ÜYELİK GİRİŞİ ÜYE OL
Anasayfa Şiirler Forum Etkinlikler Kitap Nedir? Bicümle Tv Müzik Atölye Arama Blog İletişim Yazılar
Giriş Yap Üye Ol
Şöhret, kazanmak zorunda olduğumuz bir şeydir; şeref, kaybetmemek zorunda olduğumuz bir şey. SCHOPENHAUER Paylaş
ANASAYFA
ETKİNLİKLER
NEDİR?
TİVİ
BLOG
BİCÜMLE
ATÖLYE
ARAMA

Doğu'yla Batı İstanbul'da buluştu

Doğu’nun ve Batı’nın önemli düşünürleri, iki dünyanın buluştuğu İstanbul’da bir araya geldi.

27.05.2011

Doğu'yla Batı İstanbul'da buluştu

Sultanbeyli Belediyesi ve İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin ev sahipliğini yaptığı organizasyon Sultanbeyli Kültür Merkezi’nde gerçekleşti.

“Doğu-Batı Düşünce Günleri” Ortadoğu coğrafyası ile batı coğrafyasından önemli düşünürleri bir araya getirdi. Türkiye, Irak, Pakistan, Mısır ve ABD’den İslam üzerine çalışmalar yapan düşünürler, 23 Mayıs günü Sultanbeyli Kültür Merkezi’nde buluştu.
İlk gün Prof. Dr. Yusuf Ziya Kavakçı, Prof. Dr. Yaşar Düzenli, Prof. Dr. İmadüddin Halil (Irak)’in katılımı ve konferansları ile başladı.

“Doğu-Batı Düşünce Günleri” ikinci günü olan 24 Mayıs 2011 Salı günü, Mısır’dan Prof. Dr. Hasan Hanefi, Doç. Dr. Mustafa Karataş ve Pakistan’dan Prof. Dr. Khalid Zaheer konuşmalarını gerçekletirdi.

“Doğu Batı Düşünce Günleri”nde son gün oturumları, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Konferans Salonu’nda 25 Maysı 2011 Çarşamba günü gerçekleşti. Doğu’nun ve Batı’nın önemli düşünürlerinin bir araya geldiği “Doğu Batı Düşünce Günleri”nin son oturumları İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Son günün konuşmacıları Prof. Dr. Jonathan Brown, Prof. Dr. Mahfuz Söylemez ve Prof Dr. Dimitri Gutas’tı.
İlk konuşmayı yapan Prof. Dr. Jonathan Brown “Metin Tenkiti” üzerine fikirlerini belirtti. “ Türkiye’de sadece geleneksel değil, modern hadis çalışmaları da yapılıyor. Bu yüzden geldiğim için mutluyum.” diyerek konuşmasına başlayan Brown, İslam’da vahiy ve sünnet ile akıl ve bilimsel gerçeklik olarak iki bilgi kaynağının olduğunu söyledi. Brown, vahiyle aklın çeliştiği noktaların kolaylıkla çözümlenebileceğini, çünkü vahyin akılla çelişmesinin mümkün olmadığını söylerken aynı kolaylığın hadis ilminde olmadığına dikkat çekti. “Bir hadis akılla ve Kur’an’la çatışırsa bu söz, Peygamber tarafından söylenmemiş demektir. Ancak bunu her zaman açıkça söyleyemeyiz. Bu yüzden ulema, 4 farklı kriterde uzlaşmıştır. Öncelikle hadis akılla bağdaşmalıdır, Kur’an’a aykırı olmamalıdır, eğer önemli bir kural ortaya koyuyorsa birden fazla kişi tarafından rivayet edilmiş olmalıdır ve bazı hadislerin özellikle sahabe tarafından bilinmesi gereklidir.” dedi. Bazı tartışmalı hadislerden örnekler vererek konuşmasına devam eden Brown, modern dönemde modern ve etik düşüncenin geleneksel İslam ve geleneksel hadis düşüncesine meydan okuduğunu söyledi ve bunun için hadisler noktasındaki kriterlerin hassasiyetine değindi.
Öğleden önceki ikinci oturumda konuşan Prof. Dr. Mahfuz Söylemez ise “Hz. Peygamberin Bir Günü”nü anlattı. Konuşmasına Peygamberin gündelik hayatının geçtiği mekanları anlatarak başlayan Söylemez, mescid, mescidin bölümleri, Medine’nin sosyal hayatı ve Peygamber’in gündelik yaşantısına dair detaylara değindi.
Son oturumda ise Prof. Dr. Dimitri Gutas “Modern Öncesi İslam Düşünce Geleneğinde Felsefenin Merkeziliği” konulu konuşmasını gerçekleştirdi. İslam felsefesinin ortaya çıkışını, içeriğini ve gelişimini anlatan Gutas, ”İslam öncesi felsefeler ölü birer felsefeydi. Gerek Yunan, gerekse İran’da gerçek anlamda felsefi bir faaliyetten söz etmek mümkün değildi. İslam’dan sonra ise Grek felsefesi İslam felsefesi içinde hayat bulmaya başladı. Abbasi dönemi ve sonraki dönemlerde yönetici ve entelektüellerin çabalarıyla, bir yandan tercümeler yapılırken bir yandan felsefe üretilmeye başlandı” dedi. Bu çeviriler ve ortaya konan bilim bakımından matematiğin önemli bir yere sahip olduğunu söyleyen Gutas, matematiğin teolojiyle ilişki halinde olduğunu, geliştirilen bir takım temel prensiplerinin teolojik alanda ve kelam alanında kullanıldığını ifade etti. İslam dünyasında felsefenin dinle çatışma yoluna hiç girmediğini belirten Gutas, “Felsefe hiçbir zaman yöresel, belirli bir topluluğa ait bir şey olarak görülmedi, evrensel ve bilimsel olarak ele alındı. Felsefe eşyanın hakikatini bilme şeklinde bir tanıma kavuştu.” dedi ve İbni Haldun, Katip Çelebi, Molla Cami gibi düşünürlerden örnekler verdi.
Panelin son günü akşamı ise Dr. Ubeydullah Sezikli’nin şefliğinde “İlahi Anadolu” adlı bir konser gerçekleşti.
Üç gün boyunca çok yoğun bir ilgi ile takip edilen programların sonunda “Doğu-Batı Düşünce Günleri” kapanış bildirisinin okunması ile program bitirildi.


Doğu-Batı: İki Dünyanın Buluştuğu Noktada Düşünce Günleri
Kapanış Bildirisi
Tarihin öznesi olmakla, yazılan senaryoların figüranı olmak arasında salınan İslam coğrafyası günümüzde, modern dünyasının temel kurucu düşüncelerinin, söylemlerinin kendisine çarpıp parçalandığı bir sınır olma işlevini üstlenmiştir. Bu açıdan İslam dünyasının şu andaki halini üç katmanlı bir okumayla anlayabiliriz. Bunlar; özne olma, nesne olma ve sınır işlevi görme olarak ortaya çıkmaktadır.
Bunlardan birincisi, Müslümanların yeniden tarih yazan bir medeniyeti ortaya çıkarma arzusu, yani kendi tarihlerinin ve genel dünya tarihinin ana aktörü olma ideali, iddiası ve arayışlarıdır. Şüphesiz, bu arzunun gerçekleşmesi için birden fazla unsurun uyumlu bir biçimde bir araya gelmesi gerekmektedir. Programımızda bu unsurlardan bilgi üzerinde durduk. Bu bilgi herhangi bir bilgi değildir. Bu bilgi, soyut ve somut biçimleriyle İslam düşünce ve medeniyetinin peşinden koştuğu, onun aracılığıyla kendi tarihsel sürekliliğini temin ettiği ve ayrıca onu hem derinlemesine hem de yatay olarak tahkim ettiği bir bilgidir. Merkezinde Allah-insan ilişkisinin yer aldığı bu bilgi, farklı İslami ilimler çerçevesinde tarih boyunca kesintisiz bir biçimde var olagelmiştir. Bu durum, modern dünya düzeninin hâkimiyetini ilan ettiği; İslam dünyasının maddi ve manevi olarak batının emperyal gücüne boyun eğmek zorunda kaldığı 19. yüzyıla kadar devam etmiştir. Bu noktadan sonra maddi boyunduruk, İslam medeniyetinde bilgi üretimi ve sürekliliği noktasında da süregelen devamlılığın kesintiye uğraması şeklinde tezahür etmiştir.Ancak, bu yüzyıl İslam’ın bir medeniyet olarak; siyasi, sosyal, kültürel bir güç olarak yeniden ortaya çıkması için arayışlarınbüyük bir hız kazanmasına da şahitlik etmiştir. Bu arayış halihazırda da devam etmektedir.

Diğer yandan, batının siyasi, sosyal, kültürel ve maddi hâkimiyeti altına giren İslam dünyasının, bir medeniyet olarak iddiasını kaybetmesinin en önemli nedenlerinden biri, Müslümanların kendi tarihsel miraslarıyla batının onlara sunduğu çerçeveyle bağlantı kurma hastalığına tutulmalarıdır. Bireylerin kendilerini, en geniş anlamıyla, çevreleriyle kurdukları ilişkide oluşturmaları gibi toplumlar da kendilerini geçmiş,şimdi ve gelecek üçgeninde tarihsel bir süreklilik içerisinde oluştururlar. Bu anlamıyla da tarih toplumların kolektif hafızalarını meydana getirirken, onların var olması için gerekli olan alanı da sağlar. Batının maddi alanın dışında Müslümanların bilgi ve bilinçlerini kuran temel parametrelerde hegemonyasını tesis etmesi, tarihin nasıl anlaşılması gerektiğiyle ilgili entelektüel çerçeveyi imal etmesi, İslam dünyasının kendi tarihinin nesnesi haline getirilmesi, bu tarihte figüran olması amacına da matuftur. Bu çerçevede, İslam medeniyetinin temel odağını oluşturan Allah-insan ilişkilerini merkeze alarak ortaya çıkan entellüktel mirasa sahip çıkmak, tarihin nesnesi olma durumundan tarihin öznesi olma durumuna geçme arzusunu da içinde taşımaktadır. Üç gün boyunca süren etkinliğimiz, kendi tarihinin figüranı haline getirilmeye çalışılan bir medeniyetin mensupları olarak bu darboğazdan çıkış yolu bulma çabalarına bir katkıyı da hedeflemiştir.
Son olarak, İslam dünyası modern batı değerlerinin kendisine çarpıp parçalandığı bir sınır olma işlevini yüklenmiştir. Bu bir açıdan olumlu gözükmektedir. Batı medeniyetinin ürettiği bilgi ve bu kaynağını bu bilgiden alan pratiklerin evrensel olma iddiasına rağmen, İslam dünyası söz konusu olunca sessizleşmesi, işlevsizleşmesi insanlığın farklı ve yeni bir rehberliğe ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. Bu noktada İslam dünyasının yeniden tarihin aktörü olma ideali,arayışı onu insanlığın genel durumuyla yakından ilgili hale getirmektedir. Ancak, bu olumlu boyut büyük ölçüde yaşadığımız sürecin olumsuz yanlarından beslenmektedir. Hümanizm, insan hakları, demokrasi, sivil toplum, liberalizm vb. batılı kurucu söylemlere rağmen, bölgemizde diktatörlerin batının büyük güçleri tarafındaniktidara getirilmesi, savunulması sonrasında da onlar bahane edilerek bölge halklarının büyük bir kıyıma maruz bırakılması,İslam dünyasının arayışlarını soyut entelektüel bir mesele olmaktan çıkarmakta ve bunu varoluşsal bir mesele haline getirmektedir.

Nihai olarak, çizdiğimiz resimde İslam dünyasının özne, nesne ve sınır olma durumları çerçevesinde alacağı yeni halin ana boyutlarından birinin onun kendi tarihiyle kuracağı ilişkide yattığı aşikârdır. Bu yeniden ilişki tesis etme durumunun en önemli temellerinden birini hiç kuşkusuz bilgi boyutu oluşturmaktadır. Bu bilginin somut zaman ve mekânla kuracağı ilişki ise işaret ettiğimiz arayışların bilinç boyutunu tesis etmektedir. Bu anlamıyla da “Doğu-Batı: İki Dünyanın Buluştuğu Noktada Düşünce Günleri” adını verdiğimiz bu etkinlik bilgi ve bilinç boyutlarıyla İslam Dünyasının kendi tarihiyle kuracağı ilişkiye ve bu bağlamdaMüslümanların son iki yüzyıldır süren arayışlarına bir katkı sunmayı hedeflemiştir. Bu hedefin gerçekleşmesi için katkıda bulunan tüm değerli katılımcılarımıza, Sultanbeyli belediyesine ve düzenleme kurulunda yer alan fakülte mensuplarına teşekkür eder. Ayrıca bu programın hedefinin başarıya ulaştığının en önemli kanıtı olan siz değerli dinleyicilere de teşekkürü bir borç biliriz.

Yorumlar
"Doğu'yla Batı İstanbul'da buluştu" haberine henüz yorum yapılmamış.

İlk yorumu siz yapın.

Yorum Yapın

Doğu'yla Batı İstanbul'da buluştu ile ilgili yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üye Ol Üyelik Girişi Yap

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.