenle de doğanın kendilerine sunduğu besin kaynakları ile yetinmek zorunda kalıyorlar ve bu kaynaklarda meydana gelen değişmelere paralel olarak da yer değiştirmek zorunda kalıyorlardı.Özellikle de av hayvanlarını göçlerini izleyerek onların peşisıra gidiyorlardı. Yalçınkaya , I. 1988...40)

Paleolitik insanları sert ve soğuk iklimden korunmak için mağara ve kayaaltı sığınaklarında barınıyorlardı.Besinlerini avcılık ve toplayıcılıkla sağlayan bu insanlar, 20-30 kişilik küçük gruplar halinde ortak bir yaşam sürüyorlardı.Zamanla ateşi bulan ve yiyeceklerini pişirerek yemeyi öğrenen insanoğlu, soğuktan korunmak için hayvan postlarından yararlandı.(Alpagut, B.1982..86).Tabii ki ateşi kontrol etmeyi, yani bir anlamada taşımayı ve sürdürmeyi öğrendiğinden itibaren ısınmak için ateşten de faydalandı.

Buzul Çağları sonrası ısınan yerkürede iklimin yumuşamasıyla çayırlar bollaşmış,ormanlar düzlükleri kaplamış ve toplayıcılığa elverişli yörelerde nüfus birikimleri başlamıştı.MEZOLİTİK adı verilen bu kültür evresinde, avcılık yerini toplayıcılığa ve balıkçılığa bırakmıştır.Ormanların düzlükleri kaplamasıyla insanlar akarsu ve göl kenarlarında (Alpagut,B. 1982..88).ya da denize yakın yerlerde yaşamaya başladılar.Son Buzul (WÜRM) çağından itibaren yerküre ılıman iklime kavuşmuş ve bitki örtüsü zenginleşmiştir.Paleolitik, Mezolitik kültür evrelerinde besinlerini avcılık,toplayıcılık , balıkçılıkla elde eden insanlar Neolitik Dönem'de (YENİ TAŞ DEVRİ) yerleşik bir yaşam biçimi sürmeye başladılar.(Alpagut,B. 1982..88).Bu insanlığın ilk büyük devrimi bir başka deyişle ''TARIM DEVRİMİ '' de denen NEOLİTİK DÖNEM'dir

NEOLİTİK insanları, bitki ve hayvan türlerini biyolojik evrimini yönlendirmişlerdir.Akarsuların düzene girmesi ve deltaların oluşması tarıma elverişli topraklar hazırlamış,ancak tarım etkinliği yeryüzünün değişik yerlerinde değişik zamanlarda-doğal çevre ve iklim koşullarına bağlı olarak-ortaya çıkmıştır.Örneğin Anadolu'da Neolitik Kültürler Avrupa'dan çok daha önceleri başlamıştır.

Yerküre tabakaları arasında fosillerine rastlanan insan türlerini yaşadıkları çevrenin ve beslenme biçimlerinin onların anatomik ve morfolojik yapılarında birtakım değişikliklere yol açtığı görülmektedir.Örneğin Pleistosen devirden başlayarak insanın diş yapısında, diş sayısını azalması, oylumlarının küçülmesi biçiminde bir evrim görülmektedir.Dişlerin böyle küçülmeye başlamasında besinlerin pişirilerek yenmesi önemli önemli rol oynamıştır.Pişirmenin tarihi 'HOMO ERECTUS''(İlk dik yürüyen insan)'a kadar inmektedir,ki bunun dolaylı kanıtı yine dişlerdir.Yiyeceklerin pişirilip yumuşak olarak yenmesi, dişlerin koparma ve çiğneme işlemlerini kolaylaştırdığından, diş boyutlarında ve alt çene kemik yapısında küçülmelere neden olmuştur.Yumuşak besinler çene kaslarına daha az yük bindirdiğinden, çiğneme kaslarına olan ihtiyaç giderek azalmış ve bu kaslarda küçülmeler meydana getirmiştir.Bu da kafatasını ve yüzün genel çevresinin yeniden biçimlenmesine yol açmıştır.Çiğneme kasları küçüldükçe, bağlı oldukları kemik yapısının boyutlarında da küçülme meydana gelirken, insanın yüzü küçülmüş, buna karşılık beyin kutusu genişlemiş ve beyin hacmi artmıştır.

Kültürel evrim ile beyin hacmi ve diş ölçülerinin değişmeleri arasındaki ilişki Pleistosen Devir'den sonra yoğunlaşmaktadır.Dişlerin morfolojisi ile orjinal boyutları, doğrudan genetik kontrol altında bulunmaktadır.Demek oluyor ki onların değerlerindeki bu değişimler GERÇEK BİR BİYOLOJİK EVRİMDİR.

Ortadoğu'da M.Ö. 6000 yılları civarında çanak çömlek yapımını giderek yaygılaşması ve kullanılması yani besinlerin çeşitli biçimlerde islâh edilmesi ve besin hazırlama tekniklerinin geliştirilmesi, insanların diş morfolojisinde , diş boyutlarında ve bütün bunlara bağlı olarak altçene kemik yapısında önemli değişiklikler ortaya çıkarmıştır.Değişik beslenme yöntemleri ve besin hazırlama teknikleri, geçirilen hastalıklara, insanlarıninsanların yaşadıkları çevrenin kendi anatomik ve morfolojik yapılarına etkileri, genetik olarak benzer toplumlarda birbirinden farklı evrim basamakları gösterebilmektedir.(Alpagut, B. 1982..88-89).

İnsan ve doğal çevre arasındaki enerji ve madde alışverişi, canlılığın sürdürülebilmesi açısından çok önemlidir.(Alpagut,B. 1982..18).İnsanı tüm canlılarda olduğu gibi çevresinden ayrı düşünemeyiz.Taksonomik olarak PRİMATA takımına bağlanan insan III. ZAMAN'ın sonlarında bu takımın diğer üyelerinden ayrılmış ve kendi çizgisinde bu günlere dek gelmiştir.İnsanın geçmişine baktığımızda, belli bir noktadan sonra beyninin gelişimi sayesinde kültürü oluşturduğunu görüyoruz.Bunun için de önce iki ayağı üzerine kalkması gerekmiştir.O zamana kadar doğal çevreye bağlı olan insan bir anlamda doğaya kafa tutmaya başlamıştır.

Doğa Bilimleri temelde ''CANLI İLE CANLI '', ''MADDE İLE MADDE '', '' MADDE İLE CANLI '' arasındaki ilişkileri inceler.Bunun için de ''EKOLOJİ '' gibi çeşitli çalışma alanları doğmuştur.

İnsanın gereksediği enerji üretiminin miktarı, teknoloji, doğal çevre, nüfus artış hızı tarafından etkilenmektedir.Bu enerjinin çağımızda çok miktarda üretimi ve dağıtımı sırasında, toprak, su , hava gibi doğal çevreyi hızla kirleten sanayi artıkları,canlıların biyolojik yaşamına elverişli koşulları ortadan kaldırmaktadır.İnsan türünü geleceğini tehlikeye düşürecek, zararlı mutasyonlara yol açacak olan kötü birikimler yok olan diğer türler gibi insan türünün de tükenmesine neden olabilir.Bilinçsizce ekolojik koşulların değişmesine, çevre faktörlerinin canlılar üzerine olumsuz etkilerine izin verilirse EVRİM KURAMI 'na göre tüm canlı türlerinin gelecekte yok olması olasıdır.Bu nedenle ÇEVRE-İNSAN ilişkilerinde üretilen enerjinin planlı bir şekilde üretimi ve dağıtımı zorunludur.(Alpagut, B. 1982..18- 19).

Belki de söylendiği gibi '' TARİH AFFETMEZ ''.Ancak benim bildiğim insan isterse kendini, tüm diğer canlıları, gezegeni,hatta tüm evreni sevgiyle kucaklarsa daha yaşanılası dünyalarımız olur... Bunun yolu bilmekten geçiyor gibi geliyor bana ve de ' ' AŞK ''tan.Bu gün bildiklerimizi ve borçlu olduğumuz yol göstericilerimizin ve benim çabalarım boşa gitmez umuduyla '' Tarihin diplerine'' iyi yolculuklar.

13 Kasım 1995
HÜSEYİN ÇAĞLAYAN -ANTROPOLOG

AÇIKLAMA:Değerli arkadaşım antropolog Hüseyin Çağlayan ile müştereken 1995 yılında bir müşterek proje başlatarak Karain Mağarası hakkında ayrıntılı bir kitap yazmaya karar vermiştik.Ben kendisine o zaman sahibi olduğum Maki Tur Turizm Seyahat ve Otelcilik Şirketi'nin sahibi olarak fotoğraf çekimlerinde ve kitabın baskısında destek vaad ettim.Hayli birlikte çalıştık, kitap baskı aşamasına gelince, şirketim yurt dışında Körfez Krizinin etkisiyle gelen sarsıntıyı aşamadı ve çalışmalarımız yarım kaldı.İnşallah burada bu çalışmaların gerisini yayınlayarak, bilgileri toplumumuza kazandıracağız.

Gelecek yazımızın konusu; PALEOLİTİK'TE ENDÜSTRİ VE ALET KAVRAMI

Hepinize saygılar sunarız.









Şaban Aktaş 05 Ocak 2009 Pazartesi  02:12:57


Gece göküyüzüne baktığımızda yakamozlar gibi ışıl ışıl milyonlarca yıldız gözümüze çarpar.Bunların bir kısmı yaşayan yıldızlardır, bakınca göz kırparlar, bir kısmı da sönmüş yıldızlar veya gezegenlerdirki güneşten aldığı ışığı ayna gibi bize yansıtırlar.Dünyamızın varoluşu elbette evrenin varoluşu ile birlikte düşünülmek zorundadır ve Big Bang kuramı, bu güne değin evrenin varoluşuna ilişin en bilimsel kuram olarak kabul görmektedir.Buna göre evren yaşı beş milyar yılın üstündedir.
AY ÜSTÜNE BİR DENEME adlı yazımda dünyada ilk canlı türlerinin(amphibie'ler-hem karada hem suda yaşayabilen türler) oluşumuna çok kısa değinmiştim.

Uzaydan bakınca mavi bir portakal gibi gözüken dünyamız yaşamın ender rastlandığı gök cisimlerinin en güzelidir.Bu gün varlıkların canlı cansız yaşlarını ölçebilecek yöntemler, son derece gelişmiş bilimsel yöntemlerdir.
Radyoaktif metoda göre dünyamızın yaşı 3,5 Milyardan daha eski,ilk bitki örneklerinin sularda oluştuğu evre 340 milyon öncelerde , 310 Milyon yıl önce ilk balık türleri oluşmuş,300 Milyon yıl önce Amhibielerin balıklardan oluşumu ve yaşamın giderek evrilerek 200 Milyon yıl önce kurbağa kaplumbağa ve krokodillerin gelişimi izlemiştir.Hominoidlerin(İnsana yakın maymun türünün 30 Milyon yıl önce oluştuğu ve dik yürümesiyle beyin hacmi 500 santimetre küpten , 1500 santimetre küpe çıkıp, kafatasının gelişeceği statik denge durumu sağlanmıştır.İnsan tarafından yapılan ilk aletler 600.000 yıl öncesine dayanmaktadır.

YÜRÜYEN EN ESKİ HOMİNİDLER:

1)ZİNJANTHROPUS YA DA HOMO HABİLİS, 1960 -1964 Yılları arasında Doğu Afrika'da Kenya sınırları içinde Olduwai vadisindeki mağaralarda , ingiliz bilginlerinden L.S.B. LAKEY ve eşi tarafından yapılan araştırmalarda bulunmuştur.Amerika'da Berkeley Üniversitesi laboratuvarlarında Potasyum -Argon Metoduna göre yapılmış değerlendirmede kalıntıların ele geçirildiği volkanik kül tabakasının üst katmanlarının1.200.000- alt katmanının ise 1.750.000 yıl öncesine ait olduğu saptanmıştır.

2)PITHECANTROPHUS ERECTUS-JAVA ADAMI :
Maymuna benzeyen insan türü,veya insanımsı yaratık anlamına gelir.Hollandalı bilgin EUGENE DUBOİS tarafından Güneydoğu Asya'da Java Adasının kuzey-orta kesiminde Solo Nehri kıyılarında bulunan bu insanımsı yaratığın 550.000- 475.000 yıl öncesi yaşadığı saptanmıştır.

3)SINANTROPHUS PEKINENSIS (ÇİN ADAMI )Çinde Peking'in 42 km. güneybatısında çok eskiden büyük bir mağara, şimdi ise bir Vadi olan CHOUKOU -TIEN mevkiinde 1926- 1930 yılları arasında Kanada'lı bilgin D.BLACK ve Çinli Anatom PEİ tarafından bıulundu.Son incelemelerde Java adamı ile Çin adamının çağdaş olduğu ve ve her ikisinin aynı türdeki hominidin örneklerini teşkil ettiği anlaşılmaktadır.

İki ayağı üzerine yürüyen Çin adamının bulunduğu yerde ,kömür, kömürleşmiş kemik parçalarının bulunması ateşi kullandığının kanıtıdır. Dişleri üzerindeki araştırmalarda hem et hem sebze yediği anlaşılmaktadır.

Ayrıca Avrupada da hominid türleri bulunmuştur.Bunlar Homo Heidelbergensis,Homo Neanderthalensis, Homo Sapiens ve Homo Sapiens Recens adları verilmiştir.

KAYNAKÇA:ANADOLU UYGARLIKLARI-Ord.Prof.Dr.Ekrem AKURGAL

Gelecek yazıda kazılara geçebileceğiz.Saygılarımla.

Göktürkmen 04 Ocak 2009 Pazar  00:37:05

Hangi tipi anlatsak acaba, pardon?
"benzeri" bulunan benzetmeniz güzeldi..
Abdullah Çevik 03 Ocak 2009 Cumartesi  22:47:13

En çok benzeri bulunan varlık
asri 03 Ocak 2009 Cumartesi  20:34:11

insan dogup yasayan ve ölen hayatta sadece iysiyle kötüsüyle yasama savasi veren hayatta yapmak istediklerini yapmak icin mücadele veren birademogludur.
Rumii 03 Ocak 2008 Perşembe  17:49:13

Yaptıklarından sorumlu, yaradılış gayesini arayan ve yaratanın kitaplar gönderdiği canlı
Erhan Fuçucu 31 Aralık 2007 Pazartesi  00:46:41

evrim doğru yahu, yalan diyenler yanlış anlayanlar veya önlerine bir savunma koyma zorunluluğu hissedenler...

insan bana göre farkındalıktır..
tek kelime ile farkındalık...
mami23 15 Ekim 2007 Pazartesi  01:39:33

evrim aldatmacası sadece niçin yaratıldıgını tam olarak anlayamamış insanların basit,saçma ve bir o kadar da aptalca oldugunu düşündüğüm bir olgu.
ilyas 11 Ekim 2007 Perşembe  19:00:05

Evrim saçmalık...


Devrim desene...

İlk insan Hz.Adem... Ve onun ardından süre gelen dünyaya yalnızca Allah a ibadet için gelen Adem oğullarıdır insan...
fericok 11 Ekim 2007 Perşembe  15:50:38

Bana benzeyen evrimin son geldiğiğ aşama ama devam ediyor..
bizler, kadınlar ve erkekler olarak <memeliler> grubunun en üst aşaması idik..
şimdi <silikon memeliler> başgösterdi!
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.