ÜYELİK GİRİŞİ ÜYE OL
Anasayfa Şiirler Forum Etkinlikler Kitap Nedir? Bicümle Tv Müzik Atölye Arama Blog İletişim Yazılar
Giriş Yap Üye Ol
Bir deliyle başederken, yapılacak en mantıklı şey normal rolü yapmak. Herman Hesse Paylaş
ANASAYFA
ETKİNLİKLER
NEDİR?
TİVİ
BLOG
BİCÜMLE
ATÖLYE
ARAMA

Editörden... Lokman Kurucu ile Söyleşi

14.02.2009

Editörden... Lokman Kurucu ile Söyleşi





“ yağmur yağıyor
kelimelere dikkat!
her an martı çığlığı kopabilir
her an mavi bir su derin yüzüyle
taşabilir şiire “


Bu dizeleri okuyunca aynen bir zahmet şu yağmuru öldürün, her an bir cinayet çıkabilir … diyesiniz geliyor.Yağmur sırlarımı sakladığım bu dünyadaki en iyi dostum. Bu yüzden fazlaca değeri var bu dizelerin. Onca sırrımı taşıyan dostum sanırım benimle birlikte ölecektir.

Bu şiirleri okumadan önce iyice düşünmenizi dilerim. Benden söylemesi. Her an bir dizede vurulabilir, can çekişir, kanlarınızı akıtabilirsiniz… Ne kadar can yakar, ne kadar acı verir, kaç cinayete kurban edilir ya da adımızı yazdırırız birer birer dizelere, körpe aşkların birden acımasız katilleri oluruz. En sevdiğimize düşman oluruz. Gün bitip gece başladığında bir sigara, belki bir kadeh yakamoz dizginlerimizi bırakmamıza sebep olur… Şehvetin kucağında bir güzel öpücükle nefeslerimiz son bulur… Kimseler bilmiyor neler olabileceğini…

Dikkatli olun derim bu dizeleri okurken!

Henüz çok genç. 1981 Siverek doğumlu. Yaşı ile ilgili konuşurken hemen düzeltti söylediklerimi. Evet kimlikte 1981 yazıyor. Malum Urfa doğumluyum. Yaşım 25. Annem daha küçük olduğumu söyler ama ben babamın söylediğine inanırım diyor. Ben hemen kadınlık duygularımı yüceltip atlayıp soruyorum. Niye anne değil baba sözlerine inanıyorsun ki, ana yaşını anca annen bilir… Annem yılları karıştırıyor, çünkü annemin bir zaman ölçüsü yok . Bunları duyduğumda sevgim daha da artıyor ve samimi söyleşimiz yol alıp gidiyor.


“kendiyle kalması insanın
kayboluştur..

bunu çöle düşen bilir
bir de bir avuç kuma
çöl kadar şiir yazan
şair
yapay karmaşa “




Şiir diyorum. Herkese göre ayrı bir anlamı olan sonsuz deniz… Peki size göre şiirin anlamı nedir? diye soruyorum. Çok güzel bir cevapla karşılaşıyorum…

Rüzgârın rengi nedir, rüyanın tadı nedir?
Peki içtiğimiz su, kaç taşın üzerinden geçer ve kaç yaşındadır?

Bu sorularla aynı rahmin çocuğudur şiir nedir sorusu. Her dönem birkaç çerçeve yaratılmış şiire.
Ama şiir her çerçeveyi, bazen çok zor da olsa, kırabilmiş her defasında.

‘’Bir şairin böyle deli bir soruya vereceği en kolay yanıt,;
şiiridir



‘ ’özüne git rüzgarın
git gör ne de heybetsizmiş
saçlarını dağıtan karmaşa

etini sıyırmakla başla sevginin
aşkı anlatmaya
bak ne kalacak ağzında..

ıı

iyi dediğin sadece boya
kin fırçasıyla sürülmüş
uçan noktanın etrafına’’


....(sinek’ şiirinden bir bölüm)



Genelde sık sık sohbetlerde dile gelen bir konudur. “Şair olunmaz şair doğar insan ”. Kimine göre bu düşünceye olumlu yaklaşımlar sürerken, kimine göre sonradan kazanılan bir eylemde olabiliyor şiir yazmak. Herkesin kendine göre öne sürdüğü düşüncelerle pekişip gidiyor. Peki siz şiir yazmanın bir yetenek olduğunu inananlardan mısınız? Hem herkesin yazdığına şiir demek mümkün müdür?


Ben böyle bir yeteneğin her ruhun derinliğinde var olabileceğini düşünüyorum. Yeter ki bu derinliğe varmak için tüm şartları yaratsın insan.

Bunun ötesinde şiir yazmak tercihtir. Yazarız ya da yazmayız.
Biz, günahlarımızı, pişmanlıklarımızı, dengesizliklerimizi, saçmalıklarımızı, sevip de sevişemediklerimizi, sevişip de doyamadıklarımızı, acılarımızı, kusmuklarımızı, dili, içe ya da davranışa dökmenin yanında sayfaya da dökmeyi tercih etmişizdir. Bu da bizi şair yapıyor, ya da olmaya çalışan...

Ayrıca herkes şiir yazdığına inanma özgürlüğüne sahiptir. Herkes istediğini okuma özgürlüğüne...



Bu cevabın üzerine size kimleri okumayı seversiniz desem…


Bu güzel bir soru.
Bir görevi yerine getirmek adına, ya da birileri ’okudun mu?’ diye sorduğu zaman, sırf ‘evet okudum’ diyebilmek için okuduğum şairler var.
Bir de sahiden severek okuduklarım var.
Mesela; Edip Cansever.
Ben Edip’i ruhumun her halinde okuyabiliyorum. Çünkü Edip’in şiiri su gibi. Girdiği ruhun şeklini alıyor. Sinirliysem sinirleniyor. Gülüyorsam gülüyor. Yanıyorsam yanıyor…


Heyecanla başka isimler öğrenmek istiyorum. Okuduğu şairi tanıyıp kendiyle öz tutmayı iyi bilen ve okuduğunu tanımlayıp, içindeki öz’e ulaşıp onu anlatabilen dikkatli bir okur var karşımda. - hınzırca gülüyorum ama o beni göremiyor maalesef -


Sonra Murathan Mungan,Küçük İskender, İbrahim Halil Baran, Müslüm Yücel.
Bu liste uzayabilir. Ama bir parantez açıp hemen kapatmak istiyorum; CHAOTİCA, VARIŞLI





İlk saydığı isimleri biliyoruz. Fakat son saydığı ve büyük harflerle yazmayı tercih ettiği bizden diyeceğim - umarım kızmazlar – isimler ki gerçekten değerlidir. Her an ulaşabileceğimiz ve bizimle aynı havayı soluyan değerli kalemlerimizdendir. Sakınıyorum sözcüklerimi belki sadece şiirlerinden bildiğim, zaman içerisinde tanıyacağım güzel bir şair arkadaşım. Ama biraz çekingenlik söyleşinin başından beri var. Küle varmak için, sağ elini yakan bir şair var karşımda… Kitlenip kaldım çoğu zaman.


“ a çok mu duygusalım?
nazında mı yine deliliğim?

…

ah evet deliyim
ah evet zır şiir
ama geçmiyor ki hayat
hep böyle şiirle”



Ah evet hatırlıyorum. O sessizliklerimin çoğaldığı bir an da hem de öyle narin bir edayla, öfkesini kusan dizelerine yatırmıştınız beni. Sonra ulaşılmaz bir şairin korkunç çığlıklarını yakında buldum. İşte budur dediğim çok dizeye imzamı attım. Ben şiirin yaşamımızın karşılığı olduğunu söylüyorum her defasında. Her şiirde insan kendi hayatını yatırır, doğrar, keser, sever, öldürür, sevişir, düşünür, tartışır, yola çıkar, oradan döner ya da dönmez… Her insanı şiire iten nedenler vardır. Her birimiz sorsak kendimize bir cevap buluruz mutlaka Peki sizi şiir yazmaya iten sebepler nelerdir?


Bu soruya vereceğim cevapta samimi olmak biraz yakışıksız kaçabilir. Ama ben yine de samimi olayım.

Ben daha on dört yaşımda bir çetenin lideriydim. Acımasız ve korkunç kompleksliydim.
Benden yaşça ve fizikçe büyük olan insanlara kafa tutmak zevk verirdi bana.
Her gün tipini beğenmediğim, gıcığıma giden birilerini dövmeden, dövdürtmeden rahat etmezdim.
Korkunç egolarım vardı.(hala da var)

Bir gün yaşadığım hayatın beni tamamlamadığını, kendimi adam döverek, haraç alarak tatmin etmenin hitler olmakla aynı şey olduğunu anladım. Şarkı söylemeye başladım. Sonra kendi şarkılarımı uydurmaya…
Bu şarkıları kaleme almam gerekiyordu. Çizgisiz bir defter, mavi bir kalem.
Sonra bence bir kanser türü olan sevgili Murathan’la (mungan) tanıştım..

Benden ruhça ve kalemce büyük olan Murathan’ı aşma çabası, benden yaşça ve fizikçe büyük olan insanları devirme çabasının yerini aldı.
Şarkıcı olmak için uğraşabilirdim. Olurdum da sanırım.
Ya da bir soyguncu çetesinin lideri. Ya da bir kabadayı. Ama ben şiir yazmayı tercih ettim.



“ diğerinin aynısı
başka bir gece
bu da yarın ki gibi olacak
biliyorsun

perdeler tam sır
ve düşler…

…
yine bir ölümle
hazır mısın rahminden
bir şiir daha düşürmeye?”




Takip ettiğiniz şiir ya da edebiyat dergileri var mı?

Düzenli takip ettiğim hiç bir dergi yok. Bu yerleşik bir hayatım olmadığından kaynaklanıyor.
Bugün Konya’dayım. Ama dün Urfa’daydım. Geçen hafta İstanbul’da.



İnternette şiir yayınlamak mı yoksa dergilerde yayınlamak mı daha iyi?
İkisi arasındaki durumu değerlendir misiniz?



Bu çok tartışmalı bir değerlendirme olabilir.

Birçok isim yapmış şairlerin internette şiir yayımlamanın şiirin düzeyini alçalttığını söylediklerine şahit oldum. Bu doğru olabilir. Az da olsa doğruluk payı vardır. Ama şöyle de düşünmek gerekiyor. Sanalda yayımlanan şiirlerin ne kadarını yayınlayabilir dergiler. Böyle bir olanakları var mıdır? Bırakın ’kötü’ diye tanımladıklarımızı, iyi olan şiirleri bile yayımlamıyor dergiler. Ya bunları ciddiden değerlendirme olanakları olmuyor, ya da bu bazılarının büyüklüğüne sakıncalı bulup yayımlamıyorlar.

Sanal olmasaydı bugün bu sitedekilerin yüzde 99’u Ömer Faruk Hatipoğlu şiiriyle tanışmamış olacaktı. Ki bence bu şiir adına bir kayıp olurdu.

Bunu da başka bir şekilde gelecek eleştirilere cevap olsun diye ekleyeyim.
İnsanlar kahve köşelerinde okeye döneceğine, gelip burada şiir yazmaya çalışsınlar. Sanal bu insanları kucaklayabiliyor. Bu insanların çoğu zamanla, bu kucakta hatırı sayılır bir şair olmak için okumak zorunda olduklarının farkına varıyor.
Hiç kuşkum yok sanal, bu ülkede dergilerin, gazetelerin, kitapların yapmadığını yapıyor. Okuyucu kazandırıyor şiire… Sanalı eleştiren şairler, sanala birçok şey borçlu olduklarının farkına varmalılar.





“ bir saatliğine dışarı çıkıyorum
döndüğümde ölmüş olunuz lütfen

sahip olduğum her şeyi
kendinizle götürmüş olun
bulabilirseniz
kendinizi bulabilirseniz
kendinizle götürün
bir şey bırakmayın kendinizden
siz sandığım her şeyden…”



“ Ölünüz Lütfen ” Lokman Kurucu’nun ilk kitabı. Lokman Kurucu’ya söyleşi teklifi gönderdiğimde hiçbir yerde kitabı bulamadığımdan ve nerede bulurum sorusuna karşılık, adresime postalaması ile kucaklaştım. Kitabı elime aldığımda ne yalan söyleyeyim, kitabın ismine içindeki şiirlere ne kadar yakın bulduysam bile kendimi, yayınevi beni şaşırtmadı. Gündüz Yayınevi tarafından basılmış bir şiir kitabı. Her yerde kendi isimlerini ve tüm reklamını şairin adından daha fazla yere sığdırmayı başarmış. Hani şiir kitabı okumayan sadece internette şiir okuyan biri olsam yutucam yapılanları ama yutkunabildim sadece. Şiir emektir. Emeğe saygı bu kitabın neresinde anlayamadım. İlk sayfayı açıyorsunuz, Şairin adı ve kitabın adının kapladığı alan kadar yayınevi adresi, web sitesi var… Onu bırakıp arka sayfaya geçiyorum, yayınevinin neredeyse tüm iletişim adresleri şubeleri yazılmış. Sayfayı yine kendilerine tayin etmişler. Yine en son sayfada satın alınabilecek adresler posta çekleri vs. Büyük, kalın harflerle yazılmış.

Bir şaire yakışmayacak bir tutum sergilenmiş. Bir ticarethane yaptığı işin memnuniyeti kadar müşteri bulur. İş ne kadar pürüzsüz, temiz ve takdir görülecek kadar titiz hazırlanırsa tercih sebebidir. Bu nedenle şair benim bu söylediklerime sanırım kızmayacaktır. Çok üzüldüm bu duruma, bu yüzden tüm eleştirim. Sayfa yapısı ve düzeninden bahsetmeyeceğim çünkü Ali Gündüz kitabın editörlüğünü kendisi yapmış…

Yazık… Allahtan şiirler bizim zihnimize kazıdıklarımız…

Kitap üstüne konuşalım diyorum Lokman Kurucu’ya… Daha çok yeni. Temmuz 2008 tarihi taşıyor. Beklentilerinize cevap verdi mi?

Bugün baba şairlerin bile satılmıyor kitapları. Hep raflarda kalıyor.
O baba şairlerde bundan şikâyetçi oluyor. Lakin şairlik hayatın merkezine alınması gereken bir meslek, bu hep unutuluyor.
Yani bir yandan beyaz eşya satıcısı iken, bir yandan da şiir kitaplarının herkes tarafından okunmasını bekleyemezsin. Bu şiire nankörlük olur.
Bakın piyasadaki şarkıcılara.
Bu eleştirdiğimiz insanlar en kötü sözlerle yazılmış şarkıların savaşımını bile verebiliyorlar. Peki kaç şair, kendi kitabının savaşımını verebiliyor bu ülkede?

Ben kitap bastım, sonra her şeyi yayınevine bıraktım. Onlar hem kitabın tanıtımını yapacak hem dağıtacak, her türlü çabayı onlar sarf edecek. Ne zorları var ki?
Bütün bunları yapması gereken benim. Bu savaşımı ben vermeliyim. Veremiyorsam şikâyetçi olmak gibi bir hakkım yok.




“ ben değil
sen dayadın başını göğsüme
sen dinledin kalbimin
yıllanmış yalnızlığının sesini
sen öptün
sen tattın
sen dinledin
sonrada artıklarına baka-baka gittin”



Şiir yarışmalarına katılıyor musunuz? Ya da şiirlere ödül verilmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?


Henüz kaybetmeyi hazmedecek kadar olgun değilim. Ama, her ne kadar verilen ödüllerin çoğunun kafa kol ilişkisiyle alakalı olduğuna inansam da, yarışmayı kazanan gençleri şanslı buluyorum.
Kazanmak, dosyalarının kitap olarak yayımlanmasına, ya da basılı olan kitaplarının belli çevreler tarafından tanınmasına ön ayak oluyor.


Benim çok merak ettiğim bir şey var. Şiir yazanlarda en çok merak ettiğim bir durum hatta.
Şiir yazmanızın bir zamanı var mı? Yani istediğiniz zaman bir şeyler yazmak mümkün oluyor mu?
Belirli bir zaman tercihiniz var mı gün içinde, gece, gündüz, gece yarısı, sabahın körü…


Bu kişiye göre değişir diye düşünüyorum.
İstediği zaman şiir yazan ağır işçi şairler var tanıdıklarım arasında. Yeter ki eline kalem alsınlar, her ortamda her şekilde yazabilirler… Ama ben istediğim zaman yazamıyorum.

Ben daha çok, hatta çok çok öfkeli olduğum zamanlarda yazıyorum.
E tabi ne zaman öfkeye tutulacağımı kestiremiyorum önceden.
Yani her an yazabilirim şiiri.






“ kaç şiirde kayboldum
kaç aynadan ay diledim yüzüme
sende bıraktığım çocuk
bakışlarını benden
çektiğinden beri
her yer karanlık”



Özel bir tercih var mı? İlla defterime yazarım, yeşil kalemim olmalı ya da başka bir şey…

Kesinlikle yok öyle bir tercihim. Sevişirken telefona yazdığım şiirlerim var benim.


“ burası uçurumun dibi
bilir misiniz dibi tepesine aşık uçurumları

burası kısa sevinçler
kısa aydınlıklar uğruna girilen uzun kâbus,
kâbuslarınız var mı sizinde?”



Sevdiğinizle beraber olduğun, aşk yaşadığınız zaman mı? Yoksa ayrıldığınız da mı daha çok yazdığın oluyor?

Aşk ayrılığın yanında hep cüce kaldı bende.
Bu benden kendi aşkına karşılık bulamayan insanların bedduası sanırım.
Bu beddua şiire çok yarıyor.
Lakin ben yoruldum. Kendimi sevmeye başladım yani.


Buna ne kadar dayanacaksınız diyorum… Ben buna bir ömür dayanabilirim.
Bu hal bende pek de korkunç bir boşluk yaratmaz
diye cevaplıyor… Aşk tutunduğumuz en güzel dal bu hayat ağacında. Özlemlerimizi, sevgimizi, huysuzluklarımızı, nazımızı, öfkemizi, kıskançlıklarımızı sarıp sarmaladığımız bir tutanak oluyor çoğu zaman.


Sizi en çok etkileyen film hangisidir?

1960’larda 4 erkek çocuk, şaka yapalım derken, yaşlı bir adamın feci şekilde yaralanmasına neden olurlar. New York’taki Wilkenson Center’da 1 yıla yakın hapsolan bu 4 arkadaş, buradaki gardiyanların kötü muamelesine maruz kalır. Burada dayak yiyen, onurları zedelenen , bazı gardiyanlar tarafından cinsel istismara uğrayan bu 4 arkadaş 13 yıl aradan sonra, Wilkenson Center ve gardiyanlarından intikam alma fırsatını yakalar.
’’KARDEŞ GİBİYDİLER’’.Herkese tavsiye ederim.



“sana bir gül ölüsüyle gelemedim sevgilim
affet ya da öl
özlemin ölmenden
bin kez beterdir zaten”



En çok ağladığınız şarkı hangisi?


Önünde ağladığım bir çok şarkı var.Ama ’en çok’ Çelik Erişçi’ nin şarkıları önünde ağlamışımdır.
Bu beni tanıyan insanlar için çok şaşırtıcı olabilir.
Çok dinledim Çelik’i, ama eski Çelik’i.
Eski şarkıları arasında en çok ağladığım şarkı; SEVDAN GÖZÜMÜN BEBEĞİ
Sonrasında İlhan İrem’in şarkıları var.
Bu liste de uzar. Ama CİWAH HACO, Ahmet Aslan ve Şiwan Perwer’i de ekleyelim lütfen.




“bir zahmet şu yağmuru öldürün
yoksa şu şiir
yıkıp sıra-sıra kentleri
İstanbul’a uzayabilir

cinayet çıkabilir…”



Çok sevdiğiniz, kendinizi çok iyi hissettiğiniz bir şehir ya da mekân var mı?

Kendimi en çok İçerenköy’de iyi hissediyorum.
Ben hep Edip Cansever’in Ruhi Bey’ini aramışımdır İçerenköy’de.
Her gidişimde Ruhi Bey’i mırıldanmışımdır oradaki sokaklara.



Şiir dışında edebiyatın başka türleri ile de ilgileniyor musunuz?

Elbette. Edebiyatın her türünde ürünler verme hayalindeyim.
Öykü, deneme, roman.


Yeni bir proje var mı?
l
Kaçakçılık ile ilgili bir kitap yazmayı heves ediyorum.
Yazabilir miyim bilmiyorum, çalışacağım.



Dünyada her geçen gün sesini duyuran silah sesleri için ne diyeceksiniz?

Bu seslerin nedeni ortada. Bunu herkes görüyor. Bu konuda yapılacak tek şeyin ne olduğunu mırıldanıyor kendine, artık herkes.

Bundan kaç yüz yıl önce bir Amerikan Devleti kuruluyor. Sonra bu devlet bir ordu kuruyor. Bu kurduğu devlet, başka bir devlet olan Irak Devletine saldırıyor. Milyonlarca insan ölüyor.
O devlet kurulmasaydı bugün milyonlarca insan ölmemiş olacaktı.


"genç yaşta ölmek" diyorum sadece ve cevap o hızla hazır.

Kazım öldüğünde çok ağlamıştık.


“ben bir saatten geri döndüm bayım
neden buradasınız hala
neden bütün erkekliğinizle hem
koca ellerinizle
bağıran düşlerinizle
meyhane kokan tükürüğünüzle
karşımdasınız hala”




Aynı şehirde olamadığımız için söyleşileri internet üzerinden yapıp uzun süreli karşılıklı paslaşmalar ile tamamlayabiliyoruz. Bu zorlukları benimle birlikte yaşamaya itirazı olmayan şair dostlarıma öncelikle koca bir teşekkürü borç biliyorum. Sıkılmadım bu söyleşiden de.
Birçok konudan bahsettik. Aşktan, sevgiden, nefretten, ölümden, şarkılardan, filmlerden, sevdiğimiz isimlerden, mekânlardan, şehirlerden… Ama hepsini buraya almamız çok zor. Fakat yayınevine rağmen şiirlerini hâlâ okumadıysanız bir “kurucu” profilini gezmenizi dilerim. Sitemizin gözde şairlerinden biri olduğunu sizde göreceksiniz. Dizelerinde ölüp ölüp dirilmeye var mısınız?

Uzun soluklu, çok güzel bir ömür diliyorum Lokman Kurucu. Keyif aldım. Umarım dostlarımızda keyifli bir söyleşi okumuşlardır. Kurucu şiiriyle ayrılıyorum…


şeytanın kahpe köpeği

(ademin göbeğinde,ademe edilmiş
en büyük küfürdür o)


ademin göbeğinde şeytanın kahpe köpeği
düşsem de hacmine ah
düşürse de senin de sebebin korku
varsın cani desinler ne çıkar
ağlatsam kitaplar dağlar duvarlar önünde
dişlesem ah otuz iki diş
kandan çektiğin beyaz tenini
kezzap olsam aksam o
on binlerin uykusuzluğu
ve mavilerin ve yeşillerin ırzından
tanrının karasından yaptığın
şimdine
geleceğine
sabun olmuş ceddinin tarihine
varsın yanlış desinler ne çıkar
ne çıkar buharından
gazze’nin kangren olmuş
ahından başka



Saygımla…

BanuKalyoncu

Yorumlar
Mesaj Yaz 28.11.2009 13:40:59
fakat artık burda değil..

Mesaj Yaz 12.02.2009 17:51:09
söyleşiyi keyifle okudum. şunu üzülerek belirteyim ki şairi daha önce okumadım. ve büyük bir kayıp yaşadığımı fark ettim.
sizin sayenizde şairi tanıma fırsatı yakaladım.
sorulara bu kadar zeki ve politik cevaplar veren şairi mutlaka takip etmem kerektiği kanısına vardım.
hele bir de EDİP CANSEVER okuyorsa.
bu güzel söyleşi için tekrar teşekkürler.
saygılar.


Mesaj Yaz 12.02.2009 11:13:01
söyleşiyi okuyunca lokman kurucu'nun biraz daha olgunlaştığını gördüm, kendiyle olan ilişkisinin ilerlediğini gördüm, bunu söylemek bana düşer mi bilmem ama sevindim onun adına :) böyle devam etmelisin kurucu.

Mesaj Yaz 12.02.2009 10:34:42



çok keyifli , zevkli ve doyurucu bir sohbet olmuş...


en çok kimi okur...


en çok hangi şarkıda ağlamış


edebiyat dalında hedefi varmıdır


bence insanların zevk aldıkları şeyleri başkaları ile paylaşması okuyanlar için heyecan veriyor en azından ben birini tanımaya çalışırken hakkında bilmediklerimi öğrenirken çok heyecanlanıyorum...

böylesine evrensel düşünen bir şairi takip etmeliyim diye söz verdim kendime...


teşekkürler sevgili banu ...


ve teşekkürler sevgili lokman kurucu...



Mesaj Yaz 11.02.2009 12:15:55
İnanılmaz keyifli bir sohbete can kulağıyla misafir oldum.

Çok olduğu gibi ,renkli bir profili bize yansıtan Banu hanıma teşekkür ediyorum.


"Henüz kaybetmeyi hazmedecek kadar olgun değilim"


Evet bunu ben mi söyledim diye defalarca okudum.

Ben de aynı şeyleri hissediyorum.Asla başaramam , yapamadım diyemem.

Ben hep başarmalıyım.

Seçilmeliyim .

Bir şekilde hep zirveye aday olmalıyım

hırsı değil belki ama gayreti ve sevgisi var içimde.

Şiiri de başarmak için aynı duygularla ilerliyorum.

Bir gün mutlaka güzele ulaşacağıma inançla.

Şimdi söyleşiye konuk olan genç arkadaşımızı yürekten kutluyorum.

Zeki aynı zamanda.

Dizeleri de çok beğendim.

Profilini inceleyeceğim.

Şiir yazma ve şair olma konusundaki fikirleri de benzeştiğim noktalar var.

Ben de genelde sabah uyandığımda ya da akşam yatağa girdiğim de ilham alanlardanım

Sabah uyandım ilham yağmaya başladı.Kaleme koşsam , yatak sıcak aklımda tutarım desem asla olmuyor.İyi bir hafızaya rağmen şiir gidiyor.Hemen cep telefonuna kaydetmeye başladım.Sözler de ilginç Allah muhafaza eşim denk gelse ben yandım.
Aklıma gelmişken onları sileyim.

Bu güzel söyleşi bana da iyi geldi.

İyi ve güzel işler de başarılarınız olsun.

Selam ve saygımla.



Mesaj Yaz 11.02.2009 01:55:22
şiir bir sessiz mahşerin çığlığıdır.. kurucu sayfasından heran kopmaya hazır bir kıyamettir...

dostum haberini burdan haberlerini burdan almakta yetti bana.. kitabın için yürekten kutluyorum seni.. bilmem hatırlarmısın ama yazmak geldi içimden seni burda gördüğümde..

Mavi Yeşil ve Kırmızı


Maviyi uzak tutmuş yaradan,
Yeşili yasak kılmış
Tek bir kırmızı serilmiş sere serpe kahverengiye
..

mavi göllere sadece masallarda dalabilirdik
gökyüzünün yansımasıymış
berraklıkların maviye benzeyen rengi
belki mavilerimiz ateş maviliğindendi bu yüzden korktuk ve yeşile sevdalandık..



çınarı hiç yeşil bırakmadıkları için
sadece kuruttuklarında
ve üzerine kirli çamaşır olduğunu söylediklerini
sermek için tanıttılar..

yeşili yoktu doğunun belki çocuklarıyla yeşermişti yarınlarına düşleri..


türbelerde kutsallığa örtülen,

doğanın boyandığına

kuzuların açlığına serilendi...

bir tek yeşil...


gözlerimize yeşil cinneti girerken bir çocuğun
biz cennete merhaba der gibi
gülümsemeyi eksiltmemiştik
çok uzak dedikleri yarınlara..


ve kırmızı..


hiç eksilmedi kahverengi toprağımda
fidanları kırmızıyla sulayan adamlara
kulaklarını tıkasınlar diye figan etmemişti anneler
tan yeri her sabah bürünüp allığa boyun eğerdi
öperdi sinesinden Mezopotamya’yı
yedi zılgıt sesinde yedi dağın ardına ererken




tüm dünyadan

önce buraya merhaba derdi…




AzzE


bu şiirin ilham kaynağı Emre ve Lokman’a sevgilerimle


...................

görüşmek ümidiyle.. sevgiyle selamla

teşekkürler bu sohbet paylaşımı için


Mesaj Yaz 10.02.2009 10:46:58
Söyleşiyi önce bir solukta okudum, sonra başa döndüm tekrar tekrar okudum.

Sanırım şiir yazan insanların hepsinin ORTAK NOKTASI sıradışılık çünkü cevaplar sıradan edebiyat okuyucusunun duymak istediği, ya da duymayı ummadığı cevaplar, tıpkı şiir gibi her okuyanın değişik algılarla içselleştireceği bir söyleşi.

Yıllardır takip ettiğim edebiyat dünyasının zirvesinde gezinen hatta edebiyatımıza yön verdiğini idda eden dergilerde bile böylesine doğal, böylesine okuyucuyu lirik bir şiir okuyoruşcasına sürükleyen bir söyleşi okumamıştım, internet ve dergide yayınlanan şirilerle ilgili soruya Sayın Korcunun verdiği cevabı desdekleme acısından "böylesine güzel bir söyleşiyi hangi dergi yayıladı" diye sormak istiyorum elbetteki HİÇBİRİ cevabı ile karşılaşıyorum, soruyu tersinden sorduğumuzda ise "Böyle güzel bir söyleşiyi "hangi dergi yayınlamak isterdi" diye sorduğumda ise HEPSİ diye cevap buluyorum, burdan şu neticeye varabiliriz ki internette de çok iyi ürünler verilebiliyor, çok iyi söyleşiler yapılabiliyor, keşfedilmemiş birçok değer yazık ki edebiyat dünyasında hak ettiği yeri alamıyor. o yüzden de işin nerede yapılıp yapılmadığından ziyade iyi yapılıp yapılmadığına dikkat etmek gerekiyor, Dergilerde şiir yayınlamanın artısı kalıcı olması kadar ve edebiyatımızın kaymak takımının (Baronlarının) da dikkatini çekeceği gerçeğidir, internette şiir yayınlamanın ise daha çok yere ulaşmanın yanısıra okuyucu ile irtibat kurma olanağı da sağlıyor, ah birde "Edebiyat Baronlarının" hor görmelerinin önüne geçilebilse.

Kitabı henüz görmemiş olmakla birlikte şairin söyleşisinden okumayı önemsediğini, okumadan şair olunumayacağını, sanal popüleriden çok kalite ürünlerle kalite okuyucuyu buluşturmayı amaçladığını, şiiri ciddiye aldığını algılıyabilioruz.

Söyleşiyi yapan Edidörün de dediği gibi çok ürün vermek yayın evinin kalitesini göstermez, yayın evinin kalitesi kitabı uluştırdığı okuyucu va yazarlarına yapacağı nitelikli söyleşi olanarlarıyla imza günleriye emeğe destek çıkmasıdır ki Gündüz Yayınevinin yeni olması nedeni ile böyle davrandığına inanmak istiyorum, Ali Gündüz şansen tanıdığım ve çabalarını takdir ettiğim bir yayıncı olmasına rağmen benim kitabımda o yayınevinden başka kimlerin kitabının çıktığına dair listenin olması beni rahatsız edeceği gerçeğidir.

Başta söyleşi konuğu Lokman Korucu olmak üzere şairle böylesine güzel bir söyleşi yapıp bize sunan editörü de tebrik ederim.

Her haftayı heyecanla beklemekte olduğumu da belirtmek isterim.


Mesaj Yaz 09.02.2009 22:26:41


anlamak istemeyenlere anlatmaya çalışmaktan bıkmışların kusmuğudur şiir.
yüzü durgun denizdir; içinde sizin ait olmadığınız/kıskanılan bir yaşam içerir.
güneş vurur o durgun yüze. uzaktan içini göremezsiniz! uzaktan ise altın tozu serpilmiş göz güzelliğidir. lodosta hırçın, kendi benliğine aşık tonlarca su ve gözyüzüne karşı, onla bir bütün/yansıtıcı.
ve tuz!
:)ve kum!!!

umarım öfken hiç dinmesin kurucu.
ve
sevgili editör: tebrikler.

sevgimle kalın...


Mesaj Yaz 09.02.2009 16:43:26
kurucu...

çok beğendiğim kalemlerden biri...

daha yeni tanıştım şiirleriyle...şiirleri okurken, beğenilme ve şiir yazma kaygısından ziyade özüne varlığına inmeye çalışan cümleler gördüm...öyle cümleler ki,tanıştığım fakat yakasından tutup şiirime koyamadığım cümleler...

iyiki bu söyleşiyi yapmışsınız,merak ettiğim çok şeyi sormuşsunuz...her ikinize de teşekkürler...


Mesaj Yaz 09.02.2009 15:06:54
zeki bir insanın verebileceği cevaplar
ki üstelik şair!
ben şairlerin deliliğine inananlardanım.
yoksa doğmazdı bunca farklı cümle...
saygılar.


Mesaj Yaz 09.02.2009 14:22:31
keyifle okudum bu yazıyı

Mesaj Yaz 09.02.2009 12:42:35
kurucuyu severim.


Yorum Yapın

Editörden... Lokman Kurucu ile Söyleşi ile ilgili yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üye Ol Üyelik Girişi Yap

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.